Edinilmiş şey ya da şeyler, edinim. Edinilen kazanılan bilgi, müktesebat: Gerçek bir "hukuk adamı" olmanın kendisine kazandırdığı engin edinç... Kazanılan, edinilen hak. (dil bilgisi) Üretici dönüş…
Geri vermek üzere alınmış, emanet: Bu kalemi eğreti aldım (örnek cümle). Belirli bir süre sonra değiştirilecek, kaldırılacak olan, geçici: Asıl perdeler dikilinceye kadar eğreti perdeler asıyoruz. Takma: O zam…
Ekmek (biçmek) ile ilgili deyimler ve anlamları Tohum ekmek İçinde "ekmek" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler: Ekip biçmek : Tarım yapmak: Bütün hayatını topraklarını eki…
Bireyler, fertler: Bu işe bakacak kişileri okur - yazar efrattan intihap ederler (seçerler). (askerlik) Eskiden erler, erat, erbaş: İhtiyat veya gönüllü efrat olarak silaha davet edilen fakir efradın ailelerin…
Daha zararsız, daha az kötü, daha hafif: Ona da vaazı nasihatte bulundu ve dünya azabının ahiret azabından ehven olduğunu haber verdi. Ucuz, hesaplı, uygun: Bu yüzden de en zarifini değil en dayanıklısını arama…
Ekin tarlası Tahılın (buğday arpa vb. tohum olarak) tarlaya ekildiği andan harman olununcaya kadarki adı: Ekin, tahılın ekilmiş bitki halidir. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıl cinsinden tohumlukla…
Yapılan iş, fiil, eylem, amel: Zira her birey tekrarı olmayan bir olaydır, her edim benzersizdir: Ne daha önce aynısı olmuştur ne de tekrarlanacaktır. (hukuk) Alacaklının beklediği ve borçlu olanın yapmakla yü…
Ekarte, etmek ve olmak gibi yardımcı eylemlerle "saf dışı etmek (edilmek), konu dışında tutmak (tutulmak), atlatmak (atlatılmak)" anlamlarında kullanılır. Örnek cümleler: Kalabalığı tahrik edenleri b…
İlkbahar ve sonbahar ekinoksları Ekinoks, biri 21 Martta (bazen 19-20 Martta) gerçekleşen ilkbahar ekinoksu, öteki 23 Eylülde (bazen 22 Eylülde) gerçekleşen sonbahar ekinoksu olmak üzere yılda iki kez gerçekleşe…
Dalyan Irmak, göl ve denizlerde balık avlamak için, yumurtlamak amacıyla kıyıya yaklaşan balıkların geçit yerlerine ağlarla ve kazıklarla kurulan geniş engel. Dalyan ile ilgili birleşik kelimeler ve anlam…
Halk dilinde dünya, yeryüzü, yaşadığımız bu dünya: (O) şu darıdünyada üç beş sevdiğim insandan birisi, belki de birincisidir (İlgili cümle kaynağı: Yaşar Kemal). Benim "darıdünya"da ne malım var, ne mül…
Dara nasıl alınır? Kabıyla birlikte tartılan bir nesnenin sadece kabının ağırlığı. Dara, tartı işlemlerinde kullanılan kap, ambalaj veya kabın ağırlığına verilen addır. Bir mal tartılırken kabın ağırlığı toplamd…
Damasko kumaşı Her iki yüzü de kullanılabilen, ipek ya da yün ve keten karışımı döşemelik ve perdelik kumaş. Şam'da dokunan iki yüzlü ve keten ya da yün karışımı ipekli kumaş olup "Şam kumaşı&quo…
El altından yürütülen kötü iş, hileli iş, üç kağıt, dümen: Yakalanmayışının nedeni, dalavereli işlerini öylesine karmakarışık edermiş ki, içinden çıkılmazmış. Başkasıyla ortak çalışmadığı halde, o karmakarışık iş…
Darülaceze, çalışma gücünden yoksun, kazancı ve bakacak kimsesi olmayanları barındıran toplumsal bir yardım kuruluşu; güçsüzler evi, düşkünler evi, bakım yurdu demektir: Bizzat Sultan Abdülhamid'in nakit yard…
Çam ağacı Çam, açık tohumlu bitkilerin kozalaklılar takımının çamgiller familyasından bir ağaç cinsidir. Bu ağaçlar, çoğunlukla kuzey yarımkürede, deniz kenarlarından yüksek dağların ağaç sınırlarına kadar …
İçine alması gereken şey, sığmayan ya da güç sığan, geniş ve bol karşıtı: Bu elbise çok dar. Ensiz: Dar gelmek. (mecazi) (Kafanın yaratıcı yetileri için) Yetersiz: Dar düşünmek. Az, elverişsiz: Darlık. Sıkı…
İstanbul Darülfünunu Darülfünun, eskiden üniversiteye verilen ve bilimler yurdu anlamına gelen addır: Darülfünun talebeleri, Osmanlı toprağının dört bir yanından gelen parlak, memleketlerinde başarılarını ispat …
Dansimetre Dansimetre, sıvıların yoğunluklarını ölçmekte kullanılan araçtır. Yoğunluk ölçer de denir. Genelde camdan yapılan dansimetrenin bir ucunda sıvı içinde dik durmasını sağlamak üzere ağırlık, diğer …
Çalpara Parmaklara takılıp çalınan, dört ya da iki parça ağaçtan yapılmış ses çıkartıcı araç, köçek ve çengi çalgısı. Çalpara (halk arasında şakrak da denir), parmaklara takılan, dört veya iki parça ağaçta…
Birdenbire yakasına yapışarak, yakasına yapışıp sıkıca tutarak: Verilen mühlet sona erince mahkeme salonuna girmek ve cebir kullanmak suretiyle vazife halinde bulunan müddeiumumiyi (savcıyı) çalyaka dışarı atmışl…
Bir şey sayılırken birim alarak alınan sayıya gelince söylenir: Dalya yüz! Dalya (yıldız) çiçeği (botanik) Bileşikgiller familyasından, anayurdu Meksika olan, çiçekleri çok çeşitli renkte bir süs bitkisi,…
İçinde "yan" kelimesi geçen deyimler ve açıklamaları: Yan basmak : (Bir işte) Aldanmak. Yan çizmek : (Bir işten) Kaçmak. Yan gelip yatmak : Yapılacak işleri bırakarak rahatına bakmak. Yan gelmek :…
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, kendine özgü mimari biçimleriyle cami, medrese külliyesini bütünleyen, sağlık yurdu ve hekimlik okulu işlevini gören yapılara verilen ad. Sağlık yurdu. (mimarlık) Osmanlıcada…
Uluslar arası pazarları ele geçirmek için dış piyasalara ihraç edilen bir malın fiyatını kendi iç piyasasındaki "gerçek fiyatından" daha düşük tutmak, kârsız satmak veya zararına satmak: Damping, dış p…
Meşin torba; çoban ve avcı torbası. (mecazi) Bilgi, bellek: Coğrafya konusunda çok geniş bir dağarcığı var. (müzik) Bir müzik topluluğunun veya sanatçının hazırlamış olduğu parçalar, repertuvar
Çarpık, eğri büğrü. Verev (köşeden köşeye, çaprazlama) kesilmiş: Kumaşın bir yanı çalık. Doğal halini ya da rengini yitirmiş: "Öf!.. Çalık undan bu ekmek, yiyemeyeceğim" deyip bırakmış... Buz gibi kı…
Cennet Kuşu Cennet Kuşu , zoolojide cennetkuşugiller ( Paradisaeidae ) familyasına ait, olağanüstü güzellikteki tüyleri ve gösterişli görünüşleriyle tanınan tropikal kuşların ortak adıdır. Bu gruba giren …
Osmanlı Devleti'nde, savaş sırasında tımar, zeamet sahiplerinin dirlikleri oranına göre yanlarında götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker: "Tımarın geliri kendisinden başka iki cebelinin de savaşa h…
Futbolda çalım atmak Gösterişli davranış, caka: Çalımından geçilmiyor. (spor) Futbolda, karşı tarafın rakip oyuncusunu şaşırtıp geçmek amacıyla top ile yapılan ayak ve vücut hareketi (oyunu): Bir çalım a…
Çalı Çalı, ahududu ve böğürtlen gibi, belirgin bir ana gövdesi bulunmayan; yerden itibaren çok sayıda ince, sert ve odunsu dal çıkaran bitki türlerinin genel adıdır. Genellikle 1 ila 2 metre arasında boylan…
Cebri, zorla yapılan demektir. Cebri ile başlayan birleşik kelimeler ve anlamları Cebri icra : (hukuk) Borçların, devlet gücü aracılığıyla ve zorla ödettirilmesi. Cebri ikraz : (iktisat) Karşı tarafın zorl…
Büyük sıkıntılara, üzüntülere katlanmış, eziyet çekmiş, cefalı: Cefakar anam benim, kim bilir ne zorluklarla büyüttün beni. Eziyet eden: Meğer bu adam benim can düşmanımmış; onun kötülük kaynağı, cefakar birisi…
Cennet tasviri Allahü Teala'nın rızasına uygun olarak yaşamış iyi kimselerin ölümlerinden sonra Allah tarafından mükâfat olarak konulacakları ve içinde ebediyen yaşayacakları, her türlü tasavvurun ve hayalin …
Camekan vitrin Satılacak ya da sergilenecek eşyaların konulduğu camlı bölme, dolap, sergen, vitrin: Örneğin, mücevherler büyük bir vitrinde sergilenmek yerine, küçük camekan kutularda sergilenirse tüketici…
Özellikle yazın "rüzgar yavaş yavaş, serin serin esmek" anlamına gelen efil efil esmek deyiminde geçer: Kalabalıktan ve devlet işlerinden uzakta efil efil esen asude rüzgarların gönle inşirah veren ikli…
Bağışlamak Kendinin olan bir şeyi, yardım ya da iyilik amacıyla karşılıksız vermek, ihsan etmek: Ölmeden önce bütün malını mülkünü Kızılay'a bağışladı. Kötü bir davranışı, suçu, kusuru, olmamış sayıp …
Bağış yapmak Bağış yapmak eylemi ya da bağışlanan şey. Teberru, hibe eş anlamları. Bağış yapmak : Birisinin bir işine yarayacak bir ihtiyacını giderecek bir şeyi (para, mal, organ, kan vb.) iyilik ve yar…
Dalkılıç Kılıcını kınından çekmiş olan, kılıç sallayan. (tarih) Osmanlılarda her türlü tehlikeyi ve ölümü göze alarak düşmana saldıran fedailere dalkılıç denilirdi. Dalkılıçlar ölüm eri veya serdengeçti …
Darülelhan Sanatçıları Darülelhan, Osmanlı Devleti'nin ilk resmi müzik okuludur ve aynı zamanda eskiden konservatuvara verilen isimdir. İstanbul'da 1917 - 1927 arasında faaliyet gösteren kurum dört …
Kulakta dalız İç kulaktaki kemik dolambacın orta kısmıdır. Kemik dolambacı, dalız, yarım daire kanalları ve salyangoz şeklinde isimlendirilen üç bölümden oluşur. İçi sıvı ile dolu olan dalız, oval pencerede…
Cazgır (Pele Mehmet) Yağlı güreşte, pehlivanları yüksek sesle seyircilere tanıtan ve özel duayla onları güreş alanına alan sesi güçlü kimse. Geleneksel Türk güreşinde pehlivanları denetleyen, onları güreşe…
Dağar benzeri toprak kaplar Ağzı yayvan dibi dar toprak kap: Dağarda pişirilen türlünün tadı bir başka oluyor. Ağzı çok geniş küp. Küp şeklinde çukur: Oluklar içinde akan yağ, oluk üzerinde bulunan ve dağar ad…
Bağıl yoğunluk, belli bir sıcaklıktaki bir cismin yoğunluğunun, 4 °C sıcaklıktaki suyun yoğunluğuna oranıdır. Bazı yoğunluk ölçme işlemlerinde, maddenin yoğunluğu doğrudan belirlenemez, fakat suyun yoğunluğuna or…
Bağır Göğüs, göğsün ön orta yüzü (bu sözcük özellikle deyimlerde geçer): Kendini yerden yere atarak, göğsünü bağrını yırtarak hayatının rolünü oynadı. (A. Tunç) Vücut boşluklarında bulunan ciğer, bağırsak…
Bağdat Caddesi - Kadıköy / İstanbul Cadde, il ve ilçe gibi büyük yerleşme merkezlerinde geniş yol, ana yol demektir. Caddeler genellikle sokaklardan büyüktür ve ağırlıklı olarak taşıt trafiğine ayrılmıştır.…
Egale, "eşitlemek, eşit olmak; derecesine ulaşmak, eşitlenmek" anlamlarında egale etmek ve egale olmak biçiminde kullanılır. (spor) Bir rekoru yinelemek: Kapalı salon pentatlon Türkiye rekorunu kırdı…
Bağımsızlık Bağımsız olma durumu ya da niteliği, istiklal. Davranışları, tutumu, girişimleri herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilmek, özgürlük, hürlük. Bağımsızlık, bir devletin ülke içinde…
Üzüm bağı ve bağ evi Üzerinde üzüm kütükleri dikili toprak parçası: Bağa girdim bağ bulanık. Çeşitli meyve ağaçlarından oluşmuş bahçe veya arazi: Niğde'nin elma bağları. Divan edebiyatında ağaçlık, ö…
Acı biber Biber gibi yakıcı olan, ağzı yakan, tatlı karşıtı: Yemek çok acı olmuş. Tadı kötü, içilecek, yenecek nitelikte olmayan: Bu ilacın tadı çok acı. Sert, şiddetli, ağır, zorlu, keskin: Acı fren. Acı…
Bağdadi sıva yöntemi Ağaç direkler üstüne aralıklı olarak çakılan ahşap çıtaların üzerlerinin sıvanmasıyla yapılan (duvar ya da tavan): Bizim İstanbul evlerinin iki parmak enliliğindeki bağdadi duvarları s…
Bağ bozumu Üzümlerin toplanma zamanı. Son üzümlerin toplanarak bağların bozulması: Bağ bozumu vakti olduğundan bütün üzümler toplanmıştı. Yaprakları dökülmüş bazı asma dalları, yolunmuş kaz boynunu andırı…
Acı badem kurabiyesi Gülgillerden, dikenli veya dikensiz, meyvelerinin kabukları kalın, çekirdekleri küçük olan bir tür badem ağacı Bu ağacın hidrosiyanik içermesinden dolayı fazla tüketildiğinde zehirlen…
İran ülkesi ve İranlılar. Eskiden İranlılara verilen ad. Türk müziğinde, acemaşiran ve bayati'den oluşturulan, dügah perdesinde bileşik bir makam. Acem ile ilgili deyim ve birleşik kelimeler Acem ağzı…
Çabukluk, tezlik, ivedilik, ivecenlik: Bu iş biraz acele ister. (örnek cümle) İvedi, çabuk davranma zorunluluğu: Acelesi varmış, bekleyemedi. İvedili, çabuk yapılması gereken: Acele bir işim çıktı. Telaşla y…
Atılgan, yiğit, gözü pek, ele avuca sığmaz: Tuzakları görmeye giden adamla oğlu çok acar kişilerdi. Öyle ufak tefek tehlikelere pabuç bırakacak türden değildiler. Güçlü, gürbüz, dinç: Günün birinde çok acar bir…
Acemi birliğindeki acemi askerler Deneyimsiz, toy, eli işe alışmamış, iş beceremeyen: Acemi sürücü. İşinde, mesleğinde ilerlememiş, ustalaşmamış, beceri elde edememiş: Acemi çırak. Bir yerin, bir şeyin y…
Abla ve erkek kardeş Bir kimsenin kendinden büyük kız kardeşi: Ablam çok başarılı bir kızdı. Onu hep örnek aldım. Büyük kız kardeş gibi saygı gösterilen kız ya da kadın: Buyur Emine Abla, buyur... Gel otu…