Kuru nedir, ne demektir? Kuru ile ilgili atasözleri, deyimler ve anlamları

Son Düzenleme: 16 Ocak 2026 Soru/Yorum: 2
  1. Suyu, nemi olmayan: Kuru toprak. Kuru odun. Kuru çamaşır.
  2. Saklanmak için kurutulmuş: Kuru üzüm. Kuru fasulye. Kuru incir vb.
  3. (Bitki için) Canlılığını yitirmiş: O kadar kuvvetle hülya edeceğim ki / Açacak bu kuru dallar yapraklarını. (R. H. Dağarca)
  4. Arık, sıska, çelimsiz, çok zayıf: Bu çocuk ne kadar kuru. Kara kuru bir adam.
  5. Salgısı olmayan: Kuru öksürük. Kuru egzama.
  6. Döşenmemiş, çıplak: Kuru tahtaya oturma. Ben kuru odayı ne yapayım!
  7. Etkisi ve sonucu olmayan: Kuru vaatler. Kuru gürültü. Kuru çaba.
  8. (mecazi) Coşkusu, süsü, tadı olmayan: Dilsel ve sanatsal değer taşımayan, kuru, öğretici parçalar çocuk şiiri sayılmıştır. (Varlık)
  9. (Günlük konuşmada, lokantalarda) Kuru fasulye yemeği: Bir kuru bir pilav yedik. Pilav üstü kuru.

Kuru ile ilgili birleşik kelime ve fiiller

  • Kuru gürültü: Gereksiz, telaşlı ve bir sonuç alınamayan davranış: Meclis'ten yükselen sesler de kuru gürültü ... öyle mi? (A. N. Asya)
  • Kuru iftira: Gerçekle hiçbir ilişiği olmayan iftira: "İftira beyim, kuru iftira, iftira ki ne iftira!.. Eğer gerçekse kanım helâl!.." (D. Akçam)
  • Kuru kafa:
    1. Kafatası, baş iskeleti.
    2. Ölüm tehlikesi işareti.
    3. (mecazi) Akılsız: Ben, bu anlamsız çabaya kuru kafanın kuru gürültüsü diyorum. (Yeni Ufuklar)
  • Kuru kalabalık:
    1. Hiçbir işe yaramayan kalabalık: İtlerin hareketimize katılıp kuru kalabalık yapmasındansa, katılmayıp gülmesi daha yeğdir. (C. Kırımlıoğlu)
    2. İşe yaramaz, boşuna yer tutan eşya.
  • Kuru kuruya: Boşuna, yararsız yere: İnanmak da kuru kuruya bir inanç olmamalı... Onun kararlılığa dönüşmesi lazım, belirli hedeflere ulaşmak için. (B. Karaçam)
  • Kuru laf: Gerçekleşmeyecek vaatler: Bence hükmü yok bunların. Hepsi kuru laf. (M. Yardımcı)
  • Kurusıkı:
    1. Ucuna mermi çekirdeği takılmadan sadece barut doldurulmuş fişek.
    2. Bu fişeği ateşleyen silah: Kurusıkı tabanca mermi fırlatmaz sadece ses çıkarır.
    3. (mecazi) Korkutmak ya da yıldırmak için söylenen ve genellikle gerçekleşmeyecek, gözdağı verici sözler: Burak Bey'in kurusıkı atmalarına pabuç bırakacak bir insan değil. (N. Muallimoğlu)
  • Kuru soğuk:
    1. Yağışsız havadaki sert soğuk: Kuru soğuk, gecenin katıksız siyahını donduruyordu. (O. N. Gürmen)
    2. Hava nemli olmadığından pek üşütmeyen soğuk.
  • Kuru söz: Gerçekle ilgisi olmayan, değer taşımayan boş söz: Sevgi, kuru bir sözden ibaret değildir. (Y. Kandemir)
  • Kuru temizleme: Kimyasal maddelerle ya da buharla elbise gibi eşyaları temizleme (ve ütüleme) işi.
  • Dut kurusu:
    1. Dutun kurutulmuş şekli.
    2. (mecazi) Ufak tefek, zayıf ve kavruk kalmış kadınlar için kullanılır: Harem kapısına geldik. Kapıyı dut kurusu gibi ihtiyar bir kadın açtı!
  • İnsan (adam) kurusu: Çok zayıf, bir deri bir kemik kalmış kimse: Ne hale gelmiş öyle... İnsan kurusu gibi bir şey olmuş... (R. N. Güntekin)
  • Kara kuru: Esmer ve zayıf: – Leyla Leyla dedikleri sen misin? Pek de kara kuru çirkin bir şeymişsin! (M. Ö. Sezer)
  • Kız kurusu: (argo) Hiç evlenmemiş, yaşlı kız, kalık: Kırk bir yaşındaydı, hiç evlenmemişti, mahallede kız kurusu olarak anılıyordu. (Kolektif)
  • Tuzu kuru: Kaybedecek bir şeyi olmadığı ya da hali vakti yerinde olduğu için aldırış etmeyen: Tabii onun tuzu kuruydu. Kimsenin onu öldüreceği yoktu (B. Gördebak). Ne de olsa onların tuzu kuruydu, ne gerek vardı böylesi riskli bir işe? (D. Bilgen)

Kuru ile ilgili deyimler ve anlamları

İçinde "kuru" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:

  • Kuru başına kalmak: Hayatında veya yanında kimsesi kalmamak, kimsesiz, yalnız kalmak: Baban aniden ölüp de kuru başına kalakaldığın o zorlu günlerde bile yıkılmadın, dimdik ayakta durmasını bildin. Kimselere muhtaç olmadın, kimseye minnet etmedin, "Eyvallah!" demedin... (B. Aksun)
  • Kuru çeşmeden abdest almak: Gereksiz, yararsız işler yapmak.
  • Kuru gürültüye pabuç bırakmamak: Sözde korkutmalara aldırış etmeyip kafasına koyduğunu yapmak: Çökük Rıza, böyle kuru gürültüye pabuç bırakır adamlardan değildi. (K. Tahir)
  • Kuru hasır üstünde kalmak: Aç, parasız, evsiz kalmak: Bizi aç, çıplak, kuru hasır üstünde bıraktı da gitti. (H. R. Gürpınar)
  • Kuru tahtada kalmak: Eşyası elinden gittiği için boş evde oturmak: Sevgiliyle kuru tahtada otursam; o kuru tahta bir taht gibi gelir.
  • Kuruda kalmak: Deniz alçaldığında gemi karaya oturmak.
  • Kurusıkı atmak: (argo) Palavra atmak: Burak Bey'in kurusıkı atmalarına pabuç bırakacak bir insan değil. (N. Muallimoğlu)
  • Ağzı dili kurumak:
    1. Susuz kalmak: Nineciğim, ağzım, dilim kurudu, suyun var mı? (O. Tansel)
    2. Konuşamaz duruma gelmek: Korkudan ağzım dilim kurudu.
  • Boğazı kurumak: Çok susamak: Boğazım kurudu. Mataralarda suyumuz kaldı mı? (Dönemeç)
  • Damarı kurusun!: Birinin huysuzluğuna veya inatçılığına öfkelenildiğinde söylenen bir ilenme sözü.
  • Denize girse kurutur: Çok uğursuz ya da şanssız kimse: Denize girse kurutur. O zaman denize girmesini önleyelim. (A. Püsküllüoğlu)
  • Dili damağı kurumak: Susuzluktan ya da heyecandan ağzı kurumak: "Bir bardak su getir kızım dilim damağım kurudu." dedikten sonra başındaki eşarbı çözdü. (O. Kömürcü)
  • Dili kurusun: Çok kötü konuşanlar için "söz söyleyemez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü: Kötü haber taşıyanın dili kurusun! (K. Korcan)
  • İliğini (kemiğini) kurutmak:
    1. Canından bezdirecek kadar sıkıntı vermek: Karısının ölümünü görmek, damarlarındaki kanı tüketmiş, iliğini kemiğini kurutmuştu şairin. (A. Binyazar)
    2. Varını yoğunu almak: Kumar bu, oynamak para ister, insanın iliğini kemiğini kurutur. (O. Kömürcü)
  • İliğini (kanını) kurutmak: Canından bezdirecek kadar sıkıntı vermek, rahatsız etmek: Ettikleriyle köylünün iliğini kanını kurutmuştu bu adam.
  • Kanı kurumak: Çok üzülmek, içi tükenmek, usanmak, bıkmak: Hırsından, hıncından, kin ve garazından yandı tutuştu. Bağrı eridi, kanı kurudu. (A. Say)
  • (birinin) Kanını (iliğini) kurutmak: Canından bezdirecek kadar üzmek, çok eziyet etmek, çok sinirlendirmek: Akşam eve döndüğünde zaten tadı tuzu yoktu. "Bugün git, yarın gel"ciler, kanını iliğini kurutmuşlardı.
  • Kökü kurumak: Yok olmak, ortadan kalkmak: (...) ölene ebter yani kökü kurumuş derlerdi. Gerçekte Efendimize (sav) ebter diyenlerin kökü kurudu. (B. İlham)
  • Kökünü kurutmak: Bir daha ortaya çıkamayacak şekilde yok etmek: Kirli sular balıkların kökünü kuruttu. (Y. Kemal)
  • Kupkuru kesilmek: Çok kurumak: Bunları söylerken kupkuru kesilmiş olan ağzının içinde dili güçlükle dönüyordu. (K. Nadir)
  • Mürekkebi kurumadan: (deyim) Yazılıp kesinlik kazanmasından çok kısa bir süre sonra: Daha henüz anlaşmanın mürekkebi kurumadan bu kadar numaraya başvurduğuna göre ilerde daha büyük problemler çıkaracak demekti. (M. S. Bilgin)
  • Tamtakır kuru bakır: Boş, bomboş: Ev tamtakır kuru bakır. Ne od var, ne ocak. (H. İvgin)

Kuru ile ilgili atasözleri ve anlamları

İçinde "kuru" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )

  • Kuru ağaç eğilmez, kart meşe bükülmez: İnsana iyi bir terbiye, iyi bir eğitim çocuk yaşta çok kolay aşılanır, büyüdükten sonra çok zor olur.
  • Kuru ağaç gölgesine sığınılmaz: Kendini zor geçindiren kimselerden yardım umulmaz.
  • Kuru çeşmede abdest almış, ihmalpaşada namaz kılmış: Çok iş yapmış gibi görünüp de aslında hiçbir şey beceremeyen insanlar için kullanılır.
  • Kuru gayret adamı bitli eder: Plansız ve düşüncesiz bir çabanın kişiye fayda yerine zarar getirebileceğini ifade eder. Düşünmeden ve gereksiz yere yapılan uğraşlar, kişiyi zor duruma sokar.
  • Kuru gayret çarık eskitir*: Bilmeden yapılmaya çalışılan iş insanı yorup yıpratmaktan başka bir işe yaramaz.
  • Kuru kafa, ama neler gördü neler: Dışarıdan sıradan veya değersiz görünen kişinin çok şey yaşamış ve tecrübe edinmiş olabileceğini ifade eder.
  • Kuru kaşık ağza hoş gelmez, büyük söyleyen akşama yetmez: Değersiz bir şey kimsenin hoşuna gitmez, yalan söyleyerek kendini önemli biri gibi göstermek isteyen kişinin yalanı da kısa sürede ortaya çıkar.
  • Kuru (boş) kaşık ağza, kuru (boş) söz kulağa yakışmaz: Ağza boş bir kaşığın yakışmadığı gibi, kulağa da boş sözlerin yakışmayacağını; konuşurken içi dolu, anlamlı ve değerli şeyler söylemek gerektiğini ifade eder.
  • Kuru laf (boş lakırdı) karın doyurmaz*: Çalışmadan, sadece sözünü etmekle yararlı bir iş görülmüş olmaz.
  • Kuru (boş) torba ile at tutulmaz*: Çıkar veya karşılık gösterilmeden bir kimse bir yere bağlanmaz.
  • Kurudan kuruya bir şey bulaşmaz: Ortada doğrudan temas veya ilişki yoksa zarar ya da suç isnadının olamayacağını ifade eder. İlgisi bulunmayan kişi, başkasının hatasından etkilenmez.
  • Kurunun yanında yaş da yanar*: Gerçek suçlular cezalandırılmaya çalışılırken, bu uygulamadan hiç suçu olmayanlar da zarar görebilirler.
  • Kuruya kurt düşmez: İçinde menfaat veya cazibe bulunmayan şeylerin zarar görmeyeceğini ya da kolay kolay bozulmayacağını ifade eder.
  • Aça kuru ekmek bal helvası gibi gelir: İhtiyaç içinde olan bir kişinin en basit ve sıradan şeyleri bile büyük bir nimet gibi görebileceğini ifade eder.
  • Ağaca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür*: Hiçbir destek sürekli olmaz. Kişi önce kendine güvenmelidir.
  • Akıl olmayınca başta, kuru kafa neyler?: Bir insanda akıl olmazsa gereksiz boş işlerle uğraşır. Bu yüzden de hiçbir şey elde edemez.
  • Aklı başında olan kuru kavgaya düşmez: Akıllı insan gereksiz yere başkalarıyla kavga edip başını derde sokmaz.
  • Anam ekmeğine kuru, ayranına duru demem: Anneler çocuklarından hiçbir şey esirgemezler ve sağladıkları, sağlayabileceklerinin en iyisidir.
  • Arıca etek, kuruca yatak: Ölümcül hastalıkla mücadele eden bir kişinin, çok fazla acı çekmeden ya da çamaşırını veya yatağını kirletir duruma gelip başkalarına yük olmadan ölümü dileğini ifade eder. Hastanın, ağırlaşmadan huzur içinde ölmesini temenni eden bir anlam taşır (arı: Temiz, pak).
  • Aşığı sevdadan geçirmeye say, deryayı kurutmaya say gibidir: Birine gerçekten sevdalanan birini bu sevdasından vazgeçirmeye çalışmak denizi kurutmak gibi imkânsız bir işle uğraşmak gibidir.
  • Baht (akıl) olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta*: Talihsiz (akılsız) bir kişi giriştiği hiçbir işten olumlu sonuç alamaz.
  • Bir kuş bir dala kırk yılda bir konar; bir daha konuncaya kadar ya dal kurur, ya kuş ölür: Fırsat insanın eline geçtiği zaman değerlendiremezse, bir daha da yakalayamayabilir.
  • Çeşmeye gitse çeşme kuruyacak*: Çok talihsiz kimseler için söylenen bir atasözü.
  • Çeşmeye gitse, çeşmeyi kurutur: Uğursuzluğu veya bereketsizliğiyle gittiği yere zarar veren kişileri ifade eder. Bazı kimselerin varlığı, bulunduğu ortamda hayır yerine sıkıntı ve eksiklik getirir.
  • Dut kurusu ile yâr sevilmez*: Ancak büyük fedakârlıklarla elde edilebilecek güzel bir şey, fedakârlık yapılmadan ucuz ve değersiz şeylerle elde edilemez.
  • Ekmeğine kuru, ayranına duru mu, dedik?: "Seni küçük düşürecek, sana dokunacak bir söz mü söyledik, bir davranışta mı bulunduk?" anlamında söylenir.
  • Erken ekme don alır, geç kalma yer kurur: Tarlanın tohumlanma işi ekim zamanından önce veya sonra yapılırsa mahsulün tamamı ziyan olur.
  • Güneş olsa kimsenin mendilini kurutmaz: Bir kişinin elinde büyük imkanlar veya yetenekler bulunsa bile, başkalarına hiçbir fayda sağlayamayacağını ifade eder. Bireyin topluma ve çevresine katkıda bulunma sorumluluğunu vurgular.
  • Harmana serilmeyen fındık kuru sayılmaz: Bir işin ya da emek harcamanın tamamlanmadığı sürece sonucu değerlendirilmemelidir anlamına gelir. İşin son aşamasına gelmeden başarıdan bahsedilemez, tıpkı harmana serilmeyen fındığın kurutulmamış sayılması gibi.
  • Her ağaç kökünden kurur (çürür)*: Bir topluluğun dayandığı temel bozulursa o topluluk bozulur.
  • "İç" dedilerse "Çeşmeyi kurut" demediler ya: Yarar sağlayan bir kaynağı, ihtiyaçtan fazlası için gereksiz yere kullananlar için söylenir.
  • İyi günde yağlı ekmeği beğenmeyen fakirlikte kuru ekmeğe selam durur: Kişi beğenmediği veya aşağıladığı bir şeyin gün gelir çok daha kötüsüne razı olmak zorunda kalır.
  • Karaca, kuruca, gönlüme görece: Bazı kişiler dış görünüşe değil, iç güzelliğe önem verirler. Arkadaşlarını aynı görüşü paylaşan, kimselerden seçerler.
  • Kavak uzaya uzaya göğe çıkmaz, tepesinden kurumağa başlar: İnsanın ya da bir şeyin sınırlarını zorlamasının ve aşırıya gitmesinin sonuçta zarar vereceğini anlatır. Her şeyin bir sınırı vardır; sınır aşılmaya çalışıldıkça, o şeyin temeli zayıflar ve sonunda bozulur.
  • Köksüz ağaç kurur: İnsanın geçmişine, kültürüne ve ailesine bağlı kalmadığında zamanla zayıflayıp yok olacağını ifade eder. Kendi köklerinden kopan kişi, hayatta sağlam duramaz.
  • Mart kuruluk, nisan yağmurluk*: Mart ayının kuru geçmesi, nisanın ise yağmurları çiftçinin yararınadır.
  • Martta tezek kuruya, nisanda seller yürüye*: Çiftçi martın yağışsız, nisanın bol yağmurlu olmasını diler.
  • Mümin kişinin dargınlığı tülbent kuruyuncaya kadar sürer: Yüreği iman ve sevgi dolu kişiler dargınlık bilmez ve kızsalar da bu uzun sürmez.
  • Oğlan olsun deli olsun, ekmek olsun kuru olsun: İnsanın bazen elindekiyle yetinmesi ve beklentilerini azaltması gerektiğini ifade eder. Sahip olmak, mükemmel olandan daha önemli görülür.
  • Pek yaş olma, sıkılırsın; pek de kuru olma, kırılırsın*: Hiçbir şeyde aşırıya kaçmamak gerekir. Gerektiğinde gerektiği kadar uysal, gerektiği kadar sert olmayı bilmek gereklidir.
  • Tilki, benim için demem ama üzümsüz bağın kökü kurusun demiş: Kurnaz kişi, kendisinin yararlanacağı şeyi başkaları için gerekliymiş gibi göstermeye çalışır.
  • Yağına kıymayan çöreğini yoz (kuru) yer*: Gerekli harcamadan kaçınan verimdeki düşüklüğe katlanmak zorundadır.
  • Yaşın arasında (yanında) kuruda yanar*: Bir haksızlığa müdahale ederken bazen hiç suçu olmayan insanlarda ceza çekebilir.

Soru ve Yorumlar: 2

Anonim:
boş lakırdı karın doyurmaz atasözünü de ekleyin
08 Nisan, 2012 15:44
Admin:
O atasözü ekliydi zaten.
08 Nisan, 2012 16:03