Para nedir ne demektir? Para ile ilgili atasözleri deyimler ve anlamları

Güncellenme: Soru/Yorum: 0
100 ve 200 TL'lik para desteleri üst üste
Para
  1. Alışverişte değer ölçüsü olarak kullanılmak için devletçe bastırılan metal ya da kağıt ödeme aracı: "Kaç para etti evladım bunlar?" (K. Duman).
  2. Bir emek karşılığında elde edilen kazanç: "Öyle demeyin çok güzel para var bu işte. İhya eder sizi."
  3. Servet, zenginlik: "Karısı da onunla parası için evlenmiş." (H. Servi)
  4. (eskiden) Kuruşun kırkta biri: Kuruş hesap birimiydi. 40 para 1 kuruş ederdi ve 1 Osmanlı lirası 100 kuruştu. Osmanlı lirasının değeri ise, 6,615 gram saf altındı. (F. Yılmaz)


Para ile ilgili deyimler ve anlamları


İçinde "para" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:
( atasözlerine geç )

  • (Bir yere) Para akmak: Yatırım yapılmak: Fabrikalar çalıştıkça insanlar iş buluyor, ailelerini geçindiriyor, ülkeye para akıyordu.
  • Para bağlamak: Parasını bir işe yatırmak: ... merkez bankasının görevi de bu şirkete para bağlamış vatandaşların çıkarlarını gözetmektir. (Nokta)
  • Para basmak: (mecazi) Çok para kazanmak: Dükkanlardan kira alıyor, hamamı işletip şıkır şıkır para basıyor... (S. Kaymaz)
  • Para bozmak: Büyük parayı toplamda bu paraya karşılık gelecek daha ufak paralarla değiştirmek.
  • Para çekmek: Bir yere yatırılmış paranın tamamını veya bir bölümünü almak
  • Para çıkarmak: Başka yerde bulunan kimseye posta veya banka ile para göndermek.
  • Para çıkışmamak: Para yetişmemek, para yetmemek: Akif'i bir köşeye çekti; kesesini gizlice çıkardı; içini baba oğul kurcaladılar; kayıt harcına para çıkışmıyordu. (M. C. Kuntay)
  • Para dememek: Söz konusu olan parayı küçümsemek, az bulmak: Ayda 4000 liraya para demiyordu. (D. Akçam)
  • Para dökmek (akıtmak): (deyiminin anlamı) Çok para harcamak: Damat çok para dökmüştü düğüne. (O. Komurcu)
  • Para dönmek: Rüşvetle iş yapılmak: Çok para dönüyor, ortakları karışık işler yapıyorlardı. (T. Demiryürek)
  • Para etmek (etmemek): Değeri olmak (olmamak): Evde para eden ne varsa toplayıp götürmüşler (S. Kaplan). Beş para etmeyen araziler birden ülkenin en değerli toprakları haline gelivermişti. (İ. Karakaş)
  • Para getirmek: Kazanç sağlamak: "Baba, satalım şu hayvanı, iyi para getirir." dedi Nuran. (M. Buyrukçu)
  • Para içinde yüzmek: Çok parası olmak: Para içinde yüzüyordu. İstediği her şeye de sahipti. (O. Aysu)
  • Para ile değil: Çok ucuz: Bu köşk para ile değil, bedava demektir. Sekiz bin liraya onun etraf duvarları çevrilmez. (H. R. Gürpınar)
  • Para (parasını) kaptırmak: Verdiği parayı geri alamamak, parasını çaldırmak: ... bu kızıl bıyıklı herife para kaptırmış olmamı bağışlayamıyordum. Beni nasıl da avlamışlardı? (K. Bilbaşar)
  • Para kırmak (kesmek): Çok kazanmak: ... üç sene mütemadiyen para kırdı, şimdi de kazandığını rahatça yemekle meşgul (Halkbilgisi). Kızı böyle olursa, babasını düşün sen. Adam para kesiyor demek ki. (M. Arabul)
  • Para pul tutmamak: Hesabını bilmemek, birikim yapmamak.
  • Para saçmak: Gereğinden çok para harcamak: Şu zengin sıpaları adeta etrafa para saçıyordu. (N. Gedik)
  • Para saymak: Ödemek: Efendim şehirden almamı buyurdu, avuç dolusu para saydım bunlar için.
  • Para sızdırmak (koparmak): Zorlayarak ya da kandırarak birinden para almak: Ve ona şantaj yaparak para sızdırıyordu (K. Kobanbay). Açıkgöz bir zıpır olan oğlan, yağmur yağdıracağım diye, köy köy dolaşıp saf insanlardan para koparıyor. (Türk dili)
  • Para tutmak: Para biriktirmek: Ben elime geçen paraları tutmuş olsa idim şimdi Kirya Papasoğlu Andonaki diye itibarlı bir sarraf olur idim. (F. Gökçek)
  • Para vurmak: Olağanüstü miktarda para elde etmek: Kocakafa Niyazi dünyanın fırıldağını çevirmiş, tonla para vurmuş, tam işten çekilip başını dinlendireceği sırada bir gece kim vurduya gitmişti. (T. Tursun K.)
  • Para yapmak: Para kazanıp biriktirmek: Borçsuz bir ev ve sıfır arabayla birlikte, epeyce para yapmış, yapmaya da devam ediyordu. (H. Dönmez)
  • Para yatırmak: Gerektiğinde almak üzere bir yere para vermek.
  • Para yedirmek:
    1. Gereksiz yere başkasına çok para harcamak: Yoksa bir kadına vurulmuş, ona para mı yediriyordu? (A. Nesin)
    2. Rüşvet vermek: Sonunda hapishanenin gardiyanına para yedirmiş de kaçmış.
  • Para yemek:
    1. Gereksiz olarak kendisine çok para harcamak: Belki de böbürlenmek için... Laf olsun diye... "Bak ne kadar çok para yedi," desinler diye...
    2. Rüşvet almak: "Para yedi diye iftira ettiler. Alıp içeri tıktılar. Ne para yediği vardı, ne pul. İftira bacım." (M. Kemal)
  • Paradan çıkmak: Para harcamak zorunda kalmak: Beni karşılamak için bunca yol gelmiş ve de bunca paradan çıkmış olduğuna göre, benim de azıcık onun suyuna gitmem yakışık alırdı...
  • Parasını çıkarmak: Bir işe başlarken harcadığı parayı, sermayeyi kurtarmak: Haydi, maalmübalağa otuzunu masraf ediniz, muhakkak 40 lira bırakır ki bu da senevi 480 lira demektir. Ve istimbot bir iki senede parasını çıkarmış olur. (A. S. Yurtman)
  • Parasını kesmek: (Birine) Verilecek paranın bir miktarını vermemek: Benim bildiğim Asım Bey, hiç bakmaz kağıt parasını keser aylığından... Elektrik parasını... Mürekkep parasını bile hesaplayıp keser... (K. Tahir)
  • Parasını sokağa atmak: Hiç değeri olmayan bir mala para vermek, parasını boşa harcamak: Hiçbir şeyin ucuzunu alacağım diye de, döküntülerini alıp, parasını sokağa atmaz. Ucuz etin yahnisinin yenmeyeceğini bilir.
  • (Birinin) Parasını yemek: Çalışmadan bedavadan geçinmek, birinin sırtından geçinmek: "Seninki bir doktor bulmuş, parasını yiyormuş" demişler. (Ç. Karlıdağ)
  • Parasıyla rezil olmak: Para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmamak: Seyahate mi çıktık, ortaokul gezisine mi? Paramızla rezil olmanın ne gereği var? (A. Aslan)
  • Parasız pulsuz:
    1. Züğürt: İşsiz güçsüz ve arasız pulsuz biri olduğunu söylemezdi. (H. Taşkın)
    2. Hiç para harcamadan: Parasız pulsuz gittik geldik.
  • Parasızlık çekmek: Para yönünden sürekli sıkıntı içinde olmak: Mesela Cemal de çok parasızlık çekti. Öldüğünde telefon yeni almıştı, evi kiradaydı.. Bu yaşama tarzı, şiiri çok seviyordu. Bütün hikâye bu...
  • Paraya çevirmek: Herhangi değerli bir şeyi para ile değiştirmek.
  • Paraya kıymak: Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak: Süslü Niyazi Bey paraya kıydı. Evvelâ evi döşeyip dayadı, sonra da düğün için kesenin ağzını iyice açtı. (B. Büyükarkın)
  • Paraya para dememek:
    1. Kazancı pek çok olmak: Bir keşfedildiler mi, paraya para demiyordu futbolcular. En lüks arabalarla geziyorlar, ailelerine en lüks evleri alıyorlardı.
    2. Bol para harcamaktan kaçınmamak: Nişancı paraya para demiyordu. Ne kadar parası varsa hepsini tek kuruşuna kadar Sultan için harcayabilirdi. (Y. Kemal)
  • Paraya sıkışmak: Parasız kalmak, para sıkıntısı içinde olmak: Adamın biri paraya sıkışmış, yana yakıla borç arıyormuş. (H. E. Altay)
  • Parayı avucuna saymak: Peşin olarak ödemek: Aslında teyzem bileziği bozdurup parayı avucuna saydığında memnun olacaktı. (S. K. Türker)
  • Parayı basmak (bastırmak): Para vermek: Eğer parayı basıp adanın bir kısmını satın alamazsak aynen öyle olur (Ş. Pala). Adam parayı bastırıp yan yana dört parsel almış, birine mahrukatçı, birine bakkal, kasap, manav, birine de hamam açmış, dördüncü parsele de gemi kadar bir gecekondu kondurmuştu. (S. Kaymaz)
  • Parayı denize atmak: Boşuna para harcamak, israf etmek: Çünkü o mektebe yeniden masraf etmek parayı denize atmak demektir. Bu mektebe ne yapılsa beyhudedir... Mektebin başka araziye nakli arzusundayım. (Meclis-i Mebusan)
  • Başında paralansın!: Ondan gelecek şey eksik olsun, gelmesin: Parası da başında paralansın, malı da. Gözüm görsün istemiyorum. (D. Ceyhun)
  • Beş para etmez: "Hiçbir değeri yok, işe yaramaz" anlamında kullanılan bir deyim: Aslına bakarsanız, bilginin ve aklın elinde değilse, para beş para etmez. (T. Buğra)
  • Beş paralık etmek: Zor durumda bırakmak, dile düşürmek, rezil etmek: Ailesini düşünmeden namusunu beş paralık etti. (B. Büyükarkın)
  • Beş paralık olmak: Zor durumda kalmak, dile düşmek, rezil olmak: Şoförlüğüm erkekliğim beş paralık oldu... Bacak kadar karı bana şoförlük öğretti, arabayı kazadan kurtardı. (A. Atalay)
  • Beş parasız kalmak: Harcayacak parası olmamak: Karaoğlan'ı bulamadı. Yapayalnız, beş parasız kalmıştı, şu koskoca şehirde... (Türk dili)
  • Bini bir para:
    1. Pek çok ve ucuz
    2. Pek çok yapılan, pek çok olan: Türlü dedikodular, dolap çevirmeler, bini bin para ayak oyunları, beyinlerde dönen tilkiler üstelik kuyrukları bile birbirine değmeden fink atıyor... (S. Kaynaş)
  • Bozuk para gibi harcamak: Değerini düşürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkışmak: Kadim dostluklar bozuk para gibi harcanır olmuştu. (A. Uçar)
  • Cebi para görmek: Parası yokken para kazanmaya başlamak: Evlendikten bir süre sonra, cebi para görmüş; sonra bir adam tutmuştu kendine. (M. Işık)
  • Ciğeri beş para etmemek: Değersiz, aşağılık bir kimse olmak: Sen ne anlarsın sevgiden? Ciğeri beş para etmez adam! (M. Atilla)
  • Çuvalla para kazanmak: Aşırı kazanç sağlamak: "Çuval üreticileri, çuvalla para kazanıyor!" dedim kimseyi inandıramadım... (F. Babacan)
  • Denizde kum, onda para: "Parası çok kimse, zengin" anlamında kullanılan bir deyim: Sevdiği, çok güzel, çok iyi kalpli bir adammış. Üstelik de zenginmiş. Hani denizde kum onda para derler ya, öyle zengin. (H. Bektaş)
  • Dini imanı para: Tek düşüncesi para olan kimseler için kullanılan bir söz: Dini imanı para, namusu para; / İnsanlığını yitirmiş, olmuş farfara. / Elbet girecek bir gün mezara; / Bil ki bunlar orda düşecek dara... (C. G. Abdullah)
  • Eli para görmek: Eline para geçmek: Eli tekrar para gördü. Borcu harcı kapadı biraz. Faiz yükünü savdı hiç yoksa. (D. Poyraz)
  • Hükmü parasına geçmek: Para ile dilediğini yapabilme gücünü kazanmak: Emrinin altında bir araba bulundurmak için binlerce parayı feda edip bir otomobil almak istiyorsa hükmü parasına geçer, kimse bir şey diyemez. (Yıllık)
  • İki paralık etmek: (Birinin, bir şeyin) Değerini düşürmek: Bunu çocuklar bile yapmaz, köyün adını iki paralık etti namussuz. (M. Tutkun)
  • İki paralık olmak: Değerini yitirmek: Derginin imajı, prestiji iki paralık oldu. İnsan böyle bir yazı yazarken şapkasını önüne koyup düşünür biraz. (A. Tunç)
  • Kaç paralık (adam veya şey): Değersiz: Sen kaç paralık adamsın? Ne sanıyorsunuz kendinizi siz? (K. Tahir). Diyeceksiniz ki elma kaç paralık şey ama o elmaların manevi değeri çok fazla. (E. Hısım)
  • Kara para aklamak: Yasa dışı yollarla elde edilen parayı yasallaştırmak için yatırım yapmak.
  • Namusu iki paralık olmak: Onursuz bir duruma düşmek: İki namussuz yüzünden namusu iki paralık oldu adamın. (M. Şeyda)
  • On para etmemek: Hiçbir değeri olmamak: Güzelliğin on para etmez / Bu bendeki aşk olmasa (Aşık Veysel)
  • On paralık etmek: Birine hakarette bulunmak, birini kötü duruma düşürmek: Allah belâlarını versin!.. Namusumuzu on paralık ettiler! (N. F. Kısakürek)
  • On paraya on takla atmak: Az bir miktar kazanabilmek için bile onursuzca bir sürü şey yapmak: Kariyerinde yükselmek için yaptığı her türlü fedakarlığı takdir ediyordum, ama sadece üç kuruş fazla kazanmak uğruna on paraya on takla atmak zorunda kalmasına gerçekten üzüldüm.
  • Sırtından para kazanmak: Para kazanmak için birini kullanmak: Biz dostlarımızın sırtından para kazanmayı düşünecek kadar aşağılık insanlar değiliz, bir daha böyle bir şey söylersen asla yüzüne bakmam! (C. Akaş)


Para ile ilgili atasözleri ve anlamları


İçinde "para" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )

  • Para adama akıl öğretir: Paranın, insanlara maddi konularda nasıl daha akıllıca davranmaları gerektiğini öğrettiğini ifade eder. Parası olan kişi, onu nasıl değerlendireceğini düşünür, parası olmayan kişi de, nasıl para kazanacağını düşünür.
  • Para akıl öğretir, don/elbise yürüyüş: Maddi varlıkların ve dış görünüşün, bireylerin hayatındaki farklı etkilerini vurgular. Paralı insan doğru düşünmesini, güzel gezmesini çabuk benimser.
  • Para beni kazanamaz, ben parayı kazanırım:
    1. Kişinin maddi bağımsızlığını ve paraya olan hâkimiyetini vurgular, paranın kişiye değil kişinin paraya hükmetmesi gerektiğini anlatır.
    2. Bazı insanlara para ile de olsa istemedikleri bir işi yaptırmak mümkün olmaz.
  • Para dediğin el kiri*: (atasözünün anlamı) Paranın her şey olmadığını ve asıl önemli olanın insan ilişkileri, dürüstlük, sevgi ve saygı gibi manevi değerler olduğunu anlatır.
  • Para ile imanın kimde olduğu bilinmez (belli olmaz)*: Kimin zengin, kimin yoksul, kimin iman sahibi, kimin imansız olduğu dıştan anlaşılmaz.
  • Para ile karı ele emanet edilmez: Para ve eş insanın hayat güvencesi ve namusudur. Başkalarına emanet edilmez.
  • Para insana dil, elbise insana yol öğretir: İnsanların toplumdaki saygınlıklarının maddi durumlarına ve dış görünüşlerine bağlı olduğunu anlatır.
  • Para insanı ipten kurtarır: En tehlikeli durumlarda bile insanı kurtaran paradır.
  • Para isteme benden, buz gibi soğurum senden*: Kişi, kendisinden para isteyen kimseden uzak durmak ister.
  • Para mutluluk getirmez: Paranın maddi rahatlık ve güvenlik sağlayabileceği, ancak gerçek mutluluğu ve iç huzuru getiremeyeceğini ifade eder.
  • Para parayı çeker*: Elde para bulunsa onunla yeni paralar kazanılır.
  • Para parayı kazanır, koç yiğit bel beller (Para para kazanır, koç yiğit bağ beller): Parasal sermayenin önemini ve büyük işler yapmanın temelinde yatan ana faktör olduğunu vurgular. Paranın, daha fazla para kazanmak için bir araç olduğunu belirtirken, sermaye yokluğunda da çalışmanın ve azmin önemine dikkat çeker.
  • Para peşin kırmızı meşin*: Her işin karşılığı anında ödenmelidir.
  • Para tükendi, dükkan kapandı: Peşin mal alıp veresiye satan bir tüccar alacaklarını zamanında toplayamazsa bir süre sonra işi bırakmak zorunda kalır.
  • Paralı adamdan dağlar bile korkar: Zengin kimse parasını iyilik yerine, kötülük içinde kullanabilir; her istediğini parası ile yaptırır.
  • Paralı yaşar, parasız gevşer: Kişinin maddi durumu iyi olduğu zamanlarda hayatını rahat ve bol harcamalarla sürdürdüğünü, ancak maddi zorluklar yaşadığında ise mecburen daha sakin, gösterişsiz ve sade bir yaşam tarzına geçiş yaptığını ifade eder.
  • Param seni vereyim de mi düşman olayım, vermeyeyim de mi düşman olayım?: Kendisinden borç para istenen kişi, bu parayı vermese isteyen kişi ona düşman olur. Verse, parası zamanında geri gelmeyebileceği için yine bir düşmanlık belirir.
  • Paran çok ise kefil ol, işin yok ise şahit ol*: Tanıklık boş oturan kimselerin, kefillik ise parası çok olan kimselerin işidir.
  • Paran çoksa dostun da çoktur: Parası çok olan kimseler, toplumda daha çok itibar görürler.
  • Paran kadar zekâtın artsın: Kişi para sahibi olmakla, kişilik kazanmaz. Onu kullanmasını bilmek gerekir; yardımsever olmayı, hayır duası almayı da bilmelidir.
  • Paran varsa cümle alem kulun, paran yoksa tımarhane yolun*: Zengin olana herkes ilgi gösterir, yoksul olana kimse ilgi göstermez, böyleleri aklını bile kaçırabilir.
  • Paranın anası iştir: Para kazanmanın tek yolu çalışmak, emek harcamaktır.
  • Paranın gittiğine bakma, işinin bittiğine bak (Paran gitti mi diye sormazlar, işin bitti mi diye sorarlar)*: Bir iş yaptırırken para harcadım diye üzülmemeli, işim bitti diye sevinmeli.
  • Paranın gördüğü işi kimse göremez: Paranın maddi dünyada ne kadar etkili olduğunu ve birçok kapıyı açabildiğini, işleri kolaylaştırdığını anlatır. Paranın sağladığı olanaklar ve çözümler, bazen başka yollarla elde edilemeyecek kadar güçlü olabilir.
  • Paranın yüzü sıcaktır*: Kendisine önerilen parayı gözüyle gören kimse yumuşar, kendisinden beklenen işi hemen yapmaya koyulur.
  • Parası aziz olan, kendisi zelil olur (Parasını aziz eden kendisini zelil eder): Parasına kıyamayanın kendisi alçalır. Parasını harcamada cimrilik yapanlar çevrelerinde hiç sevilmezler (zelil: Hor görülen, aşağı tutulan, aşağılanan).
  • Parası olan bulgur kaynatır, parası olmayan bıyığını oynatır: Herkes kendi maddi olanaklarına göre yaşar.
  • Parası (akçesi) ucuz olanın kendisi kıymetli olur*: Paraya çok değer vermeyen, parasını esirgemeyen kimseye herkes değer verir, saygı duyar. Eli açık kimseyi herkes sever.
  • Parası yok hırsız alsın, imanı yok şeytan: Maddi ve manevi hiçbir varlığı olmayanların toplumda saygınlığı ve yeri de olmaz.
  • Parasız adam oksuz yaya benzer: Parası olmayan bir kişinin, hayatını idame ettirme ve hedeflerine ulaşma konusunda çok zorlanacağını ifade eder.
  • Parasız tellal bağırmaz: Her şey parayla olur, kimse karşılıksız iş yapmaz.
  • Parasız pazara, kefensiz mezara gidilmez: Yapmak istenen işin gereklerine göre hazırlık yapmak gerekir.
  • Parasızlık her fenalığı yaptırır: Parasız kalan insan, bu durumu uzun sürerse, çaresizlikten her şeyi yapar.
  • Paraya nereye gidiyorsun demişler, çoğun olduğu yere demiş: Parası çok olanın daha çok para kazandığını, paranın parayı çektiğini anlatır.
  • Parayı araya değil, paraya vermeli*: "Parayı gerektiği gibi harcamalı" anlamında bir atasözü.
  • Parayı bulan bile saymış: Para ile alış veriş yaparken herkes parasını sayarak almalı, sayarak vermelidir. Çünkü araya para girince kimse kimseye güven duymaz ve ortaya büyük sorunlar çıkabilir.
  • Parayı domuzun boynuna takmışlar (sonra) da "Domuz Ağa" diye çağırmışlar: Para, itibarı olmayan kişiye itibar kazandırabilir. Parası çok olan kişiye gerçek olmasa bile saygı ve sevgi duyulur.
  • Parayı görünce bütün kapılar açılır: Kişi ricayla yaptıramadığı işlerini parayla yaptırır.
  • Parayı veren düdüğü çalar*: Gereken parayı ödeyen kimse istediği her şeyi elde eder.
  • Parayı zapt etmek deliyi zapt etmekten zor*: Elindeki parayı çarçur etmeyip tutmasını bilmek, tasarruf etmek pek zor bir iştir.
  • Parayla değil sırayla*: Kimi durumlarda bir şeyden parası olan değil, sırası gelen yararlanır.
  • Parayla dost bulunmaz*: Para kazanmayı bildiği hâlde dost kazanmayı bilmediği için sevilmeyen, sayılmayan nice insan vardır.
  • Adamı adam eden paradır, parasız adamın yüzü karadır: Paranın, bir kişiye toplum içinde saygınlık ve itibar kazandırdığı, parası olmayan bir kişinin ise hor görüleceği ve saygı görmeyeceği düşüncesini ifade eder.
  • Adamı parasız mezara bile götürmezler: Parası olmayan kişinin hiçbir işi görülmez, ölüsü bile ortada kalır.
  • Ağlamak para etmez*: Bir sorunla karşılaşıldığında sadece ağlamanın veya üzülmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğini ifade eder.
  • Akıl para ile satılmaz*: Maddi olanaklarla her şey sağlanabilir, ama akıl sağlanamaz.
  • Akıl veren çok, para veren yok: İnsanlara nasihat ve tavsiye vermeye hazır birçok kişi bulunduğunu, ancak ihtiyaç duyulan maddi desteği sağlayan kişilerin sayısının çok az olduğunu ya da hiç olmadığını ifade eder.
  • Alacaklıyı görür sokağa sapar, kuş tersini para diye kapar: Bazı insanların borçlarını ödemekten kaçarken, para ve alacakları için her şeyi yapabileceklerini anlatır (kuş tersi: kuş dışkısı).
  • Alın teriyle kazanılan para ağız tadıyla yenir: Çalışarak hak edilerek kazanılan helal para keyifle, huzurla harcanır.
  • Arkadaş paradan daha pahalıdır/değerlidir: Dostlukların değeri para gibi maddi ölçütlerle saptanamaz.
  • Bekarın parasını it yer, yakasını bit*: Bekar yaşamı düzensizdir, harcamalar yerini bulmaz, giyim kuşama özen gösterilmez, temiz olunmaz.
  • Beş para ver, söylet; on para ver, sustur: Paranın, insanların davranışlarını ve sözlerini kontrol etme gücünü vurgular ve maddi teşviklerle insanların farklı şekillerde yönlendirilebileceğini ifade eder.
  • Çok söz (laf) yalansız, çok para (mal) haramsız olmaz*: Aşırıya varan konuşmada da, kazançta da sahibine duyulan saygınlığı yok eden bir nitelik ya da hoş karşılanmayacak bir durum olduğu düşünülür.
  • Denizcinin parası pul, karısı dul: Geçim sıkıntısı yüzünden ailesinden uzakta çalışan kimse düzenli bir yaşam süremediği için kazandığı masraflarına gider. Karısı da evli iken dul hayatı yaşar.
  • Denizdeki balığın bini bir paraya*: Daha ele geçmemiş olan, birçok güçlükler yenildikten sonra ele geçirilebileceği umulan nesnenin alım satımı üzerine konuşulmaz.
  • Devletli yanını kaşısa yoksul para verecek sanır*: Bir isteğin yerine getirilmesini ilgililerden bekleyen kimse, onların bu işle ilişkisi bulunmayan davranışlarını, isteğini karşılamak için yapılıyor diye yorumlar (devletli: Osmanlılarda paşa, vezir gibi devlet adamları için kullanılan bir hitap sözü).
  • Dört paralık adamın, sekiz paralık keyfi olur: İnsanın geliri iyiyse iyi yaşar, geliri kötüyse yaşayışı da fazla lüks olamaz, olmamalıdır.
  • Dünyada parasız, ahirette imansız: Allah dünyada parasız, ahirette imansız bırakmasın anlamında bir atasözü.
  • Elbise oynatır, para söyletir (Elbise yürüyüş belletir, para dil belletir): Dış görünüş ve para gibi maddi unsurların insanların davranışlarını ve sözlerini etkileyebileceğini ifade eder.
  • Ekmeği aça ver, parayı muhtaca ver: Durumun iyiyse ve birilerine bağış yapmak istiyorsan bunu yoksul, kimsesiz ve muhtaç kimselere yap.
  • Gamı def, parayı sarf etmeli: İnsanların, ruhsal ve duygusal iyilik halleri için zaman zaman maddi kaynaklarını kullanmaları gerektiğini vurgular (?).
  • Gençlikte para kazan, kocalıkta kur kazan: İnsan gençliğinde çalışıp kazancını biriktirmelidir ki yaşlanıp çalışamadığı yıllarda rahat bir yaşam sürebilsin.
  • Güzel idin hani kaşın karası, zengin idin hani diba parası?: Kişi, eninde sonunda mutlaka ortaya çıkacak şeyler için yalan söylememelidir.
  • Hazır para çabuk biter: Kişi emeksiz elde ettiği paranın değerini bilmez çabuk tüketir.
  • Haram para ya belaya, ya binaya, ya zinaya/gider: Haram kazanç da hayırlı bir iş yapılamaz.
  • Hastaya ilaç, borçluya para: Hastaya, sağlığına kavuşması için nasıl ilaç gerekiyorsa, borçluya da borçlarını ödeyip bu sıkıntıdan kurtulabilmesi için para gereklidir.
  • Her zaman eşek ölmez, on köfte on paraya olmaz*: İstenen şeyi kolayca elde etme fırsatı her zaman çıkmaz.
  • Her şey para ile, namus ar ile alınır: Şeref yalnızca dürüsttük ile elde edilebilir.
  • İhtiyarı gençleştiren paradır: Zenginlik insana ihtiyarlığında da güçlü bir yaşam sağlar.
  • İnsanın kötüsü olmaz; meğer ki parası olmaya*: Toplum içinde herkesin bir değeri vardır ancak züğürtlere değer verilmez.
  • İt sürü, para kazan*: Ekmek parası kazanmak için it sürümek gibi bir iş tutmak bile ayıp değildir.
  • Kar kuytuda, para pintide eğleşir*: Her şey, saklanabilen yerde ve saklamasını bilenin yanında bulunur.
  • Karını kaynına, paranı koynuna emanet et: Erkek karısını sadece karısının kardeşine emanet etmeli, parasını da güvenmedikçe kimseye vermemelidir.
  • Karısız evi, parasız erkeği, vur ateşe yansın: Kadınsız bir ev ve parasız bir erkek işe yaramaz.
  • Kedi ciğere, insan paraya/çıkara bakar: Menfaatçilik insan ruhunun derinliklerine işlemiştir.
  • Kılıç açmayan yeri para açar: Güzellikle veya zorbalıkla yaptırılamayan işler para ile kolaylıkla yaptırılabilir.
  • Kiminin parası kiminin duası*: İşler, varlıklı olanların parası, yoksul olanlarınsa duasıyla yürür.
  • Kumar parasıyla cami yapılmaz: Kumardan elde edilen parayla hayırlı işler yapılmaz.
  • Lâzıma hazine yetmez, elverire para gitmez: İnsanların ihtiyaçlarının sınırsız olabileceğini, en büyük hazinenin bile tüm ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalabileceğini, ancak gerçekçi ve yeterli olan şeylerin aşırı harcamalar gerektirmediğini anlatır (elverir: yeterli).
  • On para on aslanın ağzında*: "Para kazanmak çok güçleşti" anlamında söylenen bir atasözü.
  • Oğlanın karası para kesesi, kızın karası can tasası: Erkek evlat hayırsız olursa çalışıp kazanmak yerine sürekli baba parasıyla geçinmek ister. Kız çocuğu da kötü çıkarsa yüz kızartıcı davranışlarıyla ana babasının başına dert açarlar.
  • Önce baldın, pekmez oldun; şimdi para etmez oldun*: Davranışlarına dikkat etmeyen kişinin attığı her yanlış adım, saygınlığının biraz daha azalmasına neden olur.
  • Peşin para, zevkini ara: Veresiye satan kolay ve çok satar, ama peşin satan daha garantili kazanır.
  • Sanatına güvenenin para ayağına gelir: Yaratıcı, becerikli kimse işsiz kalmaz. Ona ihtiyaç duyanlar kendisini bulurlar.
  • Sayılı parada bereket yoktur: Parayı sık sık saymak uğursuzluk getirir.
  • Selam para kelam para*: En önemsiz işleri yaptırmak için bile para gerektiğini anlatır.
  • Şeker, parayı cepten çeker: Hoşlandığımız her şeyi satın almaya kalkarsak parasız kalabiliriz.
  • Şeytan paranın bulunduğu yerdedir: Eğer bir işte çıkar söz konusu ise şeytan insanı kandırmak içir orada hazır bulunur.
  • Terlemeden para kazanılmaz, solumadan can verilmez*: Hiçbir emek harcanmadan para kazanılması mümkün değildir.
  • Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur: Kalitesiz veya değersiz bir şeyden daha iyi bir şeyin çıkmasının beklenemeyeceğini ifade eder.


Para ile ilgili birleşik kelimeler


  • Para babası: Parası çok, zengin kimse: Para Babası tâbiri tam Ali bey içindir. Yoğurtçu zâde yâhud Esirci Ali Bey denirdi. Çok iyi biliyorum. Saraydan bile gelirler Ali beyden ölçekle ödünç altın alırlardı. (İstanbul Anksiklopedisi)
  • Para canlısı: Paraya düşkün, paragöz: ... baban yok mu? Ne para canlısı bir adam. Kızımı zengin kocaya vereceğim diye bir tutturdu, Nuh dedi, peygamber demedi. (Ülkü)
  • Para pul: Para ya da para eden şey: Kapısına geleni geri çevirmez, para pul istemez diye bilinirdi. (R. V. Görk)
  • Para şişkinliği: Piyasaya gereğinden çok kağıt para sürmekten ortaya çıkan durum, enflasyon.
  • Para tuzağı: İnsana boşuna para harcatan şey: Ama düşünmez ki asıl para tuzağı içtiği sigaradır. (B. Yener)
  • Para üstü: Satın alınan şeyin tutarı ödendikten sonra artakalan para.
  • Paragöz: Parayı çok seven, paraya çok düşkün olan kimse, para canlısı: İşte paragöz sanatçımız budur. Yapıtları güzel, ama kendisi Allah'ın cezası. Paradan başka bir şey gördüğü yok. (E. Ebru)
( 0 soru/yorum )