Bir şey hakkında bilgisi olmak, o şeyi öğrenmiş bulunmak, bilmek, biliş: İlim ilim bilmektir / İlim kendini bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır (Yunus Emre). Evrenin veya evrendeki oluşların …
Türk alfabesinin on ikinci harfi. Ses bilim bakımından, ince, dar ve düz ağız ünlüsü. Sınıflama ve sıralamalarda, maddelerin sırası harflerle gösterildiğinde, on ikinci maddenin başına getirilir. (fiz…
İglu İglu, Eskimoların, kar ve buz katmanlarını tuğla şeklinde kestikten sonra sarmal biçimde üst üste yerleştirerek yaptıkları kubbe biçimli kardan kulübedir. Genellikle av mevsiminde geçici barınma için k…
İğ (kirmen) Yünü ip durumuna getirmek için kullanılan üst kısmında şişkinlik bulunan ağaç şiş. Pamuk ya da yünden iplik eğirmekte kullanılan, ortası şişkin, iki ucu sivri ve çengelli olan, ağaçtan yapılmı…
İskalarya İskalarya (ıskalarya ya da ıskalara) yelkenli gemilerde direklere çıkmak için direkleri tutan yan halatlar üzerinde merdiven oluşturmak amacıyla düzenli aralıklarla yatay olarak bağlanmış ince hal…
İskarpela İskarpela (veya ıskarpela), tahtada zıvana deliği açmakta, kilit ve menteşe yerlerini oymakta kullanılan, enli ve keskin uçlu, tornavidayı andırır metal kalem, oyma kalemi, iğdemir. Ağaç oyma, ce…
Gereksinme, gereksinim: Günlük ihtiyaç maddeleri. Güçlü istek. Yoksulluk, geçinmekte sıkıntı çekme: İhtiyaç, adamcağızın belini büktü. İhtiyacı olmak : Gereksemek, gereksinmek. İhtiyaca cevap vermek : (de…
Ayrılık, anlaşmazlık, uyuşmazlık, aykırılık: İhtilaf tamamen hallolmasa da rahmet-i ilahiyeden umarım ki, zararlı vaziyetten kurtulunur. (din) Fıkıh konusunda usulle ilgili olmayan yargılara aykırılık: İhtilaf…
Ayırma, ayrılma. Bir bütünden bir parça ayırma. Bir arazinin bölünmesi parsellere ayrılması. (hukuk) Hisselerin belirlenmesi, bölüştürme, ayırma. (biyoloji) Salgı. Osmanlı Devlet'inde tımarın altı bin…
Kudüs Mekteb-i İdadisi İdadi, eskiden aşağı yukarı lise derecesindeki okula verilen addır. Sözlük anlamı "hazırlamak" olan idadi, başlangıçta kendisinden üstün bulunan her hangi bir mektebe öğrenc…
Kuşatma, sarma, bir şeyin etrafını çevirme, çevreleme: Biliniz ki, O her şeyi ihata edicidir. (Fussilet Suresi 54. Ayet) (mecazi) Kavrayış, anlayış, algılama: O'nu gözler ihata edemez; O (nun ilmi) ise büt…
İç yan. İçinde, arasında: Kuşlar içre (arasında) bülbül gibi kuş olmaz. Bütün anlamları anlamlandıran bir anlam isteriz; bu dünyadaki varoluşumuzu açıklamak, deryalar içre (içinde) bir katre olmanın dayanılma…
İhram Haç kıyafeti (elbisesi). Hac veya umre için Kabe'ye girerken erkek hacıların örtündükleri geniş, beyaz yünlü çarşaftan dikişsiz ve iki parça örtü. Kadınlar için ihram gibi özel bir giysiden söz …
İhdas, hiç yapılmamış, hiç olmamış bir şeyi ilk kez ortaya koyma, yeni bir şey meydana çıkarma anlamlarında kullanılır: Etiyopya'daki ilk Osmanlı Başkonsolosluğu 4 Nisan 1912 tarihinde Harar kentinde ihdas ed…
İfna, yok etme, ortadan kaldırma; bitirme, boşu boşuna harcama, tüketme anlamlarına gelir: Yakalarını adaletin pençesinden kurtaracaklarını, bir masumla beraber hak ve hakikati de ifna edebileceklerini ümit ediyo…
İdeoloji (felsefe, toplum bilim) Herhangi bir topluluğun, toplumun, sınıfın vb. kendi maddi yaşam koşullarından kaynaklanarak yaşamına yön veren sistemli düşünce, inanç ve düşünüş biçimlerinin tümü. Belli…
Evcil büyük bir iguana İguana, (zooloji) iguanagillerden, dili kalın ve ağız tabanına yapışık, göz kapakları hareketli, sivri parmaklı, sıcak tropikal bölgelerde yaşayan ve eti yenilebilen iri bir kertenke…
(sıfat, felsefe) Varlığın içinde bulunan, varlığın yapısına karışmış olan, mündemiç: Başlangıç maddesi ve ona içkin yasalar, bunları var edecek potansiyeli taşıdığı içindir ki bunlar var olabilmişlerdir. (Caner…
İyodoform İyodoform, kristal görünümlü , sarımsı renkte, kendine özgü keskin bir koku yayan ve özellikle hekimlikte antiseptik olarak kullanılmış bir kimyasal bileşiktir . Mikroorganizmaların gelişimini b…
Bir şey kendisinin olup onu yasa sınırları içinde, dilediğince kullanabilme hakkını taşıma durumu, sahiplik, mülkiyet. Bir kimsenin ya da bir tüzel kişinin iyeliği altında bulunan, taşınır ya da taşınmaz varlıkla…
Bir şey üzerinde mülkiyeti ve sahipliği bulunan ve sahip olduğu şeyi yasalara uygun olmak kaydıyla istediği gibi kullanabilen kimse, sahip, mal sahibi. Malik eş anlamı. Bir kimsenin ya da bir tüzel kişinin iyeliğ…
İvme ölçer İvmeölçer, fizik alanında kullanılan bir ölçüm aracıdır ve bir cismin ivmesini belirlemeye yarar. Basit ivmeölçerler yalnızca doğrusal ivmeyi ölçerken, gelişmiş modeller, entegrasyon işlemleri i…
Çabuk davranmak, koşmak anlamına gelen eylem; acele etmek eş anlamı: İvmek ile menzil alınmaz... İvmek şeytandandır (Ö. Çobanoğlu). Şu kim ivmek ile nikâh eyleye / Ne mümkün ki işin salah eyleye (B. Dilşad). İver…
İvme (fizik) Hareket etmekte olan bir cismin hızının zamana göre değişim oranı, yani hızdaki değişimin, ilgili zamana oranı. Çizgisel hız vektörünün ivmesi metre/saniye 2 ile verilir (simgesi a); açısal …
Kendi zararına vazgeçme, taviz, ödün. Alacaklının isteyebileceği ve borçlunun yapmak zorunda olduğu davranış, edim, eda. Karşılık, bedel: Ancak toplum hayatında herkes bir ivaz vererek karşılığında bir şeyler …
Tez elden acil olarak yapılma gerekliliği, müstaceliyet, istical: İvedilik duygusu dünün sonsuza kadar yok olduğunu, yarının ise asla gelmeyeceğini bilmemizi sağlayan o duygudur. Elinizde bir tek gün vardır... …
Vakit geçirmeden, tez olarak, bir an evvel, acele: Bu soruna ivedi bir çözüm bulmak gerek. Çabuk yapılan, hemen yapılması gereken, acil: İvedi bir iş hemen elimize almamız gereken bir iştir. (M. Harmancı) İ…
Öyle sayma, öyle kabul etme, ... olarak görme: İlk Tanzimatçılık fikrinin zuhurundan beri her teşebbüsümüzü Avrupa'ya beğendirmeyi birinci şart ittihaz ediyoruz (sayıyoruz)... Bu kanunun neşrinden sonra tefv…
Çabuk davranma huyunda olan, iveğen, aceleci, sabırsız gibi anlamlara gelir: Ama kimi konularda hiç de ağır değiliz: birtakım önerileri uygulamaya koymakta öyle ivecen davranıyoruz ki ne yöntemini göz önüne alıyo…
Birleşme, birlik oluşturma, bir olma. İttihat etmek: Birleşmek: Kurtuluşumuzun Tek Yolu: İttihat! İttihatçı: Osmanlı Devletinde 1908'de meşrutiyetin ilanını sağlayan İttihat ve Terakki Cemiyetinden ya d…
İnanma güvenme. Gönlü kanma, gönül kanışı. Kalpten inanma. Onlar o kimselerdir ki iman etmişlerdir ve kalpleri Zikrullahla (Allahü Teala'nın zikriyle, O'nu anmakla) mutmain olmuş, sükûn bulmuştur. Ç…
(Bir şeye) Karşı söyleme, karşı çıkma, karşı durma: Bu işe girmesine hiçbir itirazım yok. Diyecek. İtiraz etmek : Bir düşünce ya da kararın karşıtını ileri sürmek, karşı çıkmak: Her söylediğime itiraz ediyo…
Özür dilemek, af dilemek, mazeretini sunma: Daveti kabul edemeyeceği için itizar etti (N. Muallimoğlu). Ben de hastalığımı ileri sürerek itizar ediyorum (Z. Göğem). Söz alarak bu makale ile ifade ettiği fi- kirle…
Alışkanlık: İrade ve şuuraltı arasındaki mücadele bilhassa uzun zamandır yer etmiş bir itiyadı söküp atmak gerektiği hallerde kendini daha fazla gösterir. Huy. İtiyat etmek (edinmek) : Bir eylemi, bir davra…
Bir eseri, bir kitabı, başında adını belirterek çok değer verilen birine veya birilerine sunma. İthaf bildiren bu yazıya da ithafname denilir: Kitap çalışmamızı, bana on baba kadar babalık yapmış, bir anneden ço…
Söndürme, dindirme. (fizik) Bir salınım hareketinin genliğinin çeşitli dirençlerin etkisiyle küçülmesi en sonunda sıfıra inmesi, sönüm. (ticaret) Bir borcun veya ödemenin taksit taksit ödenerek belli bir zam…
Söz dinleme, boyun eğme, buyruğa uyma. İtaat etmek: Söz dinlemek, buyruğa uygun davranmak: Asker komutanın emirlerine itaat etmekle yükümlüdür (kelime ile ilgili cümle) . İtaatli: Söz dinler, buyruğa uyar, …
İta, verme, ödeme demektir: Darülfünun muallimlerine 2500'den 5000 kuruşa ve muavinlere 1500'den 2500 kuruşa kadar şehriye maaş ita olunacaktır. (İlgili cümle kaynağı: F. R. Unat) İta amiri : Saymanlığ…
İşveren Belirli bir iş yaptırmak için ücret karşılığı işçi çalıştıran kimse, patron. (iktisat) İş kanununa göre bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı işçi çalıştıran tüzel veya ge…
Ortaklık, ortak olma, ortaklaşma, paydaşlık: İştirak paylarından doğan kazançlar. (Bir işte) Yer alma, koldaşlık etme, paydaşlık etme: Suça iştirak etme. Katılma: Eğer cemaat namaza başlamışsa, sonradan gelenl…
Satın alma: Bankaların yarattığı iştira gücü, devletin yarattığı iştira gücü ile birleştiği için bu hacim, fiyat istikrar ve enflasyon yönünden büyük bir önem kazanmaktadır. İştira etmek: Satın almak. İştira…
Uğraşma, çalışma, ilgilenme, meşgul olma: "Evet bütün medeniyet Türkün eseridir." Bunu ben değil, arkeoloji, filoloji ilmi ile iştigal edenler birçok garp alimleri ve son buluşlar meydana çıkarıyor. (Ke…
Aynı işi tutma, aynı alanda çalışma. İşteş çatı : (dil bilim) Eylemin birden çok öznece yapıldığını bildiren çatı. İşteş eylem : Eylemin birden çok öznece yapıldığını bildiren işteş çatılı eylem: Bak-ı-ş-mak…
İştah Yemek yeme isteği: Büyük bir iştahla su böreğini yemeye başlamıştı (D. Ünal). Gerçekten çok acıkmış, büyük bir iştah ile yiyordu. (İ. Kılıç) Acıkma, susama duygusu, uyku, dinlenme ya da benzeri gere…
İşportacı arabası Gezici seyyar satıcıların çeşitli mallarını koymaya yarayan genellikle üç tekerlekli iterek hareket ettirilen veya benzeri araç. İşporta malı : Değeri ve niteliği biraz düşük olan mal. …
İşmar (halk dilinde) el, göz ya da başla yapılan işaret demektir: Uzaktan uzağa işmar etti ama, o öfkeli bakışlardan başka yanıt alamadı (E. Bener). Arkadaşlar, önceden sözleştiğimiz gibi, lafı açmam için bana i…
Bir nesnenin ya da kimsenin gördüğü iş, kendisinden beklenen eylem, görev, iş görme yetisi. Fonksiyon eş anlamı. (dil) Dilin, dil birimlerinin genel düzleminde üstlendiği görev. Bir cümlede ya da dizgede bir…
(toplum bilim) Toplumu, her bir öğesi belli bir işlevi yerine getiren karşılıklı bağımlılıklar ve etkileşmeler düzeni olarak gören, toplumu bir başına belirleyen herhangi bir temelin bulunmadığını savunan akım.…