Anne (ana) ile ilgili deyimler ve anlamları

Güncellenme: Soru/Yorum: 0

Anne ile ilgili deyimler ve anlamları


Çocuğu kucağında olan bir anne
Ana kucağı
İçinde "ana (anne)" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:

  • Ana baba bir: Hem annesi hem de babası üvey olmayan. Aynı anne ve babadan olan (kardeşler): O benim ana baba bir kardeşimdi ama kafaca ruhça yabancımdı. (İ. H. Baltacıoğlu)
  • Ana baba duası almış: Annesini babasını memnun etmiş, onların manevi desteğini kazanmış: Anne-babanın duası, bütün duaların önündeydi. Allah, anne babanın duasını mutlaka kabul ederdi. (A. Saraç)
  • Ana baba eline bakmak: Kendisinin kazancı olmadığından, anne ve babasının vereceği parayla geçinmek: Artık bir maaşı olacak; ana baba eline bakmayacak... (E. Atasü)
  • Ana baba günü: (deyiminin anlamı)
    1. Mahşer günü: Ana baba günü, sanki kıyamet kopmuş millet oraya üşüşmüştü. Patırtı, gürültü, bağırtı had safhada idi. (Ş. S. Şirazi)
    2. Kalabalık, sıkıntılı, telaşlı, tehlikeli zaman ya da durum, kargaşa: Hastanenin önü tam bir ana baba günü hâline dönüşmüştü (İ. Özkarabulut). Tam bir can pazarı. Kimin kime ateş ettiği belli olmayan bir ana baba günü... (H. Adıgüzel)
  • Ana baba yavrusu: Nazlı büyütülmüş evlat: "Bunlar, Anadolu çocukları değil, hepsi ana baba yavrusu, kırda, bayırda harp etmeğe, boğuşmaya alışmamışlardır." dedikse de kimse dinlemedi. (M. Ş. Esendal)
  • Ana bir, baba ayrı: Anneleri bir, babaları ayrı olan (kardeşler): Sultan, Cefakâr'ın kardeşiydi, bacısıydı. Ana bir baba ayrı kardeştiler. (Ü. Kaftancıoğlu)
  • Anadan doğmuşa dönmek (anadan yeni doğmuş gibi olmak):
    1. Dertsiz, tasasız, sağlıklı bir duruma gelmek: Şu iş bitti ya, anadan doğmuşa döndüm (A. Püsküllüoğlu). Gözleri iyi olmuş, anadan doğmuşa dönmüş. (İ. Hinçer)
    2. Günahlardan arınmış duruma gelmek: Bir kul her nerede tövbe etse anadan doğmuşa döner. (Evliya Çelebi)
  • Analar neler doğurmuş (doğururmuş): Takdir edilen, beğenilen kimseler, bilhassa güzel çocuklar için kullanılır: Kahramanlar çıktı içinizden / Analar neler doğurmuş dedirten (B. Kırım). Analar neler doğururmuş!.. Maşallah, nazar değmesin... (B. Büyükarkın)
  • Anaları ne ki danaları ne olsun: Kötü yanları olan bir annenin, çocuklarının da kendisine benzeyeceğini belirtir.
  • Analı kuzu, kınalı kuzu:
    1. Annesi sağ olan çocukların mutluluğunu anlatan bir deyim: Ahh, ahh! Boşuna analı kuzu, kınalı kuzu, dememişler. Annesi hayatta olsa böyle mi olurdu? (B. Aksun)
    2. Her işi yolunda giden.
  • Anam!:
    1. Sese verilen tona göre şaşma, beğenme, acı, üzüntü vb. duygular anlatan söz: "Vay anam vay, kadere bak!" diyordu. "Biz dünyaya boşuna gelmişiz," diyerek iç geçiriyordu (Z. Doğan). "Anam anam anam!.." dedi eğilip kalkarken. (F. Baykurt)
    2. (teklifsiz konuşmada) Kadın erkek, büyük küçük herkese karşı kullanılan bir seslenme sözü: Dur anam, dur güzel ablam, dur ki sana ne söyleyim... (Y. Kemal)
  • Anam avradım olsun: Bir şeyi yapmayı kafaya koymuş kimsenin kesinlik bildiren ant sözü: Eğer bu ettiğini yanına koyarsam anam avradım olsun. (Türk Dili)
  • Anam bacım olsun: Annem, kız kardeşim olacak kadar iyi bir kadın/kız olduğuna inanıyorum: Çok iyi, çok güzel bir hanımdır; anam bacım olsun (K. Yedekçioğlu). Her halde karısıydı. Anam bacım olsun, iyi bir hatuncağızmış. (Ö. A. Aksoy)
  • Anam babam: İçtenlik bildiren bir deyim: Biz ne güne duruyoruz, anam babam, evelallah vebalimizi çekmeye hazırız kardeşim. (K. Bilbaşar)
  • Anan güzel mi?: Bir kimsenin kurnazca bir davranışı karşısında, "Öyle yağma yok, nerede bu bolluk, bu ne açıkgözlük?" anlamlarında söylenir: "Ellisini de yarın getirsem?" "Anan güzel mi senin?" (Kolektif). "Önüne gelene kötülüğün dokunmuş, şimdi gelmiş, aman bana iyilik etsinler diyorsun. Anan güzel mi senin? Hadi, başka kapıya, başka kapıya!" (T. Dursun K.)
  • Anan yahşi baban yahşi: (halk dilinde) Birine çok yalvarıldığı başkasına aktarılırken kullanılır: Anan yahşi baban yahşi; nihayet otelin sahibini bulduk. (Ç. Altan)
  • Ananın karnında dokuz ay nasıl durdun?: Çok aceleci, sabırsız kimseler için söylenen bir deyim: "Hele bir sabret bakalım, ananın karnında dokuz ay nasıl durdun." "Ben dokuz ay durmadım, yedi aylıkken doğmuşum..."
  • Anası ağlamak: Çok zahmet, eziyet çekmek, bitkin düşmek: Şu Anadolu'da savaş yüzünden milletin anası ağladı. (Y. Kemal)
  • Anası gevremek: Çok sıkıntı çekmek: Sekiz sene açlıktan, hapishaneden anam gevredi. Tam biraz rahat edeceğim; işimi bozuyorsun (S. Faik). Kitap taşımaktan anam dinim gevremişti. Öfkemi Behzat'tan çıkaracaktım. (R. Şeyhoğlu)
  • Anası Kadir Gecesi doğurmuş: Çok talihli sayılan kişiler için söylenir: "Kız; anan seni kadir gecesi doğurmuş; şehzadenin doğumuna gideceksin; giyin, kuşan da düş ağaların önüne" der. (E. C. Güney)
  • Anası yerinde: Anne gibi kabul edilen (kadın): Hayriye neden bu kadar nankörlük etti? Anası yerinde olan kadına nikâhtan sonra bir el öpmeye gidilmez miydi? (S. Öngürü)
  • Anasından doğduğu gibi: Namuslu, iffetli, tertemiz: Ahmet Ayşe'nin elini bile tutmamıştı. "Kız anasından doğduğu gibi..." dediler. (Y. Çelik)
  • Anasından doğduğuna pişman etmek: Çok hırpalamak, bıktırmak, bezdirmek, usandırmak: Paşa, Amirali anasından doğduğuna pişman etti. (M. Köylü)
  • Anasından emdiği süt burnundan gelmek: Çok sıkıntı çekmek, eziyet görmek: Ne var ki Hasan Efendi suçsuz olduğunu ispatlayıncaya kadar anasından emdiği süt burnundan gelir. (Ş. Kutlu)
  • Anasından emdiği sütü burnundan getirmek: Birine bir iş yaptırırken çok sıkıntı çektirmek: Kılınıza bile dokunamaz. Eğer buna kalkışırsa, anasından emdiği sütü burnundan getiririm (A. Çankırılı). İnşallah şu vartayı atlatayım, bunu yazanın anasından emdiği sütü burnundan getireceğim. (R. C. Ulunay)
  • Anasını ağlatmak: Bir kimseye çok eziyet etmek, çok sıkıntı çektirmek: Adam daha sonra herkesin anasını ağlattı. İnsanlığa kök söktürdü. Onun yaptığı maddî, manevî tahribatı, işte elli yıl geçmiş, dünya ve Almanya hâlâ temizleyemiyor. (H. Taner)
  • Anasını eşek (eşekler) kovalasın (tepsin)!: (kaba) Sözü edilen kimse veya iş için bıkkınlık, dikkate almama ve umursamama anlatan bir söz: Aman anasını eşek kovalasın, ne hali varsa görsün... (H. F. Gözler) Rütbesinin anasını eşekler kovalasın onun derdinde değilim (B. Aksu).
  • Anasını satayım: Ne olursa olsun, önemi yok: Daha doğrusu kaybedecek nemiz kalmıştı ki? Ha bir eksik ha bir fazla anasını satayım. (S. Kaymaz)
  • Anasının ak sütü gibi helal etmek: Karşılıksız olarak bağışlamak: Ama sen borcunu ödemeden bu dünyadan göçersen; bil ki, ben onu peşinen ve ananın ak sütü gibi helal ettim... (S. Kaplan)
  • Anasının gözü: (argo) Pek kurnaz, becerikli, hinoğluhin: "Bunlar ne anasının gözüdür. Adamın donunu bile alırlar bacağından." (R. Güngör)
  • Anasının eğirdiği, babasının dokuduğu: Anasından babasından gördüğü, ailesinden görüp öğrendiği gibi davranan; aile geleneğini izleyen/sürdüren.
  • Anasının ipini satmış (veya pazara çıkarmış): İpsiz, kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse): Gözünü aç, kazıklanma hazret! Anasının ipini satmış, adamın gözünden sürmeyi çalar bir itoğlu ittir bu herif, ikiyüzlülüğü cabası! (A. İlhan)
  • Anasının kızı: Huyları annesininkilere benzeyen kız: "Senin kız da amma nazlı çıktı be Refik" diyerek ona takıldı Selim. "E normaldir, anasının kızı! Ben de vaktiyle az çekmedim" (A. Kurt)
  • Anasının körpe kuzusu: Pek küçük kucak çocuğu: Bıcır bıcır konuşan anasının körpe kuzusunu pışpışlayan genç bir kadın tip tip bize bakıyordu. (Ş. Onay)
  • Anasının nikahını istemek: Bir şeye değerinden çok para istemek: Anasının nikâhını istiyordu beş çeşit ilaç için... Yaptıramadım onları... (R. Enis)
  • Anasının oğlu: Her yönüyle annesine benzeyen erkek çocuğu: Emine düşündü: "Tam anasının oğlu! Babama çekmemiş hiç. Babamın bakışları gülerdi..." (B. Günel)
  • Anne karnına (ana rahmine) düşmek: Bebek anne karnında (rahimde) embriyon olarak yaşama başlamak: İnsanın anne karnına düşmesi, dünya mateminin başlaması ve ayrılığın başlangıcıdır (Bilig). Her peygamber, ana rahmine düşünce yıldızı da gökte zuhur eder, parlamaya başlar. (Mesnevi)
  • Anne olmak: Kadın, çocuk sahibi olmak: Evladı kendi canından tatlıdır! Anne olmak ne büyük bir nimet, ne büyük bir şereftir! (Ş. Sâmi)
  • Annelik (analık) etmek: Bir kimseye annesi gibi candan bakmak, anne sevgisi ve şefkati göstermek: Teyzesi ona annelik etti (A. Püsküllüoğlu). "Sen bize analık, ablalık ettin kendimi bildim bileli. Sana gönül borcumu ne etsem ödeyemem..." (A. Balcı)
  • Vay anam! (Vay anasını!): (teklifsiz konuşmada) "Çok şaşılacak şey" anlamında kullanılan bir söz: İşaret ettiği yere baktı. "Vay anam vay..." dedi kendini tutamayıp. Başlarının üzerinde devasa bir zeplin duruyordu (G. Tok). "Patronun köpeği için duş yeri ha! Vay anasını. Vay anasını..." (R. Enis)
  • Yok ananın örekesi: (argo) Saçma bir söze karşı verilen (saçma bir) karşılık (öreke: Ebelerin doğum yapan kadını oturttukları iskemle): Ananın örekesi olacak. Ne olacak? Cezasını çekecek (Millet). Dünya yuvarlakmış. Yok ananın örekesi!.. Dünya yuvarlakmış haltını sana kim etti? (H. R. Gürpınar - 1966).


Anne ile ilgili birleşik kelimeler


  • Ana kucağı: (mecazi) Annenin yanı başı, sevgi ve sevecenlik dolu çevresi: Ana kucağı cennettir (O. Şahin). Sevginin ilk oluştuğu ve geliştiği yer ana kucağı. (F. Güventürk)
  • Ana kuzusu:
    1. Pek küçük, kucak çocuğu: Baksana, bunların hepsi daha ana kuzusu! Her şeyden önce, acilen bunlara bir anne bulunması lazım! (M. Atalar)
    2. Nazlı büyütülmüş, toy, sıkılgan çocuk: Ana kuzusu seni hepimiz askere gelmeden önce aynıydık. Ana kuzusu olmak kötü değil ki... (S. Gençler). Bu vatan sevgisi var ya vatan sevgisi, / Ana kuzusu gibi, kınalı kuzular, / Bu yüzden ki, Sakarya'da Çanakkale'de / Yedi düvele karşı koydular. (M. Ş. Baş)
  • Ana tarafı: Bir kimsenin anne tarafından olan akrabaları: Mihri Hanım'ın gerek baba, gerek ana tarafı güzellikleriyle tanınmış ailelerdendi. (M. Tuna)
  • Ana yarısı: Annenin kız kardeşi, teyze: Teyze bu, ana yarısı. Hoş geldi, safalar getirdi. (M. Uslu)
  • Ana yüreği: Annelik duygusu, anne sevecenliği: Ana yüreği kadar merhametli ve sevgi dolu bir yer var mıydı dünyada? (H. Yeşilyurt)
  • Anası danası: Soyu sopu, ailesinin bütün fertleri: Anası danası, karısı kısrağı Alamanyalı oldu, Kayabaşı'nı bırakıp göçtü. (T. Dursun K.)
  • Anası kılıklı: Görünüş ve huy bakımından annesine benzeyen, annesine çekmiş kimse: Ne fiskos edip duruyorsun anası kılıklı! (M. Balel)


Ayrıca bakınız: Anne ile ilgili atasözleri
( 0 soru/yorum )