Kendi ile ilgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları ne demektir

Kendi kendine konuşmak
Kendi kendine konuşmak

İlgili atasözleri ve anlamları

İçinde "kendi" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları.
  • Kendi düşen ağlamaz: (atasözünün anlamı)  Kendi zararına kendi neden olanın yakınmaya hakkı yoktur.
  • Kendinden küçükten kız al, kendin büyüğe kız ver: Kızlar, evlenecekleri erkeğin evinde, babalarının evinde bulduklarından fazlasını bulup mutlu olmalıdır.

İlgili deyimler ve anlamları

İçinde "kendi" kelimesi geçen deyimler ve açıklamaları.
  • Kendi ağzıyla tutulmak: Suçu, yalanı yada savının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak.
  • Kendi başına (kendi kendine): 1. Kimseye sormadan. 2. Başkasının payı yada yardımı olmaksızın, tek başına, bir başına.
  • Kendi çalıp kendi oynamak: (deyiminin anlamı) Herkesin ilgisini çeki sonra da kimseyi işe karıştırmadan ortalığı velveleye vermek.
  • Kendi derdine düşmek: Kendi derdi yüzünden başka şeyle ilgilenememek.
  • Kendi göbeğini kendi kesmek: Gereksindiği yardımı başkalarının esirgemesi üzerine ne yapıp yapıp kendi işini kendi görmek.
  • Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür: Büyük kusurlarına bakmayıp başkasının en küçük kusurunu bile kınayanlar için söylenir.
  • Kendi halinde: Hiçbir şeye karışmayan kimseyi rahatsız etmeyen, essiz, saf.
  • Kendi havasına gitmek (kendi havasında olmak): Aklına eseni yapmak.
  • Kendi kendine: 1. Kimseye danışmaksızın. 2. Yalnız başına. 3. Kendi kişiliğine.
  • Kendi kendine gelin güvey olmak: 1. Nasıl karşılanacağını hesaba katmadan bir işi olmuş bitmiş sayarak boşuna sevinmek. 2. Karar verecek kişi bir başkası iken, asıl söz sahibi kendisi olmadığı halde, bir işi kendi başına tasarlayıp biçimlendirmeye kalkışmak.
  • Kendi kendini yemek: Bir şeyi, isteğine uygun olmuyor diye kendisine dert etmek, kendisine üzüntü yapmak.
  • Kendi payıma: Bana gelince, bana sorarsanız, düşünceme göre, bence.
  • Kendi söyler kendi dinler: Ne söylediği anlaşılmaz, kendi kendine söylenir.
  • Kendi yağıyla kavrulmak: Elinde olanlarla geçinip kimsenin yardımına gerek duymamak.
  • Kendinde olmamak: Aklı başında olmamak.
  • Kendinden geçmek: Bilinci işlemez olmak, kendini kaybetmek, bayılmak.
  • Kendin pay (paha) biçmek: Başkasının durumun, kendi başından geçmiş benzeri bir durumla karşılaştırmak.
  • Kendine gelmek: 1. Ayılmak. 2. Aklı başına gelmek. 3. Durumu düzelmek.
  • Kendine hakim olmak: Gereksiz bir davranışta bulunmamak yada söz söylememek için kendini tutmak.
  • Kendine ... süsü vermek: Kendini ... gibi göstermek.
  • Kendine (onuruna) yedirememek: Kendine yapılan yada kendisinin başkasına yapması söz konusu olan bir şeyi onur kırıcı sayıp yapmaktan vazgeçmek.
  • Kendine yontmak: Çıkan bir fırsattan yararlanarak ve başkalarını hiç düşünmeyerek hep kendi çıkarını sağlayacak yolda davranmak.
  • Kendini ağırdan satmak: Bir işi yapmak istediği halde nazlanarak kabul etmemek.
  • Kendini alamamak: İstemeyerek bir işi yapmak durumunda kalmak.
  • (Bir yere) Kendini atmak: Hemen gitmek.
  • Kendini beğenmek: Başkalarını küçümseyerek kendini üstün görmek.
  • Kendini bilen (kendini bilir): Ağırbaşlı, onurlu, saygınlığını korumasının bilen.
  • Kendini bilmek: 1. Aklı başında olmak. 2. Erin olmak, ergenlik çağına girmek. 3. Durumuna, onuruna yakışır biçimde davranmak.
  • Kendini bir şey sanmak: Kendini olduğundan değerli görmek.
  • Kendini bir yerde bulmak: Farkında olmadan bir yere ulaşmış olmak.
  • Kendini bulmak: Kişilik kazanmak.
  • (Bir yere) kendini dar atmak: Ferahlık bulacağı bir yere yetişmiş olmak.
  • Kendini dev aynasında görmek: Kendini olduğundan pek çok üstün biri gibi görmek.
  • Kendini dinlemek: 1. Hastalık kuruntusu içinde bulunmak. 2. Kendi haline kalmak.
  • Kendini dirhem dirhem satmak: Pek nazlı yada kurumlu davranmak.
  • Kendini fasulye gibi nimetten saymak: Kendine aşırı ölçüde değer vermek.
  • Kendini göstermek: Gücünü göstermek, beğenilecek niteliklerini gözler önüne sermek.
  • Kendini (kendisini) helak etmek: Ölesiye çalışıp yorgun, bitkin düşmek.
  • Kendini kapıp koyvermek: Kendine özen göstermemek, kötümser, karamsar olmak.
  • Kendini kaptırmak: 1. Bir şeyin etkisinden kurtulamayacak duruma düşmek. 2. Bir işe olanca gücüyle sarılmak.
  • Kendini kaybetmek: 1. Bayılmak. 2. Öfkesinden ne yaptığını bilmemek.
  • Kendini naza çekmek: Nazlanmak.
  • Kendini tartmak:Ne durumda olduğunu anlamak için kendini yoklamak.
  • Kendini toparlamak: 1. Durumunu düzeltmek. 2. Dikkatini çalıştığı konuya toplamak.
  • Kendini tutamamak: Bir durum karşısında heyecanına kapılıp bir şeyler söylemek yada yapmak; kendine hakim olamamak.
  • (Bir şeye) kendini vermek: 1. Bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak. 2. Bütün gücünü bir şeyi yapmaya harcamak. 3. Kendisini bir şeyin tutkusuna kaptırmak.
  • Kendini (bir şeye) vurmak: Üzüntülerini unutmak niyetiyle bir şeye düşkün olmak, müptelası durumuna gelmek.
  • Kendisi muhtacı himmet bir dede (nerede kaldı gayriye himmet dede): (deyiminin anlamı) Kendisi yardıma muhtaçken nasıl olur da başkasına yardım edebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlar hemen yayınlanır.
Ancak "Lütfen" kanuni ve ahlaki kurallara uymaya önem gösterin.
Güzel yorumlarınız için de teşekkürler.

Takip et