İki ya da daha çok şey bir araya gelerek birbirinin içinde dağılmak, karışım durumu almak: Kum toprakla karışır, yağ suyla karışmaz. Düzeni bozulmak: Bu kitaplık pek karışmış. İlgilenmek, engellemek, araya gir…
Birden çok şeyin karıştırılmasıyla elde edilen veya ortaya çıkan şey. Bu kadar ırk ve kültürün sahneye çıktığı bu coğrafyada zamanla bütün ırkların karışımından oluşan melez bir ırk, bütün kültürlerin karışımı…
Karış Açık, gergin duran bir elin başparmağıyla, serçe parmağı arasındaki açıklığı ölçü olarak alan ve eskiden, eski uzunluk ölçülerinden arşının üçte biri olarak kabul edilen ve yaklaşık 23 cm'ye tekab…
Bir yere karınca üşüşmek (toplanmak): Reçel karıncalanmış. Vücudun bir yeri uyuşup üzerinde karıncalar dolaşır gibi bir duygu vermek: Önce ayağım uyuştu sonra karıncalanmaya başladı. (Metaller için) Oksit…