Hava ile ilgili atasözleri deyimler ve anlamları

Güncellenme: Soru/Yorum: 0

Hava ile ilgili deyimler ve anlamları


İçinde "hava" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:
( atasözlerine geç )

  • Hava açmak (açılmak): Bulutlar dağılmak: İstanbul üzerindeki sis çoktan kalkmış, hava açmıştı. (H. Latif)
  • (Bir şey) Hava almak: İçine hava girmek: Çatı akıtıyor, camlar hava alıyordu. (A. B. Baloğlu)
  • (Biri) Hava (havasını) almak:
    1. (argo) Umduğunu bulamamak, hiçbir şey elde edememek: Boş arsalarına çökeyim demişti. Havasını da almıştı işte. (M. Savaş)
    2. Açık havada gezmek: "Ne yapıyorsunuz burada?" "Hiç... Biraz hava almak istemiştim." (U. Becerikli)
    3. Ferahlamak, açılmak, hoş vakit geçirmek: Hava almak için eski kapının gıcırtıları eşliğinde balkona çıkmıştı. (M. M. Emlik)
  • Hava atmak: Herhangi bir üstünlüğünden dolayı şişinmek, caka yapmak: Bir gün ilkokul arkadaşım Burak cebinde fazla parayla geldi okula, herkese hava atıyordu... (Ö. Bacaksız)
  • Hava basmak:
    1. (argo) Gururlanmak, çalım satmak: Kızları yanına almış, garsona emir verip hava basıyor. Bunları hep baba parasıyla yaptıkları için çok bozuluyordum. (E. Çölaşan)
    2. (Şişirmek vb. için) Hava vermek.
  • Hava bozmak: Havada yağmur ya da fırtına belirtileri görülmek: O gün hava bozdu. Önce esinti, rüzgâr derken bir fırtına koptu açık denizde. (M. Yüceyılmaz)
  • Hava bulanmak: Yağmur yağacak duruma gelmek: Hava bulandı, gök gürledi ve yağmur yağdı. (C. Okuyucu)
  • (Her biri, başka bir) Hava çalmak: Bir arada bulunan kimseler birbiriyle çelişen, birbirine uymayan davranış ve düşüncede bulunmak: Herkes ayrı hava çalıyordu ve her ağızdan bir başka ihtimal fırlıyordu. (S. Ayverdi)
  • Hava çarpmak: İklim ve rüzgar bir kimsenin sağlığını olumsuz yönde etkilemek: Yüksekliğe uyum sağlayamazsınız, dağ havası çarpar... (M. Bilgili)
  • Hava değiştirmek: İklimi değişik bir yere gidip bir süre orada kalmak: Elbette hasta değillerdi, yalnız hava değiştirmek insanı gençleştirirdi.
  • (Birine göre) Hava hoş: Bir şeyin şöyle ya da böyle olması arasında etkilenme açısından bir fark yok: Bana göre hava hoş ceremesini siz çekiyorsunuz. (B. Aksu)
  • Hava iyi (fena) esmek: (mecazi) Ortamla ilgili her türlü koşul uygun (veya kötü) durumda olmak.
  • Hava kapanmak: Gökyüzü bulutlarla örtülmek: Hava kapandı mı, canım sıkılırdı. Ruhum, cendereye sıkıştırılmış gibi daralırdı. (B. İ. Seyran)
  • Hava kararmak:
    1. Güneşin batmasıyla ortalık kararmak: Giderek hava karardı ve gece kendini gösterdi. (K. Erzurum)
    2. Gökyüzü iyice bulutlanmak: Çok geçmeden hava karardı ve gök gürlemeye, şimşekler çakmaya başladı.
  • Hava patlamak: Fırtına çıkmak: Birden hava patladı, bir rüzgâr, bir bora, yağmurla karışık fırtına, derken ıslanmayayım diye şemsiyemi açtım, aman Allah rüzgâr beni havalandırmasın mı? (S. Y. Ataman)
  • Hava sıkmak: (argo) Can sıkmak, baş ağrıtmak: Ben biraz dışarı çıkacağım, dedi, bu hava sıktı beni. (Varlık yıllığı)
  • Hava yapmak: (mecazi) Böbürlenmek: Bir anlığına, içlenerek baktım Roma hukuku, makro iktisat, farmakolojinin bilmem nesi gibi, başlıkları okkalı kitaplarıyla yan masalara hava yapan kızlara. (A. Tunç)
  • Havada bulut sen bunu unut: (deyiminin anlamı) "O şeyi unutmaktan başka çare yok" anlamında kullanılır: Ondan mektup bekleme diyorum. Havada bulut, sen onu unut be arkadaş. (Halikarnas Balıkçısı)
  • Havada kalmak:
    1. Sonuca ulaşamamak: Bunlar konuşulmadığı için de tartışmalar havada kaldı (Kollektif). Verilmiş sözlerse ister istemez havada kaldı. (E. Uşaklıgil)
    2. Bir sav, bir iddia temelsiz olduğundan kanıtlanamamak: Onunla ilgili söylentiler havada kaldı.
  • Havada kapmak: (mecazi) Elverişli gördüğü bir şeyi kaçırmamak için çok çabuk davranmak: Bunun sonunda onu senaryoma dâhil edeceğimi söyledim. Bu teklifi havada kaptı. (B. Yıldırım)
  • Havadan:
    1. Emeksiz, açıktan: Bu iş ona göre değildi. Havadan para kazanmaktan başka bir şey bilmiyordu. (S. S. Pınar)
    2. Boş, değersiz: İşi bilmeyenler, doğrusu, bir şey anlamaz, o sözleri belki havadan sözler olarak dinleyebilirdi.
  • Havadan nem kapmak: En küçük bir şeyden bile alınmak, çok alıngan olmak: Havadan nem kapar olmuş, olur olmadık şeyler yüzünden kavga çıkarmaya başlamıştı. (E. Algan)
  • Havadan sudan: Derme çatma, inandırıcılıktan uzak, geçerli olmayan: Havadan sudan sözler, yalancı teselliler... (E. R. İskit)
  • Havadan sudan (şundan bundan) konuşmak: Belli ve önemli bir konudan değil de birbiriyle ilgisiz, rastgele konulardan söz etmek: Yürümeye başladık, bu sırada havadan sudan konuştuk derin mevzulara girmedik. (E. Yılmaz)
  • Havalara uçmak: Çok sevinmek: Kazandığı haberi gelince sevinçten havalara uçtular. (G. Budayıcıoğlu)
  • Havan batsın!: Böbürlenmen, gururlanman boşa çıksın!: Bu arada özgüveni tavan yapmış, herifin yanına yaklaşılmıyor. Havan batsın lan dişlek Burak. Dişleri yaptırmışsın ama ne kadar gereksiz bir insan olmuşsun. (B. Başarır)
  • Havanın gözü yaşlı: Neredeyse yağmur yağacak: Havanın gözü yaşarınca çeneleri açılan şemsiye bazargâhları ortalığa yayılarak kimi şemsiyesiz görürlerse onun kulağı dibinde bağırmak suretiyle iş görürler. (Ş. Aktaş)
  • Havası olmak: Bir kimsenin albenisi, çekiciliği, cana yakınlığı olmak, hoş bir özelliği bulunmak: Öyle bir havası var ki... Yürüyüşü, duruşu filan hep bambaşka.
  • (Birinde bir kimsenin) Havası olmak: O kimseye benzemek, o kimseyi hatırlatmak: Onda annesinin havası var.
  • Havasına uymak: Bir kimsenin veya ortamın durumuna uymak: O zümreye geçseydim, onların havasına uymak lâzım gelecekti. (A. Tanrının kulu)
  • Havasını almak:
    1. Birinin eli boş çıkmak: Bayan Mükemmel havasını aldı. Sona kalan dona kaldı. (F. Çetinel)
    2. Birini sakinleştirmek: "Sayın paşam, emriniz olur" gibi sözlerle jandarmanın havasını almıştı. (A. Ağırakça)
    3. Karşıdaki kişinin böbürlenmesinin boşuna olduğunu ortaya çıkarmak: ... diye hava basma havanı alırlar unutma. (Z. Turan)
  • (Biri) Havasını bulmak: Keyiflenmek, neşelenmek: Anlata anlata bitiremiyordu. Tam havasını bulmuştu, nerdeyse zil takıp oynayacaktı.
  • (Bir yerin, bir şeyin) Havasını teneffüs etmek:
    1. İçinde hissetmek.
    2. Ortamı yaşamak: Oralarda herkes eşitliğin, kardeşliğin, dostluğun engin havasını teneffüs eder. (A. R. Temel)
  • Havaya girmek:
    1. Kibirlenmek: Tezahüratlara dayanamayıp hâliyle havaya girmişti (İ. Aksoy). Sanki bakanlık yada başbakanlık teklif edilmiş gibi bir havaya girmişti. (F. Alpkıray)
    2. Hazır olmak: Arkadaşlar tam havaya girerek dışarıda yapılacak işleri sıralamaya başladılar. Çok ciddi bir çalışma icra ediyorduk. (Y. Z. Arpacık)
  • Havaya gitmek: Hiçbir şeye yaramamak, boşa gitmek: Bütün emekler havaya gitti; elimiz boş döndük. (N. Muallimoğlu)
  • Havaya pala (kılıç) sallamak: Boşuna gereksiz çaba harcamak: "Ötekiler hep havaya mı pala sallamış?" "Öyle." "Yazık yahu!.. (C. Kudret). Havaya kılıç sallamak neye yarar? Düşmanı güldürür, dostları kandırırsınız çok çok. (K. Bayram)
  • Havaya savurmak: Gereksiz yere tüketmek: Sonra tütünün paraları havaya savurmak olduğu gibisinden bir tartışma da başladı. (P. Sutlas)
  • Havaya uçmak:
    1. Patlama dolayısıyla zarar görmek: Cephanelik havaya uçmuştu.
    2. (mecazi) Havaya girmek.
  • Havaya uğraşmak: Boş yere çalışmak, çabalamak.
  • Havayı bozmak: Bir topluluğun keyfini kaçırmak, ortamı bozmak, kişiler arasındaki ilişkileri kötüleştiren davranışta bulunmak: Dedikodu ederek eğlencenin havasını bozdu.
  • Havayı koklamak: (mecazi) Gelişmeleri veya ortamı anlamaya çalışmak: Havayı koklar, evin içini dolduran seslere kulak kabartırdı.
  • Ağzını havaya (poyraza) açmak: Umduğunu elde edememek: Mutfak masasının üstünde yeni bir yazı: "Benim dönmemi beklersen, daha epey ağzını havaya açarsın." (M. Kale)
  • Aklı bir karış havada olmak: Değişik sebeplerden dolayı dengeli düşünemez durumda olmak: Mustafa'nın aklı bir karış havadaydı. Hayaller içindeydi... (S. Kaya)
  • Bayram havası esmek: Ortam neşeli, sevinçli bir duruma gelmek: Evde bir bayram havası esiyordu. Loğusa şerbetleri dağıtılıyor, hayırduaları ediliyordu. (Ş. Akşun)
  • Dünyayı ben yarattım havasında olmak: Aşırı mağrur olmak, büyüklenmek: İnsanlara tepeden bakması, dünyayı ben yarattım havaları hep sinirime dokunmuştur. (F. Mercan)
  • Fesini (Külahını) havaya atmak: Pek çok sevinmek: Kapıdan girer girmez fesini çıkarıp havaya atarak: "Müjde!", dedi. (R. N. Güntekin)
  • Kendi havasına gitmek (kendi havasında olmak): Yalnız başına, istediği gibi davranmak, aklına eseni yapmak: Gerçi, her biri kendi havasına, kendi dairesine ve kendine göre bir hayat yapmıştı... (Y. K. Karaosmanoğlu)
  • Leyleği havada görmek: Çok gezmek, çok yolculuk etmek: "İşte öyle derler, 'eğer leyleği havada görürsen, çok gezersin' diye bir söylenti vardır," demiş (E. Okçuoğlu). "Yine leyleği havada gördük hanım, hazırlanın gidiyoruz," derdi. (karabatak)
  • Mart havası gibi: Günü gününe uymayan, huyu sürekli değişebilir (kimse): Babası "Mart havası gibi kadın" diyordu. Ne demekse? Bazen bugünkü gibi dünya tatlısı olurdu anne, güler, yüzünde güller açardı; bazen de barut gibi kızgın, öfkeli... Bağırır, çağırır, yeri göğü birbirine katardı... (B. Aksun)
  • Sepet havası çalmak:
    1. (argo) İşinden çıkarmak, sepetlemek: Akılları sıra ben ayrılmadan onlar bana sepet havası çalıyorlar. Eşşoğlu eşekler. Ulan bu taktikleri size kim öğretti? (E. Atasü)
    2. Yanından uzaklaştırmak, gitmesini sağlamak: O plakları çalması gerçekte sepet havası çalması anlamına geliyordu. Onlara anlatacağı bir şey kalmayınca her zaman böyle yapıyor, canlarının sıkılacağını, hemen kalkıp gideceklerini bildiğinden, gramofona böyle parçaları koyuyordu. (S. Tuğrul)


Hava ile ilgili atasözleri ve anlamları


İçinde "hava" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )

  • Hava uymazsa sana, sen havaya uyacaksın: Hava şartları değişiklikler gösterebilir. İnsanlar buna göre kendilerini ayarlamalıdırlar.
  • Havanın bulutu, çiftçiyi güldürür: Bulut yağmur habercisi olduğundan, çiftçiler topraklan için buna sevinirler.
  • Havaya göre yelken kullan: Duruma göre hareket etmek ve şartlara uyum sağlamak gerektiğini ifade eder. Esnek olmanın ve çevresel koşullara uygun stratejiler geliştirmenin önemini vurgular.
  • Akranıyla uçmayan kuşun sesi havadan değil, tavadan gelir: Kişinin kendi seviyesine uygun insanlarla birlikte olmadığında başarılı olamayacağını ifade eder. Uygun arkadaş ve çevrenin önemini vurgular ve kişinin, yeteneklerine ve potansiyeline uygun bir ortamda bulunması gerektiğini belirtir.
  • Baktın kar havası, eve gel kör olası*: (atasözünün anlamı) Tehlikeli bir durum belirmeye başlayınca ondan uzaklaşmanın çaresine bakılmalıdır.
  • Bir sığırcık hava değiştirmiyor:
    1. Bir mevsim yaşanırken arada bir o mevsime anormal gelen bir gün olduğu zaman bu o mevsimin bittiği anlamına gelmez.
    2. Tek bir kişinin veya olayın büyük bir değişiklik yaratamayacağını ifade eder. (sığırcık: Serçegillerden bir kuş türü)
  • Bulutlu havalar ılık olur: Bulutlar güneş ışınlarını engellediği için havanın serinlemesine neden olurlar.
  • Çalı dibinde yuvası, böyle götürür havası: Kendisi güç şartlarda olduğu halde neşesinden gösterişinden hiçbir şey kaybetmemiş olan.
  • Dışarı çıkarken havaya, içeri girerken insanların yüzüne bak: Dışarı çıkarken hava koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini, içeri girerken ise insanların ruh halini ve tepkilerini göz önünde bulundurmanın önemli olduğunu ifade eder. Çevresel koşullara ve sosyal durumlara uyum sağlamanın önemini vurgular.
  • El elin iyisinde kötüsünde değil, kendi havasında: "Herkes önce kendi çıkarlarını düşünür" anlamında söylenen bir atasözü.
  • Ilıya ılıya yaz gelir, soğuya soğuya kış gelir: Yaz yaklaşırken havalar yavaş yavaş ısınmaya başlar, kışın gelişi de tıpkı bunun gibi havaların yavaş yavaş soğumasından belli olur.
  • İyi hava sabahtan belli olur: Bir işin başarılı veya iyi gideceğinin, başlangıcındaki olumlu işaretlerden anlaşılabileceğini ifade eder.
  • Kıbleden geldi kışımız, Allah'a kaldı işimiz: Gelen kötü hava şartları zorlu geçecek mevsimin habercisidir.
  • Kış havasına bakıp yola çıkma, yaz havasına bakıp yolundan kalma: Olumsuz hava koşullarına göre tedbirli olunması ve kötü hava şartlarında yola çıkılmaması gerektiğini, ancak güzel havalara da aldanıp sorumlulukların ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eder. Hava koşullarının yaşam üzerindeki etkilerine dikkat çekerken, temkinli ve sorumlu davranmanın önemini vurgular.
  • Kış günü çocuğa benzer, bazen güler bazen ağlar: Kışın ne zaman yağış olacağı belli olmaz. Havalar sık sık değişiklik gösterir.
  • Kış günü saat saate uymaz: Kış aylarında hava sürekli değişiklik gösterir.
  • Kurt (puslu) dumanlı havayı sever (kollar)*: Fırsatçılar, kötü niyetli kişiler hep karışık zamanları kollarlar.
  • Köpek havlamakla hava bulanmaz: Başkalarının boş konuşmalarının ya da önemsiz davranışlarının gerçek durumu etkilemeyeceğini ifade eder.
  • Limanlık fırtınadan sayılır: Fırtınadan önce havada büyük bir sakinlik ve anormallik meydana gelir [limanlık: Yatışmış, dalgasız, sakin (deniz, hava)].
  • Lodos cehennemden, poyraz cennetten gelirmiş: Lodos ılık ve tesirsiz olduğu için soğuk ve sert esen poyrazdan daha çok sevilir.
  • Mart ayı, dert ayı: Mart havası bir kararda durmaz. Mart ayında havalar yanıltıcı olup, sık sık değiştiğinden hastalık çok olur.
  • Rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu*: Esintide kuytu yerler seçilir, yağmurlu havada da iyi uyunur.
  • Sabahın kızıllığı akşamı kış eder; akşamın kızıllığı sabahı güz eder: Havanın nasıl olacağı gökyüzünün durumundan belli olur. Sabah görülen kızıllık, akşamın soğuk olacağını, akşam görülen kızıllık ise ertesi günün sonbahar havasını belirtіr.
  • Şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir*: Cüssesi küçük ama güçlü varlıklar büyük cüsseli nicelerini alt eder.
  • Tencere tava herkeste bir hava*: Kimsenin kimseyi dinlemediğini, herkesin bildiğini okuduğunu anlatır.
  • Yağmurlu havada su veren çok olur: Herkeste bol bol olan ve bolluğundan dolayı değeri azalan şeyi kimse kimseden esirgemez.
  • Yazın ağzını havaya açan kışın göğe bakar: Geleceğini düşünmeyip zevk ve eğlenceye dalan kimseler gelecekte sıkıntı içinde yaşarlar.
( 0 soru/yorum )