Kafa ile ilgili atasözleri deyimler ve anlamları

Güncellenme: Soru/Yorum: 0

İlgili deyimler ve anlamları


İçinde "kafa" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:

  • Kafa atmak: Kavga sırasında karşıdakinin yüzüne, sert ve şiddetli bir biçimde kafayla vurmak: Kamalı elini yakaladığı katilin alnına müthiş bir kafa attı. (H. Erdem)
  • (Biriyle) Kafa bulmak: (deyiminin anlamı) Alay etmek: Belki yüzlerce yıl yaşamış, zamanda yolculuklar yapmıştı ve şu an burada, bizimle kafa buluyor... (S. Demiral)
  • Kafa (kafayı) çekmek: (argo) İçki içmek: Kafa çekmek mi? Ben ömrümde öyle bir şey yapmadım ki. (P. Kür)
  • Kafa değiştirmek: Düşünce, anlayış değiştirmek: Atatürk şapkayı başlık değil kafa değiştirmek için giydirmişti (F. R. Atay)
  • Kafa dengi: Görüş, düşünce ve anlayışları birbirine uymuş ahbaplardan her biri, kafadar: O bizimle kafa dengi olamaz.
  • Kafa (kafayı/kafasını) dinlemek: Tasa veya zihni yoran sorunlardan kendini uzaklaştırmak: Yeri güzeldi, havadardı, hafta sonu kafa dinlemek için birebirdi. (M. Kızılca)
  • Kafa eskitmek: Zihni yoran sorunlarla sürekli uğraşmak: Kelime sanatı üzerinde kafa eskitmek, kalem tüketmek, ilkin çağını öğrenmekle başlıyor diyorum. (Ö. F. Toprak)
  • Kafa göz yarmak:
    1. Beceriksizlik göstermek: Benim konuşmam kırık döküktür, kafa göz yarar. (L. Ö. Akad)
    2. Dövüşmek, kavga etmek: Biz beş altı kafa göz yarmıştık ama köşeye sıkışmak zorunda kalmıştık. Tam o sırada kahveden iki babayiğit çıktı, ellerinde kocaman sopalarla...
  • Kafa kafaya vermek: İki ya da birkaç kişi bir kenara çekilip bir işi konuşmak: Bunun üzerine kafa kafaya verip düşündüler. (S. Demiral)
  • Kafa kalmamak: Zihin yorularak çalışmaz olmak: Aa, ev mi dedim? Bak gördün mü, sabahtan beri ders dinleye dinleye kafa kalmadı bende. (İ. N. Taşer)
  • Kafa (kafasını) karıştırmak: Önceki düşüncelerinden emin olamamasına neden olmak: Bu sorular hâlâ kafa karıştırıyor. Ama şunu anlamalısın ki bu soru diğerleri arasında cevaplaması en kolay olanı. (Ü. Dericioğlu)
  • Kafa patlatmak: Bir iş üzerinde pek çok ve yorucu bir biçimde düşünmek: Nerede olabileceğine dair o kadar çok kafa patlattı ki sonunda başına ağrılar girmeye başladı. (F. Yıldırım)
  • Kafa sallamak:
    1. İkaz etmek için başını iki yana veya öne arkaya hafifçe eğmek: Tahsin Bey, şiddetle kafa salladı. 'Hayır Mücellâ Hanım hayır...' dedi sertçe (S. Kaymaz). Anlamış gibi kafa salladı (A. Kurt)
    2. Doğru yanlış her şeye evet demek, her davranışı onaylamak: Her şeyi tasdik için kafa sallayan ve başkalarının fikir asalağı olarak yaşayan bu adamların işi gücü, tamamıyla inanmadıkları haberlere halkı inandırmak... (A. Keleş)
  • Kafa şişirmek: Gürültü ya da laf kalabalığıyla bir kimseyi tedirgin etmek: Yaş ilerledikçe hareketli, gürültülü, kafa şişiren seslere sağırlaşan kulaklarımız, onların bizimkine benzeyen seslerini duymaya başlar (karabatak). İstersen bütün bu kafa şişiren laflara boş verip susalım...
  • Kafa tutmak: Boyun eğmeyip karşı gelmek, diklenmek: Asırlarca birçok milleti dil, din, ırk gözetmeksizin idare eden Osmanlı Devleti'nin evlatları; "Ölürsem şehit, kalırsam gazi" anlayışı ile koca dünyaya kafa tutuyordu. (Y. Akkaya)
  • Kafa (kafasını) ütülemek: (argo) Çok konuşarak tedirgin etmek: Her yıl tatil diye babamın kafasını ütüleyen annem bile sessiz nedense. (Y. Asal)
  • Kafa yapmak: (argo) Dalga geçmek: "Sen benimle kafa mı yapıyorsun sabahın kör vakti?" (H. Yel). Komik duruma düşeyim diye kafa yapıyor olmalısın?
  • Kafa yok!: "Akıl, düşünce yok" anlamında kullanılan bir söz: Buradaki beylerde kafa yok. Hepsi ahmak adamlar. Ne yaptıklarını bildikleri yok! (A. Hüsrevoğlu)
  • Kafa yormak: Bir iş üzerinde derin derin düşünmek: Bununla beraber Kur'an'ın mesajını anlayabilmek için Kur'an üzerine derin düşünmek ve kafa yormak gerekmektedir. (M. R. Sadıkoğlu)
  • Kafadan atmak: İnceleme yapmadan uydurup söylemek: Bu muymuş, bu derdin devası.. İnandınız mı şimdi? Kafadan atıyor besbelli. Uydur gitsin, elbet biri inanır. (D. Karakurt)
  • Kafadan gayri müsellah: (şaka) Akılsız, aklında bozukluk olan, delice işler yapan, düşüncesi kıt: De ki ona, behey akılsız, kafadan gayri müsellah adam, öyleyse, o dağda böyle bir iş olmamışsa, bu soya neden Taşbaş demişler? (Y. Kemal). Çünkü kafadan tamamen gayri müsellah, kalkar bir kesici veya delici bir şey bulur, sen uyurken gelip sokar gırtlağından... (B. Oran)
  • Kafadan kontak (sakat): (halk dilinde) Düşüncesiz, mantıksız, delice iş gören: Dedim ya, herif kafadan kontak, hoşuna gitti mi bir şey, mutlaka elini sürmek ister (Fareler ve İnsanlar). Mahkeme başkanı hoşgörüyle gülümsedi. Karşısında duran, acaba, kafadan sakat bir adam mı, yoksa normal bir kişi miydi? Bunu anlayamıyordu. (E. Pelin)
  • Kafası almamak:
    1. Anlayamamak, kavrayamamak: Okula gönderdik ama kendi gitmek istemedi. Kafası almıyordu. (F. Özbay)
    2. Zihin yorgunluğundan, anlayamaz duruma gelmek: Birkaç satır okuyup bıraktı. Kafası almıyordu. (B. Çelik)
    3. Havsalasına sığmamak, olabileceğine inanmamak: Kafası almıyordu bu sevda işlerini (M. A. Sinan). Başına gelenleri kafası almıyordu. (S. S. Pınar)
  • Kafası atmak: Sinirlenmek, öfkelenmek: Maazallah kafası bir atarsa yapmayacağı şey yoktu. (Y. R. Efe)
  • Kafası (kafa) boş: Akılsız: Meramlarını terviç için kuş beyinlileri, kafası boş olanları kolayca aldatabilmek üzere, şu iddiayı ileri sürüyorlar... (A. Cerrahoğlu)
  • Kafası bozulmak: Öfkelenmek, kızmak: Bu yapılır mı diye dırdır ediyordum ki, bizim hanımın da kafası bozuldu, ufak yollu takıştık bile. (A. İlhan)
  • Kafası bulanmak: Kafası yorulup kavrayamaz duruma gelmek: Bu olanlardan ikimizin de kafası bulandı, iyice saçmalamaya başladık. (B. Eldem)
  • Kafası çalışmak (işlemek): Aklı, zekası, anlama yeteneği yerinde olmak: Temel bilimlerle uğraşan insan gerçekten kafası çalışan insandır... (Kolektif). Felsefe okumuştu. Ötekilere nispetle kafası işliyordu. (R. Enis)
  • Kafası çalışmaz: Aptal, sersem: Hepsi artık aptal, kafası çalışmaz varlıklar olmuştu gözümde... Çünkü o kadar yalan söylüyordum ve onlar hiçbirini anlamıyorlardı. (S. Yeşildağ)
  • Kafası dönmek:
    1. (Sıkışık bir durumda) Sersemlemek: Nigar Hanım'ın aklı başından gitti. Kafası döndü, gözleri karardı, dizleri titremeye başladı. (D. Kaya)
    2. Çok kızmak: Ahmed Vefik Paşa'nın kafası dönmüştü: "Yine mi sen? Behey sarhoş külhanî!" diyerek bir fırladı. (H. F. Es)
  • Kafası dumanlanmak: Hafifçe sarhoş olmak: Kafası iyice dumanlanmış olan adam ise, "Endaksi! Yeter vre... Rezil oldik" gibilerden bir şeyler mırıldanıyordu. (E. Tutel)
  • Kafası dumanlı:
    1. Hafif sarhoş: Siz, hiç kafası dumanlı ayyaş gördünüz mü, kendisine sarhoşum desin? En kuvvetli bedmestler, en bitkin zamanlarında sarhoş olmadıklarını iddia ederler. (H. A. Yücel)
    2. Çözemediği karışık düşüncelerle kafası yorgun: Kafası dumanlı olan her insan derdini her zaman biriyle paylaşmak ister ya; sıkıntısını en yakınındakine anlatıp sırtına binen yükü hafifletmeyi arzu eder ya... (M. Kızılca)
  • Kafası durmak: Zihin yorgunluğundan düşünemez olmak: Ne olduğunu anlamadım, kafam durdu, bir açıklama bulamıyorum. (Ö. Yılmaz)
  • Kafası iyi (kıyak) olmak: Sarhoş (halde) olmak: "Kafası iyiydi zaten, birazdan bir yerlerde sızar kalır nasıl olsa," dedi (K. Saatçi). Kafası kıyak olan Ercan Dayı kahkahayı patlatınca inatla sarmaya çalıştığı sigara komple sehpanın üzerine döküldü, üçüncü kez. (H. Sezener)
  • Kafası izinli olmak: (argo) Bir süre için aklı başında olmamak ya da başka şeylerle dolu olmak.
  • Kafası kalın: Akılsız, aptal: "Adamın kafası kalın." diye iç geçirdi Kezban... Tek çare Ayşe nineyi adamın karşısına çıkarmaktı. (F. Gürel)
  • Kafası karışmak: Önceki bilgi ve düşüncelerinden emin olamamak (→ Aklı karışmak): Kime yardım edeceğini bilemiyordu. Kafası karışmıştı. Hemen bir dua okuyup Allah'tan doğru yoldan şaşmamak için yardım istedi. (B. Öner)
  • Kafası kazan (gibi) olmak:
    1. Çok gürültüden rahatsız olmak: Konuşmalardan, içerdeki, dışardaki gürültülerden kafası kazan gibi olmuştu.
    2. Zihni yorulmak: Velhasıl, düşündükçe Mehmet'in kafası kazan gibi oluyordu. (S. Kocagöz)
  • Kafası kızmak: Öfkelenmek: Kafası kızınca bastonunu diker, verir veriştirirdi. (Y. Bahadıroğlu)
  • Kafası sarmamak: Anlamamak, aklı ermemek: Bir iş bulup başladı çalışmaya, / İş bulmakta öyle kolay olmadı, / Çalıştı biraz amma kafası sarmadı, / İşsiz kaldı, kimse hatır sormadı. (S. İnce)
  • Kafası sersem sepet (olmak): Gürültü ve uğultudan zihni yorulmuş (olmak): "Uzun bir otobüs yolculuğundan sonra, yorgun, uykusuz, kafası sersem sepet girdiği için kasabaya, henüz pek bir şeyin farkında değildi." (E. Bener)
  • Kafası şişmek: Zihinle çok çalışmaktan ya da dolayındaki gürültüden kafası yorulmak: Sabaha kadar çok çok düşündü, kafası şişti (Y. Kemal). Tiz perdeden inişli çıkışlı sürekli bir "gıygıda gıy gıy" gibi gelen yaylı çalgıların gürültüsünden kafam şişmişti. (Varlık yıllığı)
  • Kafası (kafasına) takılmak: Zihni bir şeyle sürekli olarak uğraşmak: Dışarıdaki yaşlı adamın söyledikleri kafasına takılmıştı. Yemekten yemiş ama kabın içindeki yemek hala olduğu gibi duruyordu. İn midir? Cin midir?.. (A. Bayram). Ne olduğunu anlayamamıştı. Kafası ona takıldı (A. Muhteremoğlu).
  • Kafası yerinde olmamak: Kafası yorgun olmak ya da başka şeyler düşünmekte bulunmak, dolayısıyla iyi düşünememek, dikkatini toplayamamak: Ne yapması gerektiğine karar veremiyordu, kafası yerinde değildi. (Z. Nur)
  • Kafası yerine gelmek: Dinlenip yeniden sağlıklı düşünebilir duruma gelmek: Ahmet'i uyandırdığı zaman bayağı kafası yerine gelmişti. (A. Mithat)
  • Kafasına dank etmek: Çoktan beri anlayamadığı bir şeyi, bir olayın araya girmesiyle birdenbire kavramak: Tam kapıya geldiklerinde bir gerçek Halil'in kafasına dank etti. "Dur," dedi. (G. Boralıoğlu)
  • Kafasına estiği gibi: Sadece kendi düşünce ve isteklerine göre: İki çocuğu vardı, öyle kafasına estiği gibi çekip gidemezdi. Sorumluydu onlardan. (B. Aksun)
  • Kafasına girmek:
    1. Bir düşünce aklına uygun gelmek: Bir hayal bir delinin kafasına girdi mi muhakkak sonuna kadar sürükler. Bu hayal de Mecidi boynundan bir iple bağlanmış bir kuzu gibi çekti götürdü. (S. E. Ertem)
    2. Birini bir iş yapmaya kandırmak, aklına girmek: Bu işte bir iş var. Bu çete herifin kafasına girdi herhalde.
  • Kafasına girmemek: Anlayamamak, kavrayamamak: Ne kadar kanuni işlemleri anlatsam da kafasına girmiyor. (T. Akansu)
  • Kafasına göre: İstediği gibi: Hepsi de kendi kafasına göre değil Allah'tan aldığı emre göre Allah'ın ayetini okuyup tebliğ eder (Muhammed Hüseyin R.A.). Bir türlü, kafasına göre bir dükkân bulamamıştı. (Y. Asal)
  • Kafasına koymak: Bir şey yapmaya kesin karar vermek: Ailesini de alıp kaçmayı kafasına koymuştu. (K. Kara)
  • Kafasına sığmamak: Akıl erdirememek: Sevmek, düşünmek, ıstırap çekmek... Bunlar onun kafasına sığmayan şeylerdi... (G. Sabri)
  • Kafasına sokmak: Zihnine yerleştirmek, anlamasını sağlamak: Kim verdi bu aklı, kafasına kim soktu bu fikri bilmiyorum. (Türk edebiyatı)
  • Kafasına söz (laf) girmemek: Çok inatçı olmak, öğütlere aldırış etmemek: Kadınların kafasına söz girmez diye söylene söylene yorganına sarındı.
  • Kafasına (ensesine) vur, ekmeğini elinden al: (deyiminin anlamı) Hakkını savunamayan, uysal ve sessiz kimseler için kullanılır: Hani derler ya, 'Kafasına vur, ağzından ekmeğini al' diye, işte biz buyuz. Koyun gibiyiz koyun... Hakkımızı aramıyoruz. Sesimizi çıkartmıyoruz. Böyle gelmiş ama böyle gitmemeli. (Ö. Tümer)
  • Kafasına vura vura: Zorla, isteyip istemediğine bakmadan: Ama hayat mektebinin müfredatı hiç aksamaz, kafasına vura vura öğretir o insana neyin ne olduğunu. (Y. Ünal)
  • Kafasına vurmak: → Başına vurmak.
  • Kafasında canlanmak: Zihninde belirmek: Gözleri daldı, kafasında anılar canlandı. (Z. Aygül)
  • Kafasında şimşek çakmak: → Beyninde şimşek çakmak.
  • Kafasından çıkarmak: Unutmak, aklından çıkarmak: Herkes, olup biteni kafasından çıkarmış gibi görünüyordu ama o hep susuyor, hep önüne bakıyordu. (İ. Bozdağ)
  • Kafasından geçirmek: Belli belirsiz düşünmek: Aklına gelen anıları kafasından geçiriyordu. (P. Karayel)
  • Kafasından uçup gitmek: Unutmak: Her ne düşünüyor, kimin kafasına çorap örmeye çalışıyorsa bir anda hepsi kafasından uçup gitti. (H. Dönmez)
  • Kafasını ezmek: Bir daha kötülük edemeyecek duruma sokmak: O yılanın kafasını ezmek, koparmak lâzımdır. (C. Çetintaş)
  • Kafasını kaldırmamak:
    1. Yoğun olarak çalışmak, meşgul olmak: Okuyan çocukların hiçbiri derslerden kafasını kaldırmıyor, hepsi için tek amaç dereceye girmek. (F. Demir)
    2. Yoğun bir biçimde düşünmek: Her sabah Üsküdar'dan vapura biner, Beşiktaş'a kadar kafasını hiç kaldırmaz, elinde kalem, kafasında düşünceler, önündeyse kağıt... (S. Z. Çetin)
    3. Karşı gelmemek: Kafasını kaldırmadan, "Haklısınız Müdür Bey," dedi. (R. Tekin)
  • Kafasını kırmak: İyice dövmek, pataklamak: "Bir daha buraya gelirsen senin kafanı kırarım" der. (E. Sarı)
  • Kafasını kızdırmak: Öfkelendirmek: Bak kafamı kızdırmayın dikerim hepinizi ayağa, sabaha kadar öyle bekletirim! (Y. Sarpdere)
  • Kafasını kullanmak: Akıllıca davranmak: Kafasını kullanırsa insan, burada çuvalla para kazanırdı. (C. Çetin)
  • Kafasını kurcalamak: Düşündürmek, zihnini meşgul etmek: Kaptan'ın anlattıkları kafasını kurcalıyordu. (E. Aksu)
  • Kafasını sokmak: Barınabilecek bir yere yerleşmek, başını sokmak: Onbeş yılda, içine kafasını sokacak bir kira evi bile tutamadı. (C. Kudret)
  • Kafasını takmak: Devamlı aynı şeyi düşünmek, sabit fikir hâline getirmek: Kızını evlendirmeye kafasını taktı. Onu sadece bu şekilde koruyacağını biliyor... (M. Aklanoğlu)
  • Kafasını (başını) taştan taşa (yerden yere) çarpmak (vurmak): Çaresiz kalarak yaptığına bin pişman olmak. Yaptığının kötü olduğunu büyük bir zarar görerek anlamak: Beni incittiği için kafasını taştan taşa vuruyormuş da, aslında kırmak istememiş, çok sevdiği için tepki göstermiş de, beni çok iyi anlıyormuş, ama bensiz yapamazmış da... (P. Kür)
  • Kafasını toplamak: Sağlıklı düşünebilir olmak: Kafasını toplayıp, silkelenerek yapacağı işe odaklandı. (A. Kerem)
  • Kafasında bir tahta noksan olmak: (teklifsiz konuşmada) Biraz kaçık olmak, akıl dışı davranışlarda bulunmak: Anlayamadım. Yani kafasında bir tahta eksik... Hayır, biraz eksantrik addederdim... (H. E. Adıvar)
  • Kafasının (burnunun) dikine gitmek: Hiçbir öğüde kulak asmayarak aklına koyduğunu yapmak: "Oh olsun, biraz akıllansın, kafasının dikine gitmemeyi öğrensin, kulağına küpe olur," dedim. (İ. Saymaz)
  • Kafaya almak: (argo)
    1. Zaaflarından yararlanarak kandırmak, oyuna getirmek: Kadın bunu kafaya alıyor, bu kadın psikolog da kadından yana olup adama oyunlar oynuyorlar. (M. Karnas)
    2. Konu önemliymiş gibi yaparak alaya almak: İlk başta çocuklar onu kafaya alıyorlardı, ama ben onlara sert çıkışınca geri durdular ve ona çok iyi davrandılar.
  • Kafayı bulmak: (argo) Sarhoş olmak: Uzaktan içkili lokantadan iyice kafayı bulmuş insanların kahkahaları ve yüksek sesle sohbetleri duyuluyordu. (A. İ. Konuklu)
  • Kafayı bulandırmak: Önceki düşünceleri altüst etmek, değiştirmek: Birçok kafayı bulandırmıştı: Bilinçdışı bir "düşünce" nasıl mümkün olabilirdi? (U. Baker)
  • Kafayı çalıştırmak: Akılcı davranarak sorunları çözmek: "Oğlum Sacit," "kafayı çalıştır Sacit," diyorum kendi kendime. "Bu işten bir şey çıkacak, çıkmalı!" (M. Gülsoy)
  • Kafayı değiştirmek: Düşüncesini, kanaatini değiştirmek: "Sen bu kafayı değiştirmeden Ayşe'yle yeniden bir araya gelmen mümkün değil. Oğlum kadınlar çiçek gibidir, hassastır, naziktir..." (A. Soysal)
  • Kafayı tütsülemek: (argo) Sarhoş olmak: Ne de olsa, Orhan da biraz kafayı tütsülemiş, çakır keyif olmuştu. (O. Özdeş)
  • Kafayı üşütmek (çatlatmak): Akli dengesini yitirmek: Kafayı üşütmüş bir meczup mu, aklı başında bir adam mı, anlayamıyorlardı. (M. Anıl)
  • Kafayı vurmak:
    1. Hastalanıp yatağa düşmek: Dünden beri iki iğne, üç şurup, yatıyorum kafayı vurup. (N. A. Gökduman)
    2. Uyumak üzere yatmak: Geç vakit olmuştu. Sacit'ten ses yoktu. Eve gidip kafayı vurup yattım. Her insan gibi, benim de uykuya ihtiyacım vardı. (Ö. D. Koç)
  • Kafayı yemek: (argo) Bunalıma düşmek: Kız dönüp dolaşıp aynı şeyleri söylüyor, vehim ve kuruntularla kafayı yiyordu. (A. E. Kavaklı)
  • Her kafadan bir ses çıkmak: Bir konu üzerinde herkes rastgele konuşmak: Her kafadan bir ses çıkıyordu . Kimisi çayın yanındaki söğütlerin yerini , kimi Mollanın yol kenarındaki arsasını, kimisi de çayın öbür tarafını münasip görüyordu. (Varlık)
  • Nato kafa, nato mermer: Söz dinlemez, söz anlamaz, taş gibi kafa: Israr ettim. Dinletemedim. Kime dert anlatıyorsun! Nato kafa nato mermer! Yine kendi bildiği yolda ilerlemeye devam etti. (P. Onat)
  • Vurup kafayı yatmak (uyumak): Uykusu geldiğinde hemen yatmak: Yatakları hazırlanınca, torunlarıyla birlikte vurup kafayı yattı. (C. Gündoğdu)


İlgili atasözleri ve anlamları


İçinde "kafa" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
(* yaygın bilinen)

  • Kafa boşsa göz işe yaramaz: Bilginin ve düşünmenin önemine vurgu yapar. Görmek, bilgi ve düşünceyle birleştiğinde anlam kazanır.
  • Kafa büyük içi boş, tut kulağından çifte koş*: Bilgi ve yetenek eksikliğinin, kişinin işlevselliğini ve değerini düşürdüğünü anlatır.
  • Kafanın yanmalarını ayaklar çeker: Aptallıkları nedeniyle bir işi bozanlar, bu sefer de düzeltmek için yine kendileri uğraşırlar (yanma: perişan olmak, çaresiz kalmak, büyük zarar görmek).
  • Kafayla duvar delinmez, akılla delinir: Aklın kaba kuvvetten daha çok gerekli olduğunu, fiziksel güç ve inatçılık yerine, zekâ ve akıl kullanarak zorlukların üstesinden gelmenin daha etkili olduğunu ifade eder.
  • Akıl olmayınca başta, kuru kafa neyler?: Bir insanda akıl olmazsa gereksiz boş işlerle uğraşır. Bu yüzden de hiçbir şey elde edemez.
  • Akıl yapar, kafa çeker: İnsan bir işe kalkışacağı zaman bunu aklıyla düşünerek yapar. Bu yüzden o işin sorumluluğu tamamen kendisine aittir.
  • Alemin kapısına vurma parmakları, senin kafana vururlar tokmakları: Kişi gereksiz davranışlarla başkalarını rahatsız ederse başına kötü şeyler gelebilir.
  • Bir anaya bir kız, bir kafaya bir göz*: Bir başa bir göz ne kadar gerekli ise bir anneye bir kız da o denli gereklidir.
  • Bu dünyada zordan zordur boş kafa doldurmak: Cahil ve а kimselere bir şey öğretmek dünyadaki en zor işlerden biridir.
  • Karısını döven, kafasını döver; öküzünü döven kesesini döver: İnsan sinirlenmeden önce maddi ve manevi sonuçlarını düşünmelidir.
  • Parmağın girmediği yere kafanı sokma: Bir işin olmayacağı bazen önceden belli olur. O zaman o işe girişmemek gerekir.
  • Zenginin sermayesi kasasında, âlimin sermayesi kafasında*: Zengin kişinin zenginliği parasıdır, her işini parayla kolayca yaptırır; bilgin kişinin zenginliği ise kafasındaki bilgisidir, düşüncesidir.


Ayrıca bakınız:
Baş ile ilgili deyimler
Baş ile ilgili atasözleri
( 0 soru/yorum )