Kaçmak ne demektir? Kaçmak ile ilgili atasözleri, deyimler ve anlamları

Güncellenme: 19 Aralık 2025 Soru/Yorum: 0
  1. Bulunduğu yerden gizlice ayrılmak, gizlice sıvışmak: Ve ben ruhu olmayan bu kasabadan kaçmak için can atıyordum. (S. Ali)
  2. Kendini göstermemek: Pijaması üstünde, misafirlerin önünden yan odaya kaçtı.
  3. Kaçınmak, esirgemek: Masraftan kaçınmak için işe yürüyerek gidiyorum.
  4. Sızmak: Balon hava kaçırıyor.
  5. İpliği kopmak: Kazağım kaçtı. Çorabım kaçtı.
  6. Girivermek: Gözüne toz kaçmak. Kulağına su kaçmak.
  7. Yeri hafifçe değişmek: Yana kaç da, ben de göreyim.
  8. Görünmeden gitmek, savuşmak, sıvışmak.
  9. Bir şeyden kurtulmak için hızla koşmak: Ahali, birbirini ezerek kaçmaya başladı. (R. N. Güntekin)
  10. Yok olmak: Meclisin tadı iyice kaçmışa benziyordu (İ. Tarus). Uykusu kaçmak. Rahatı kaçmak. Neşesi kaçmak.
  11. Benzemek, yaklaşmak: Mora kaçan kırmızı elbisesiyle biraz mübalağalı kaçıyordu.
  12. Belirteç olarak sıfat aldığında "düşmek"te olduğu gibi "oluş" anlamıyla yardımcı eylem değerinde olur: Eteğin boyu kısa kaçtı. Bu söz soğuk kaçtı.
  13. (Renk için) Uçmak, ağarmak, solmak, kendi rengini kaybetmek.

Kaçmak ile ilgili deyimler ve anlamları

İçinde "kaçmak" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:
( atasözlerine geç )

  • Kaçacak delik aramak: Korkudan saklanacak yer aramak: İşte bu onun yenilmesi demekti, bir fare gibi kaçacak delik arıyordu. (A. Tekin)
  • Kaçmaktan kovalamaya vakit olmamak: Birinci derecede önemli işler yüzünden ikinci derecedekileri yapmaya fırsat kalmamak: Ciddi ve umut verici hiçbir kültürel, ekonomik, sosyal hamleye girişemiyordu. Tam tabiriyle kaçmaktan kovalamaya vakit olmuyor, günlük hadiseler içinde zaman eriyordu. (A. F. Okyar)
  • Kaçmaz / Kaçar mı?: (argo) "Biz hiç atlar mıyız" anlamında şaka yollu söylenir: "Nerden biliyorsun içtiğimi?" "Benden kaçmaz." (G. B. Altıntaş). Kendisi fark ettirmemeye çalışıyordu ama, benden kaçar mı? (O. Sadıkoğlu)
  • Abes kaçmak: Bir söz ya da davranışın ortama uygun düşmemesi: Şimdi bu cümleyi yazdıktan sonra düşündüm ki zaten 36 yaşında bu dünyadan ayrılan bu nesir dâhimizin "gençlik yılları"ndan bahsetmek abes kaçıyor. (Türk Edebiyatı)
  • Abdesti kaçmak: Abdesti bozulmak: Kişi, abdesti kaçtı sanarak, namazını bozar durur. Böylece Şeytan'ın oyuncağı haline gelir, yaptığı ibadetin ciddiyet ve vakarı kalmaz. (A. O. Ateş)
  • Abliyi kaçırmak (bırakmak): Ne yapacağını bilmemek, şaşırıp kalmak, soğukkanlılığını yitirmek: Abliyi kaçırmayacak kadar gün görmüş adamdı; ama gözlerinden yaş boşanmasını da önleyemiyordu. (C. Ülkü)
  • Ağır kaçmak: (şaka yollu) Gücendirici, incitici olmak: Doğrusu "yalan" lafı hayli ağır kaçmıştı. (Türk Edebiyatı)
  • Ağzından kaçırmak: İstemediği halde boş bulunup söyleyivermek: Şimdi rahatladım, dedi Kenan bey. Ve ağzından kaçırıverdi: Gözüm arkada kalmaz artık. Demek düşünürmüş ölümünü... (T. Buğra). — Vah zavallı, demek o kadar yalnız kalmış. Ali boş bulundu, ağzından kaçırdı: — Şimdi yalnız değil anne... Sözün gerisini yuttu. Annesi, yuttuğu kısmı öğrenmek istedi: — Nasıl yalnız değil? — Şey... Şey var ya... Hani... (E. Bektaş)
  • Ağzının tadını kaçırmak: Bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neşesini, keyfini, rahatını kaçırmak: Eli kulağındaki savaş insanların ağzının tadını iyice kaçırmıştı. (O. Balcıgil)
  • Aklını kaçırmak:
    1. Delirmek: O (s.a.) kendisine "Aklını kaçırmış" diyenlerin bile aklını, ruhunu, insanlığını kurtardı. (A. Taşgetiren)
    2. (mecazi) Gereksiz, yersiz iş yapmak: Ne yapmak istiyordu? Aklını kaçırmış olmalıydı. (A. Aydın)
  • Arazi olmak:
    1. Sıvışmak: Kara Kemal arazi oldu, bu pislik ise hala buralarda ve onun işlerini tıkır tıkır yürütüyor. (M. Yoker)
    2. İşten kaçmak: Ustabaşını arıyorum, yok! Adam arazi olmuş. (B. Sezgin)
  • Ayıp kaçmak: Yakışıksız olmak, uygun olmamak: Gelecek misin düğüne sahiden? Çağırdı. Gitmezsek ayıp kaçar. (T. Dursun K.)
  • Bayağı kaçmak: Söz, davranış, giyiniş yakışmamak, uygunsuz olmak: Niye yakışmasın? Pek mi bayağı kaçtı? (E. Behzad)
  • Bucak bucak kaçmak: Bir olay, bir durum veya bir kimseyle karşılaşmamaya çalışmak: Ama Nilüfer ondan bucak bucak kaçıyor, sevmediğini, sevemediğini açık açık söylüyormuş... (O. Kemal)
  • Çiğ kaçmak: Yersiz, yakışıksız, biçimsiz olmak: O sözün pek çiğ kaçtı.
  • Çirkin kaçmak: Hoş olmayan bir durum olmak: "Ben teklif etsem çirkin kaçar mı acaba? Bunlar ağa adamlar; benim maaş bunların garson bahşişi bile olmaz" diye düşünüyordu. (H. Korkmazgil)
  • Çorap kaçmak: Çorabın bir teli kopup örgüsü uzunlamasına seyrelmek: Ayakkabılarını çıkarırken fark etti, çorabı kaçmıştı. (C. Aktaş)
  • (bir şeyden) Dar kaçmak: Bir sıkıntıdan güçlükle kurtulmak: Polisi gören kabadayılar dar kaçtılar. (N. Muallimoğlu)
  • Dozunu kaçırmak: Bir şeyde ileri gitmek, ölçüyü kaçırmak: Alkolün dozunu kaçırmak.
  • Elden kaçırmak: Elde edilebilecek bir şeyden türlü nedenlerle yararlanamamak: Yanlış bir karar vermiş ve bu şansı elden kaçırmıştı. (E. Yılmaz)
  • Elden kaçmak:
    1. Sahip olamamak
    2. Değerlendirememek: Büyük bir fırsat elden kaçmıştı. (Y. Delikoca)
  • Endazeyi kaçırmak: Fazla abartmak, ölçüyü kaçırmak: Usturuplu lâf eder ama, içince endazeyi kaçırır. Kusura bakma. (S. Engin)
  • Fare deliği bin altın: Herkesin kaçacak yer aradığı durumlarda saklanılacak bir yer bulmanın ne kadar güç olduğunu anlatır: Fare deliği bin altın olduğu bir zamanda artık insan arkadaşına mı bakar? (A. Mithat)
  • Fazla kaçırmak: Alışılmış olandan çok içmek ya da yemek: Yüreği sıkışıyordu, yine. Yemeği fazla mı kaçırmıştı? (B. Arpad)
  • Fırsatı kaçırmak: Elverişli durumdan yararlanamamak: Bu şansı kaçırırsanız, bir daha elinize geçmeyecek altın bir fırsatı kaçırmış olursunuz. (A. Azzam)
  • Fırsatı kaçırmamak: Elverişli durumdan yararlanmak: Ayşe'ye şirin ve iyi biri olarak görünmek istiyordu. Bu fırsatı kaçırmadı. Çocuğu koltuk altlarından kavrayıp aşağı indirdi. (İ. Savaş)
  • Gol kaçırmak: Uygun durumda olmasına rağmen karşı takımın kalesine topu sokamamak, gol atamamak: Fener gol kaçırdı. Babamla çaktırmadan dedeme baktık. (S. Ezber)
  • Gösterişe kaçmak: Gösteriş yapmaya başlamak: Gereksiz bir gösterişe kaçmadan içten geldiğince döktürüp, sözünü sazına doldurmaktadır. (M. Yardımcı)
  • Gözden kaçmak: (İncelenmiş veya gözlemlenmiş olmasına rağmen) Görülmemiş, farkına varılmamış olmak: Kaleyi baştan aşağı taramışlardı daha önce, fakat gözden kaçan bir not ya da önemsiz sayılabilecek bir iz bulma umuduyla her yeri tekrar gözden geçirmek istiyordu. (K. Kara)
  • Gözlerini (gözünü) kaçırmak: Biriyle göz göze gelmemek için gözlerini başka tarafa çevirivermek: Bakışları karşılaşınca, suç işlemiş bir çocuk gibi gözlerini kaçırıyordu. (R. Tekin)
  • Gözünden kaçırmamak: Dikkatle izlemek: Baştan aşağıya dikkat kesilmiş, yaptıklarımın hiç birini gözünden kaçırmıyordu.
  • Hapishane kaçkını gibi: Kılık kıyafetine dikkat etmeyen (kimse): Baban hiç yazara benzemez. Hapishane kaçkını gibi bir adam bu! (H. Bektaş)
  • Horozdan kaçar: "Erkeklerle çıkmamak, onlardan kaçmak" göreneğine aşırı ölçüde bağlı kadın: İffetli davrandıkları, mahallede "horozdan kaçar" gibi yaşayıp erkeklerden eteğinin ucunu gören olmadığı için... (S. K. İrtem)
  • Huzurunu kaçırmak: Tedirgin, rahatsız etmek: Kafasını dolduran bu soruya kesin bir cevap verememek Ahmet'in huzurunu kaçırmıştı. (O. Hançerlioğlu)
  • İfrata kaçmak: Çok ileri gitmek, aşırı davranmak: Fakat bu piyesin kahramanı ifrata kaçmış aşırı kıskanç bir kocadır ve komik hallere düşer. (E. Töre)
  • İp kaçkını: (İpe çekilecek derecede) Serseri ve kötü kimse: "Sus yezit!.. İp kaçkını!.." diye bağırdı, "senin ipini ben çekeceğim. Hepinizi Gerede çarşısında Padişahımın fermanı ile asacağım." (S. Kocagöz)
  • İpin ucunu kaçırmak: (teklifsiz konuşmada) Ölçüyü aşarak bir işi çıkmaza sokmak, bir işin idaresine hakim olamayacak duruma gelmek: Latife kocasına yardım etmek isterken ipin ucunu kaçırmış; kocasıyla karşı karşıya gelmişlerdi. (A. Aygen)
  • İpten kazıktan kurtulmuş (kaçmış): Her türlü kötülüğü yapacak nitelikte olan, serseri: Bazısı gündüz külahlı gece silahlı, darağacı kaçkını, ipten kazıktan kurtulmuş azılı haydutlardı. (M. B. Dede)
  • İsrafa kaçmak: Gereksiz yere aşırı harcamalarda bulunmak: Onlar, harcadıklarında ne israfa kaçarlar ne de cimrilik ederler. İkisi arasında orta bir yol tutarlar. (Furkan Suresinden)
  • İşin kolayına kaçmak: Derinliğine araştırmadan basit olarak düşünmek, yüzeyde kalmak, tembellik etmek: Düşünmek, araştırmak, tartışmak, denemek, yanılmak gerekir. İşin kolayına kaçıp kopya işler yapmak varken bu sıkıntıya neden girelim ki? (S. Ş. Barkçin). İnsan ise zorluğu, sıkıntıyı sevmez, her işin kolayına kaçmak ister. (M. Atalar)
  • İşin tadı kaçmak: Mesele tatsız bir durum almak: Fakat sırrının ayan olmasıyla işin tadı da kaçmıştı. (S. K. Türker)
  • Kantarın topuzunu (topunu) kaçırmak: Ölçüyü kaçırıp aşırılığa düşmek: Bir yığın ucuzluklar yapmış, kantarın topuzunu epey kaçırmış (M. Ün). Bu çocuklar, kantarın topunu kaçırmıştı. Ne yapacakları belli olmazdı. (E. Özsoyman)
  • (bir yere) Kapağı atmak: Sıkıntısız, rahat bir yere sığınmak, kaçıp kurtulmak: Karşımdakiler de Avrupa'dan buraya kapağı atmış heriflerdi. (Virgül)
  • Keçileri kaçırmak: Bunalım içinde bulunmak, delirmek: Her neyse babam bırakıp gittikten sonra, annem keçileri kaçırdı. (G. Yamaner)
  • (bir yerden) Kendini dar atmak: Güçlükle ve ivedi olarak bir yere sığınmak, kaçmak: Kedi can acısıyla kendini sokağa dar attı. (A. Nesin)
  • Keyfi kaçmak: Neşesi ve huzuru bozulmak, kalmamak: Para deyince Süleyman abinin keyfi kaçtı yine her zaman olduğu gibi... (A. F. Gürses)
  • Keyfini kaçırmak (bozmak): Huzurundan etmek, zevkinden etmek, üzmek: Üst üste yaşanılan aksilikler fazla gelmiş, keyfini kaçırmıştı (H. Alptekin). Zamansızca gelen bu telefon keyfini kaçırmıştı adamın.
  • Kılıçlama kaçmak: Yan yan koşarak çaprazlamasına gitmek.
  • Kıyak kaçmak: (argo) Çok uygun düşmek, yakışık almak: Önceden kozların paylaşılması usulü hakkında konuşursanız, daha kıyak kaçar. (İ. Tarus)
  • Kız kaçırmak: Bir kızı kendinin ya da ailesinin rızası olmadan alıp götürmek: Ferhat'ın Şirin'i sevdiği kadar Seriye'ye âşık olan Rahim, bu durumu anlayınca kızı kaçırdı. (S. Aktaş)
  • Kirişi kırmak: Argoda kaçıp gitmek, uzaklaşmak: Senin çırak gene kirişi kırmış ha? (O. C. Kaygılı)
  • Kocaya kaçmak: (Kız için) Ailesinin izni olmadan ve nikahlanmadan, evlenmek üzere bir erkekle kaçmak: Kızları Güler kocaya kaçmış, bu durum da aile fertleri arasında derin bir üzüntüye sebep olmuştu. (Ö. Özdarıcı)
  • Köşe bucak kaçmak (saklanmak): Kimseye görünmek istememek: Fellik fellik gazete muhabirlerinden köşe bucak kaçıyordu. (M. Savaş)
  • Kulağına kar suyu kaçmak: Rahatını kaçıran bir haber almak: Senin bakkal Haydar'ın kulağına kar suyu kaçtı, bilir misin? Altı yüz lira Gelir Vergisi biçmişler, tarlalar ve Ereğli'deki dükkân elden gitti. (M. Seyda)
  • Kulağına kar suyu kaçırmak: Dolaylı olarak duyurmak: Fısıltılar kulağına kar suyu kaçırdı imamın. (D. Akçam)
  • Lafı ağzından kaçırmak: Söylemek istemediği şeyi söyleyivermek: "Dikkatli ol, lafı ağzından kaçırıp da gideceğimiz yeri söyleme sakın!" (E. İçöz)
  • Minderden kaçmak: Güreşte, zorlu rakibinin karşısına çıkmamak ya da güreşirken minder dışına çıkmak: Çaya, Kurtdereli'nin karşısında çok temkinli güreş tutuyor, sıkıştıkça minderden kaçıyordu. (İ. H. Sevük)
  • Neşesi kaçmak: Sevinci azalmak, kederlenmek: Bu havadisten herkesin neşesi kaçtı. (İ. H. Sunata)
  • Nikahı kaçmak (bozulmak): Nikahın geçersiz sayılmasını gerektirecek bir neden sonucu nikahı bozulacak duruma gelmek.
  • Ölçüyü kaçırmak: Yiyip içmekte veya davranışlarda aşırı gitmek: Aziz Nesin'e gelince, ölçüyü kaçırmış bulunduğunu fark etmişe benziyordu. (A. Nesin)
  • Pabuçsuz kaçmak: Bir yerden pabucunu giymeye vakit bulamayacak kadar telâşla uzaklaşmak: "Deli sarhoştan korkar derler amma yalanmış; diye söylenirmiş, Alimallah deli sarhoşu pabuçsuz kaçırıyor.." (Ş. Kutlu)
  • Pabucuna taş kaçmak: Ortaya çıkan durum karşısında tedirgin olmak, rahatını bozacak bir hadise zuhur etmek: Alâettin Efendi'nin pabucuna taş girmişti. İçine bir efiltidir düştü. Koçak Hasan gerçekten gelir de halasına yapılanları öğrenirse bu kendisi için "fatiha" demekti. (B. Eliçin)
  • Palamarı koparmak (çözmek): (argo) Kaçmak, sıvışmak: İstediğini aldığı gibi palamarı koparmış.
  • Rahatı kaçmak: Rahatsız, tedirgin olmak, üzülmek: Taşındıktan sonra Suat hanımın rahatı kaçmıştı. (A. S. M. Alus)
  • Sıçan deliği bin akçe: "Kaçıp saklanacak yer yok" anlamında kullanılan bir söz: Harbe gideceğimiz zaman abdestimizi alıp da "Allah Allah" diye narayı basınca Yunanlılar için sıçan deliği bin akçe olurdu. (O. Köse)
  • Tabana kuvvet kaçmak: Çok hızlı, koşarak kaçmak: Kınlarını kıran üç Müslümanın karşısında durmaya cesaret edemeyip, tabana kuvvet kaçmaya başladılar. (A. Saraç)
  • Tabanları kaldırmak: Koşarak yola düzülmek veya kaçmak: Ateş ettiğim zaman, hepsi tabanları kaldırdı, kaçtı. (H. E. Adıvar)
  • Tabanları yağlamak:
    1. (alay) Uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak: Tabanları yağla, gün kızarmadan Tatarcıkta boğazları ıslamalı. (F. Baysal)
    2. Kaçmak: Tabanları yağla, bak geliyor emniyetin amansız komiseri. (S. Demiray)
  • Tadı kaçmak:
    1. Tatsız bir duruma girmek: Akşama, ya öğlenden kalan soğumuş ve tadı kaçmış yemekler veriliyordu ya da özensiz hazırlanmış bir şeyler. (A. Korkut)
    2. (mecazi) Bir şey hoşa gidecek yönlerini yitirmek: Hadi çok uzadı, tadı kaçtı bu işin, ikileyelim (B. Başarır). Sakız gibi çiğnenmiş, tadı kaçmış bir konu. (Y. O. Duman)
  • Tavı kaçmak (geçmek): Uygun zamandan yararlanamamak: Bir kere işin tavı kaçtı, bundan sonra ne yapsan boştur.
  • Tavşana kaç, tazıya tut demek: İki tarafı, karşıt olan davalarında kışkırtmak, kendi tutumlarında yüreklendirmek: "Tavşana kaç, tazıya tut" politikasıyla her iki devleti de zayıflatmak için perde altında bu savaşı tahrik ve teşvik etmişti. (A. Büyüktuğrul)
  • Toz olmak:
    1. Toz haline gelmek: Kemikleri ezilip büzülüp toz toprak olmuş olsa da Allah ölüleri diriltecek. O her şeye kâdirdir. (M. E. Coşan)
    2. (argo) Kaçmak, uzaklaşmak, gözden kaybolmak: Hepsi toz oldu. Bir daha kolay kolay buralara geleceklerini pek sanmıyorum. (S. G. Turan)
  • Treni kaçırmak: Bir şeyi elde etme, bir işi gerçekleştirme fırsatını ve imkanını yitirmek: Gelişmemiş uluslar treni kaçırmış uluslardır... (A. Erhat)
  • Tun tun kaçmak: Gizlice kaybolmak: Kavgadan gürültüden tun tun kaçıyor... (A. İlhan)
  • Ucunu kaçırmak: Bir iş çıkmaza girmek: Sonra anlattıklarının ucunu kaçırmış ya da aklına başka bir şey gelmiş gibi sustu.
  • Uykusu kaçmak:
    1. Uyumak için yatmışken herhangi bir nedenle uyuyamamak.
    2. Herhangi bir durumdan kaygılanmak: O günden sonra uykuları kaçtı Mısto ağanın. Ne gündüzler yetti düşünmeye, ne geceler. (Ö. Polat)
  • Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak: Güç bir durumdan kurtulayım derken daha kötüsüne uğramak: Halk yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş, özgürlüğe kavuşmak isterken eli sopalı kölelerin kulluğuna düşmüş oldu. (Platon)
  • Yakışıksız kaçmak: Uygun düşmemek, çirkin olmak, münasebetsiz görünmek: Beyin, fakire verdiği parayı geri alması yakışıksız kaçar da ondan. (Ö. Lekesiz)
  • Yangından mal kaçırır gibi: Gereksiz bir telaş ve ivedilikle: Sanki yemek mi yedik? Yangından mal kaçırır gibi bir acele bir acele ki... Benim lokmalarım boğazıma dizildi. (İ. A. N. Sekizinci) Bu kadarla kalsa iyiydi, üstüne bir de yangından mal kaçırır gibi, tam bir oldu bittiye getirerek, apar topar bir düğün yapmışlardı. (Y. Akkaya)
  • Yedi kaçtı: Yemek yer yemez giden kimseler için söylenir: "Herkese afiyet olsun, yedi kaçtı gibi olmasın ama, ben gidip Gülnaz'a bakayım." (D. Duman)

Kaçmak ile ilgili atasözleri ve anlamları

İçinde "kaçmak" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )

  • Kaçan balık büyük olur (Kaybolan koyunun kuyruğu büyük olur)*: Kaçırılan fırsat her zaman gerçekte olduğundan daha büyük sanılır ya da öyle anlatılır: Derler ki, kaçan balık büyük olur, en iri yaban keçisi atıp da tutturamadığındır ve en güzel kadın erkeğe eyvallah'ı çekendir. (Benim Dağıstanım)
  • Kaçan tavşan büyük olur: Elindeki fırsatı değerlendiremeyenler için kaybettikleri şans daima değerinden daha büyük olarak yorumlanır.
  • Kaçan tavşan çok yaşar: Gerektiğinde tehlikeden uzaklaşmanın akıllıca bir davranış olduğunu ve bu sayede kişinin uzun vadede daha kazançlı çıkacağını vurgular.
  • Kaçan da Allah'ı çağırır kovalayan da: Güçlü güçsüz herkes bir noktadan sonra Allah'ın yardımına ihtiyaç duyar. Sonuçta herkes Allah'ın kuludur.
  • Kaçanı kovmazlar (kovalamazlar), yıkılanı vurmazlar*: Yenilgiyi kabullenenin ya da düşkün olanın üstüne varmak mertliğe sığmaz.
  • Kaçanın anası ağlamamış*: Tehlike karşısında kendini koruyabilen ve geri çekilmeyi bilen kişinin hayatta kalacağını ifade eder. Gereksiz cesaret yerine akıllıca davranan, sonradan pişmanlık yaşamaz.
  • Kaçanın ardından koşulmaz: Gitmek isteyen veya kaçan kişinin zorla tutulamayacağını ifade eder. İnsanları istemedikleri konularda zorlamak hem faydasızdır hem de kırgınlık doğurur.
  • Kaçmak da bir yiğitliktir: Yerine göre dövüşmekten vazgeçmek de akıllı bir davranıştır.
  • Kaçmaktan kovmaya elimiz ermiyor: Daima sıkıntılı bir hayat yaşayan insanlar için kullanılan bir söz.
  • Adem oğlunun elinden uçan ile kaçan kurtulmaz: Azmeden insanın açamayacağı kapı, ulaşamayacağı başarı yoktur.
  • Akılsız kasabın gerisine kaçar masadı: Kafası çalışmayan kimse, elindeki fırsatı kullanmak şöyle dursun, onun kendi aleyhine işlemesine bile yol açar.
  • Anası övdüğünü koy da kaç, el övdüğünü al da kaç: Anneler kızlarının kusurlarını görmezler, kızlarını eleştirmezler. Bu yüzden, elin övdüğü erdemli kızlarla evlenmeye bakılmalıdır.
  • Arı baldan değil dumandan kaçar (Arı baldan mı yoksa dumandan mı kaçar?): İnsanların hoşa giden şeylerden değil, kendilerine zarar verecek ya da rahatsızlık verecek durumlardan kaçındıklarını ifade eder.
  • At kaçmaz, et kaçar: Atın iyi koşması için iyi beslenmiş olması gerek.
  • Atın yürükse bin de kaç: Elinde çok iyi bir imkan varsa bundan en iyi şekilde yararlan.
  • Atlı kaçar, kaçar; yaya arkasına ne düşer: Büyük işlere, bunu başaracak gücü olanlar girişir. Olanakları bulunmayanlar böyle işlere niçin girişirler?
  • Azmin elinden ne uçan kurtulur ne kaçan: Kararlı ve çalışkan insanın hayatta ulaşamayacağı başarı yoktur.
  • Belanın üzerine gitme, üzerine gelen beladan kaçma: Kişi, kendine zarar gelecek şeylerden uzak durmalı, belayla karşılaştığında da kaçmamalı, mücadele etmelidir.
  • Bizim gelin bizden kaçar, tutar ellere başını açar*: Bize yabancı duran yakınımız, dostumuz, akrabamız başkalarına rahatça, içtenlikle yardım eder.
  • Dayak gördün mü kaç, sofra gördün mü otur: Tehlike anında uzaklaşmayı, fırsat anında ise değerlendirmeyi öğütler. Yani, zor durumda geri çekilmek, iyi fırsatları ise kaçırmamak gerekir.
  • Deminde kaçmak dahi erliktendir: Bir mücadeleyi kaybedeceğini anladığın anda seçilecek en akıllıca yol bir daha ki sefere daha sıkı tedbir almak için geri çekilmektir.
  • Düşman çok olunca kaçmak da mertliktir: İnsanın, bir tehlikeye, bir saldırıya karşı koyamayacağını anladığı zaman oradan kaçıp kurtulmaya çalışması korkaklık değil akıllılıktır.
  • Ekmek bulursan yanaş, kavga görürsen dolaş (kaç): Gittiğin yerde bir şey ikram edildiği zaman utangaç olma. Bir yerde karışıklık veya kavga varsa da hemen oradan uzaklaş.
  • Eldeki fırsatı kaçırma, bir daha geçmez ele: İnsan eline geçen fırsattan yararlanmayı bilmeli, çünkü daha sonra bulamayabilir.
  • Elti eltiden kaçar, görümceler bayrak açar*:
    1. Eltiler birbirlerinden uzak dururlar. Görümcelerse gelinlerle kavga eder.
    2. Eltiler arasındaki anlaşmazlıklara en çok sevinen görümcelerdir.
  • Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır*: Cesaretin her zaman doğrudan çatışmaya girmekle değil, bazen de tehlikeden kaçınmakla gösterildiğini ifade eder.
  • Eski kaçmış; iğne iplik geri getirmiş: Küçük yırtıkları olan giysilerin ya da küçük hasarları veya eksiklikleri olan eşyaların hemen atılmaması gerektiğini, onların onarılarak tekrar kullanılabilir hale getirilebileceğini ifade eder. Bu, onarılabilen her şeyin değerlendirilmeye devam edilmesi gerektiğini anlatır.
  • Ev yanmış ama borç bacadan kaçmış: İnsan alacağı da dahil olmak üzere her şeyini kaybetse bile borçlarını kaybetmesi mümkün değildir.
  • Evvel kaçan kurtulur: Tehlike anında hızlı davranıp erken önlem alanın zarar görmeyeceğini anlatır. Çabuk hareket eden, beladan en az zararla çıkar.
  • Fakirlik pencereden (Yoksulluk kapıdan) girince aşk bacadan kaçar: Yoksulluk ve geçim sıkıntısı içine düşen insanlar aşktan ve sevgiden zevk alamaz hale gelirler.
  • Fırsat elde iken kaçmalı: İnsan bir tehlikeyle karşılaştığında kurtulmak için elinde imkan varsa bu fırsatı iyi değerlendirmelidir.
  • Fırsatı kaçıran çok sayıklar: Elinde fırsat varken değerlendirmesini bilmeyen fırsat elden gittikten sonra pişmanlık duyar.
  • Hem kaçar hem davul çalar*: Bir kişinin kendi aleyhine olan bir durumdan kaçmaya çalışırken aynı zamanda dikkat çekici hareketler yaparak durumu daha da kötü hale getirdiğini ifade eder.
  • İş ister işten kaçar: Çalışmaya pek gönlü olmayanların durumunu anlatır.
  • İt, ekmekten kaçmaz: Çıkar sağlayan bir durumdan kimsenin kolayca vazgeçmeyeceğini ifade eder.
  • Kaderden kaçılmaz: İster kötü olsun, ister iyi olsun, kaderinde ne varsa insan bunları yaşamak zorundadır.
  • Kapalı ağıza sinek kaçmaz: Gereksiz ya da düşüncesizce konuşmayan insanların, sorunlardan uzak kalacaklarını ifade eder. Düşünerek ve yerinde konuşmak, kişiyi yanlış anlaşılmalardan ve sıkıntılardan korur.
  • Kavga kızıştı mı oradan kaç: Kavga eden kimseler taşkınlıklarıyla çevrelerindekilere de zarar verirler. Bu yüzden kavga olan yerden uzak durmalıyız.
  • Kaz öter, saz biterse kaç o memleketten, keklik öter, kekik biterse kal o memlekette: İnsanlar zarar gördüğü, verimsiz, kargaşası çok olan yerde yaşanmaz. Verimli topraklar, neşeli insanların içinde yaşamak en güzelidir.
  • Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya kaçar (varır) ya zurnacıya*: Aile büyüklerinin deneyim ve bilgilerini dikkate almadan sadece duygusal kararlarla evlenen bir kızın, kocasını doğru seçemeyebileceğini ve olumsuz sonuçlarla karşılaşabileceğini anlatır.
  • Koyunun çıkardığı toz, kurdun gözünden kaçmaz: Çevresinde kötü niyetli kimseler bulunan kişi onlara fırsat yaratmamaya özen göstermelidir.
  • Kuş taneden kaçmaz: Kimse kendisinden güçsüz ve küçük birinden korkmaz.
  • Lakırdı bilmeyen meclisten kaçar: Konuşma ve sohbet etme yeteneği olmayan kişilerin, arkadaş toplantılarında kendilerini rahat hissetmeyerek bu tür ortamlardan uzaklaşmayı tercih ettiklerini ifade eder. İnsanlar, kendilerini ifade edemedikleri veya söze katılamadıkları bir ortamda sıkılır ve orada uzun süre kalmak istemez.
  • Önce kaçan kurtulur: Bir felaket anında açıkgöz ve uyanık davranan tehlikeden daha çabuk kurtulur.
  • Tabankeş gider, topuğu sırtını döver: Korkakça kaçan kişinin geri dönüp bakmaya bile cesareti olmadığını ifade eder. Korku insanı öyle bir hale getirir ki kaçarken kendi kendini rezil eder (?).
  • Taun olan memlekete ne girmeli, ne oradan kaçmalı: Tehlikeli bir durum varsa baştan uzak durulması, içine girilmişse de paniğe kapılmadan hareket edilmesi gerektiğini ifade eder. Aceleci ve korkuya dayalı davranışlar, zararı azaltmaz; akıl ve tedbir esas olmalıdır (taun: Veba hastalığı/salgını).
  • Tavşanın kaçışını gördüm, etinden iğrendim: Bazı kişilerin hareketleri ve düşünceleriyle çok rahatsız edici olabileceğini ifade eder. Bu atasözü, birinin davranışları veya tutumları nedeniyle ondan tamamen soğumak ve uzaklaşmak anlamında kullanılır.
  • Vaktinde firar zaferdir: Zamanında tehlikeli veya zararlı durumlardan kaçmanın, başarı anlamına geldiğini ifade eder. Zarar görmeden önce tehlikeden uzaklaşmanın, bilgelik ve akıllılık olduğunu vurgular.
  • Verenden al, vurandan kaç: Cömert ve iyi huylu kişilerle yakınlık kurmanın insana fayda getireceğini ifade eder. Kötü niyetli ve zararlı kişilerden ise uzak durmanın en doğru yol olduğunu anlatır.
  • Vurmak da yiğitlik, kaçmak da: Cesaretin sadece savaşmakla değil, gerektiğinde akıllıca geri çekilmekle de gösterilebileceğini ifade eder. Akıllıca hareket edip stratejik olarak çekilmek, düşüncesizce saldırmaktan daha değerlidir.
  • Yağmurdan kaçan doluya tutulur: Küçük bir zorluk karşısında birazcık çaba göstermekten kaçınan kişi bu ihmalkarlığı yüzünden daha büyük sorunlarla karşılayabilir.
  • Yağmurdan kaçarken/kurtuldu, doluya tutuldu: İnsan bazen hoşlanmadığı tehlikeli bir durumdan kaçayım derken yanlış yol seçer ve daha belalı bir durumda bulur kendini.
  • Yemek buldun mu ye, dayak buldun mu kaç: Gittiğin yerde yemek içmek varsa utanma otur ye, ama bir tehlike sezersen oradan uzaklaş.
  • Yılan yarpuzdan kaçar, nereye gitse yarpuz karşısına gelir: Kaçılan şeyin bazen kader gibi insanın karşısına tekrar tekrar çıkacağını ifade eder. İnsan, yüzleşmekten kaçtığı sorunlardan uzaklaştığını sansa da aynı durumlarla başka şekillerde yeniden karşılaşabilir.