Türk alfabesinin yirmi dokuzuncu ve son harfi, okunuşu "ze". Sesbilim bakımından, ıslıklı, sızıcı, sürekli, yumuşak diş ünsüzü. (fizik) (Büyük Z ile) Atom sayısının ve proton sayısının simge…
Zıpka Zıpka, Karadeniz bölgesinde giyilen dar parçalı potur türüdür (arka tarafında kırmaları çok, bacakları dar bir tür pantolon). Karadeniz'in sahil kesiminde buna zaman zaman "Laz poturu", …
Zımnında, (Arapça, Eskimiştir) "dolayısıyla", "için" anlamlarında kullanılmaktadır: "Eğer bu komisyona biz hükümet tarafından hukuk-ı milleti ve devleti muhafaza zımnında gidiyorsak, ben …
Bir sözün açık olmayan anlamı ya da içeriği: Bu sözün zımni anlamı şudur. Kapalı olarak yapılan veya söylenen, dolayısıyla anlatılan, kapalı, gizli: Davayı genişletme ve değiştirme yasağının söz konusu olduğu d…
Kullanılması yaygınlaşmış olan, dillerde dolaşan, söylenegelen (söz), pelesenk: Milli vezne müracaat edilince kelimelerin hep çok zebanzet olanlarını, hep canlı lisanda yaşayanlarını intihap etmek lazımdı... (İ. …
Zefir kumaş En çok gömlek ve erkek çamaşırı yapmakta kullanılan, çizgili, ince bir pamuklu kumaş. Zefir, çoğunlukla bezayağı örgüde, ince iplikten sık dokunmuş, desenli, yumuşak, orta gramajlı daha çok erkek göm…
Argın, düşkün, zayıf, yenik. Güçsüz, zayıf, aciz Zebunu olmak : (deyim) Sevdalanmak, aşırı derecede gönül kaptırmış olmak. (Birinden) Korkarak onun buyruğu dışına çıkamamak. Zebun etmek : Güçsüz bırak…
İçinde bulunulan zaman, dönem veya devir: Meşhur olmak için zamaneye ya bütünüyle uymalı ya bütünüyle karşı koymalı. (C. Şahabettin) Yakınma ya da hafifseme yoluyla (eskisi gibi olmayan) şimdiki zaman: Zamane m…
Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay olmayan: Zor koşullar. Zor günler. Zor bir iş. Yıkmak kolay, yapmak zordur. Seninle işimiz zor. Sevdiğine son veda kadar zoru var mı ki bu hayatta? Sıkıntı, güçlük, rahatsızl…
Zurna Keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davul ya da dümbelek eşliğinde çalınan, altında bir, üstünde yedi ses deliği bulunan ve ağız tarafına doğru gittikçe genişleyen üflemeli çalgı: Davulun ayrılmaz arkadaşı…
Hoşa giden bir şeyin neden olduğu hoşluk ve mutluluk hissi, memnuniyet, tatmin, haz: Öncelikle beş duyudan birinin, bir durumu, bir varlığı, diğerlerinden farklı, hoş, güzel bulmakla başlayan özel kabullenişin so…
Disiplin, sıkı düzen, intizam: Zapturapt ordunun temelidir. Ordunun kıymeti bu zapturaptın nev'i ve derecesi ile ölçülür. Zapturapt ne kadar gönül arzusuyla olursa o kadar da iyi olur. (A. Nafiz) Bir hayvan…
Hor görülüş, aşağılık, alçaklık: Zillet insanın kendisi olarak kendine yetmeme halidir. Kendisini, kendi durumundaki insanlardan, hatta daha alt seviyedekilerden bile küçük görmektir, alçalmaktır, hiç gerekmediği…
Zilli maşa Uçlarında zil takılı maşa biçiminde bir kadın çalgısı olup düğünde oynarken şıngırdatarak kullanılır. Örnek cümle: Kendileri özel yapılmış bir set üzerine otururlar, ellerine topraktan testi biçi…
Zilyet, kendisinin olsun olmasın bir malı kullanan ya da elinde tutan kimse, elde tutan, eldeci demektir. Genellikle kişi, sahibi olduğu eşyanın aynı zamanda da zilyedidir ve buna asli zilyetlik denir. Ancak bazı…
Zil Bir çan ve bu çan içinde sallanıp çana vurarak çınlama sesi çıkaran bir tokmakçıktan oluşan uyarıcı araç: Kapı zili, ders zili vb. (müzik) Birbirine vurarak ince tiz sesler çıkarmak için kullanılan y…
Zaman (fizik) Güneşin doğuşu ve batışı, gündüz, gece, mevsimler vb. doğal süreçlerin insan aklında yarattığı ve her türlü sürecin, içinde yer alacağı düşünülen, başı ve sonu belli olmayan, günün 24 saat se…
Zıkkımın kökü Zehir: Olaya karışanlardan ikisinin aşlarına aynı kadın tarafından zıkkım katılmış. (İlgili cümle kaynağı: E. Yağan) (mecazi) İçki, sigara gibi sağlığa zararlı şeyler için kullanılır: Kaç k…
Zifos, yerden bir kimsenin üstüne sıçrayan çamur demektir: Kentte lüks cipiyle üzerimize zifos fışkırtarak yanımızdan hızla uzaklaşan maganda esasen aynı kişidir. (İlgili cümle kaynağı: M. Ö. Mengüşoğlu) Zifos…
Anlayışlı (kavrayışlı), uyanık, zeki: Karıştırma menekşeyle bir tutam çirişi / Sonra tefe koyup çalar seni bir zeyrek kişi (B. Karakoç). Çok zeyrek olduğunu öğretmenlerinden işitmişti onu benimsediği zaman... (Çe…
Düşkünlük, bozulma. Yok olma, yok edilme, ölme: Elçiye zeval olmaz. (Atasözü) (gökbilimi) Güneşin başucunda bulunduğu zaman, öğle. Zeval ile ilgili birleşik fiil ve kelimeler Zeval bulmak (zevale ermek) …
Zıvanasından çıkmış bir değirmen taşı İki ucu açık küçük boru. Birbirine geçen şeylere açılan ve daha çok marangozlukta kullanılan, genellikle dikdörtgen kesitli yuva, zıvana deliği, zıvanalık. Makara, d…
Zengin Parası, malı çok olan, varlıklı, varsıl (yoksul karşıtı): Zengin bir adam. Yararlı ve kendisinden beklenilen şeyleri çok olan: Zengin diller. Verimli: Zengin bir doğal yapı. Gösterişli: Kıyafeti …
Adı hatırlanamayan veya küçümsenerek hor görülen ufak ve değersiz bir şeyi anlatmak için kullanılan bir söz: O tavan arasındaki zımbırtı senin işini görecek mi? Telli bir çalgıyı acemice çalarak çıkarılan çirki…
(yerbilim) Arsenik ve kükürtten oluşan, reçine parıltısında, turuncu ve kırmızı renkte, kabuk, tane, pul ya da kütle halinde bulunan ve bilimsel adı realgar olan mineralin halk arasındaki adı (kırmızı zırnık, A…
Saçma, saçma sapan, boş ve anlamsız söz: Hoşlanmadığı birisiyle oturmak, onun zırvalarını dinlemek cehennem azabı gibiydi. (M. Buyrukçu) Zırvalamak: Boş ve anlamsız sözler söylemek, saçmalamak: Kısa ve öz ama…
Osmanlı asker zırhı (kaynak) Eskiden ok, kılıç, süngü gibi silahların delici etkilerinden korunmak için giyilen demir levhalardan yapılan veya demir halkalardan örülen giysi: Onar kişilik gruplar, tam takım zır…
Zeplin, içi hidrojen ve helyum gibi yoğunluğu havadan daha az olan hafif gazlarla doldurulmuş ve istediği yöne gidebilen (güdümlü) bir balon tipidir. Adını yapımcısı Ferdinand von Zeppelin'den almıştır. …
Zıplayan veya birdenbire fırlayan bir şeyin hareketini veya çıkardığı sesi anlatır: Sımsıkı sarıldıkları şeyle birlikte, lastik bir top gibi zıp zıp zıplıyorlardı... (H. A. Toptaş) (bilişim) Bilgisayar ortamında…
(teklifsiz konuşmada) Çıkışma, azarlama: Aferin beklerken böyle bir zılgıtla karşılaşan Necmi Uyanık apıştı, kaldı. (Yücel 22. cilt) Güneydoğu Anadolu'nun kimi bölgelerinde düğünlerde ve halaylarda şarkı ç…
Kara kış, yılın 22 Aralık ile 31 Ocak arasındaki bölümü: Zemheride zemherinin en şiddetlisi, en azametlisiydi. Adamı soğuktan çatlatacak cinstendi. (İlgili cümle kaynağı: H. Alptekin) Zemheri ile ilgili deyim v…
Zihin İnsanın duygulardan bağımsız olarak çalışan tanıma yetisi: Allah zihin açıklığı versin yavrum. Bellek: Zihinde bir sayı tut. Anlayış, kavrayış: Zihni açık. Bilincin, algılama ve düşünme görevini y…
Zımnen, açık açık değil üstü kapalı, örtülü ve dolaylı olarak anlamlarında kullanılır: Mazmun, herhangi bir fikri doğrudan doğruya değil zımnen ve dolambaçlı bir şekilde bir sembol vasıtasıyla ifade etme sanatıdı…
Zemberek Merkezdeki ucu sabit olmak üzere bir düzlem üzerinde sarmal biçimde sarılmış çelik bir şeritten oluşan yay. Zembereğin döndürülüp sıkıştırılması sonucu zemberekte bir hareket enerjisi birikir. Gen…
Zeamet (tarih) , Osmanlı Devleti idari örgütlenmesinde, senelik 20.000 - 100.000 akçe gelir getiren bir birimin (toprağın) tasarrufunun askeri ve idari hizmet karşılığı bir kişiye verilmesidir: Zeametler, eyalet …
Zargana Balığı (Sargan) Zargana (sargan), kemikli balıklar grubunda yer alan, ince ve silindirimsi vücut yapısına sahip, uzun ve sivri ağızlı bir balık türüdür. Uzunluğu yaklaşık 1 metreye kadar ulaşabilen …
Geminin bordasındaki top çıkarılan dört köşe boşluk ve açıklık, bu yerlerde sıralı durumdaki topların tümü, saparta. Bir bataryanın hep birden ateşe başlaması, alabanda ateşi. Azar, tersleme. Zapartayı yem…
1869 yılında kurulan, kolluk (güvenlik) işleriyle görevli askeri örgüt. Bu örgütte görevli olan er. Zaptiye nezareti : Kolluk (güvenlik) kuvvetlerini yöneten bağımsız kuruluş olup başkentin, yani İstanbul…
Davranışları, durumu insanda hoş bir etki bırakan, tavrı ve edası hoş olan, hoşa giden beğenilen, zarafetli: Hanımlar, daima zariftir. Hanımların zarif oluşu muhataplarını da öyle olmaya zorlar. İnce, beğenilir…
Zorla alma: Bir ülkeyi zapt etmek. Tutma, yönetimi altına alma: Üç kişi bir atı zapt edemedi. Yazıya geçirme: Yargıç, sanığın hakaretlerini zapta geçirtti. Hatırında tutma. Tanıtlama aracı olarak kullanılaca…
Zarf Kap, kılıf, sarma. İçine mektup ya da başka kağıtlar konulan kağıttan kese. İçine fincan ya da bardak konulan süslü metal kap. Dil bilgisinde belirteç. Birtakım doğru ya da eğrilerin bir ya da bir…
Gerçeğini bilmeden ihtimal üzerine hüküm verme, bu yolda verilen hüküm, sanı: Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.…
(isim) Oğul, evlat. (sıfat) Doğmuş olan kimse, çocuk, yavru. Sonuna geldiği kelimelere "… oğlu, … evladı" anlamı katarak köken bildiren birleşik kelimeler yapar. Kadı-zade, Hacı-zade vb. (tarih) …
Zaç Zaç , kimya ve zanaat dilinde, hidratlı demir sülfat bileşiğinin geleneksel adıdır. Kimyasal formülü FeSO 4 ·7H 2 O olan bu madde, halk arasında daha çok " yeşil zaç " adıyla da bilinir. Do…
İrade zayıflığı, dayanamama: Herkesin bir zaafı vardır ama bazılarının sonradan oluşur. Örneğin sigara içmek ve içmeye mecbur hissetmek bir zaaftır. (Bir şeye, bir kimseye karşı) Aşırı alaka duyma, düşkünlük: Ç…
Sıkıntı, güçlük, zorluk: Çektiğim ve çekmekte olduğum zahmetleri görmüyor musun? Ellerime bir bak; çapa vurmaktan, kürek tutmaktan ellerimin derisi ayı derisi gibi kalınlaşmış! (İlgili cümle kaynağı: H. M. Kerman…
Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren (kimse): Zahitlik eski püskü giymekle değil; temiz bir zahit ol da, istersen atlas giy. Zahitlik eski giymekle değil, dünyayı, şehveti, hevesi te…
Meydanda olan, görünen, açık ve belli olan (şey): Baş gözüyle gördüğümüz her şey zahirdir. Bir şeyin görünen tarafı, dış yüzü, dış görünüşü (batın karşıtı): İlmi bir zanaat gibi para kazanmak için öğrenen bir k…
Gerektiğinde yenmek üzere saklanan, stoklanan yemeklik şeyler, aşlık: İkinci Ordu'ya hâlâ kışlık elbise dağıtılmamıştı. Erzak ve zahire yoktu (F. Ergin). Herkes varını verip zahire alırdı (İ. Akbey). Kışlık z…