Deniz nedir ne demektir? Deniz ile ilgili atasözleri deyimler ve anlamları

Güncellenme: Soru/Yorum: 2
Açık gökyüzü ve deniz görüntüsü
Deniz
  1. Yeryüzünün çoğunu örten engin su kitlesi ve bu suyun belirli bir parçası.
  2. Bu suların dalgalı olması: Bugün balığa çıkma, deniz var.
  3. (mecazi) Geniş alan: Bu bir insan denizi.


Deniz ile ilgili deyimler ve anlamları


İçinde "deniz" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:
( atasözlerine geç )

  • Deniz bindirmek: (deyiminin anlamı) Denizde birden fırtına çıkmak: Bunca uğraşın üstüne bir de bu deniz bindirince... Yapma be deniz, iki garip kulun düşmüş işte avucuna. (E. Toy)
  • Deniz çıkmak: Denizde birden fırtına çıkmak: Hava yine sertleşti. Rüzgâr ve deniz çıktı. (T. İleri)
  • Deniz dağlara çıkmak: Deniz çok dalgalı olmak: Deniz dağlara çıkıyordu. Dalgalar büyüdükçe büyüyor ve kapkara oluyordu.
  • Deniz durmak (düşmek): Deniz fırtınası geçmek: Rüzgâr sustu, deniz durdu. (İ. Uşar)
  • Deniz kenarında kuyu kazmak: Gereksiz yere çaba harcamak (→ Çay kenarında kuyu kazmak): Evvela şunu itiraf ederim ki karşınızda bilgi tasarlamak deniz kenarında kuyu kazmak kabilinden ise de yine de affınıza sığınarak... (O. Sandaloğlu)
  • Deniz kurdu: Görmüş geçirmiş, eski denizci: Her biri birer deniz kurdu olan Osmanlı leventlerine denizler dar gelip, okyanuslara açıldılar. (A. Şimşirgil)
  • Deniz tutmak: Gemi sallanmasından midesi bulanıp hastalanmak: Çoğunu deniz tuttu, öğüren öğürene. (M. Adıbeş)
  • Denizde balık: Henüz elde edilmemiş, ele geçirilip geçirilmeyeceği belli olmayan (şey): – Ne oldu senin Mısırdaki miras işi? – Denizde balık...
  • Denizde (Denizden) bir damla: Büyük bir miktarın yanında çok küçük kalan bir parça: Denizden bir damla, güneşten bir zerre miktarınca, Muhammedî ilmin nuruna ve Ahmedî kelâmın sırrına vâris olmak müyesser oldu. (Seyyid Hâşim Baba)
  • Denizde kum, onda para: (şaka) Çok paralı (kimse): "Reşid Efendi'nin biraz yaşı ileridir ama hem çok efendi adamdır hem de denizde kum onda para..." dedi. (S. Ayverdi)
  • Denizdeki balığın karada komisyonculuğunu yapmak: Gerçekte bulunmayan bir konu üzerinde varmış gibi savunuculuğunu yapmak, hayali konularda gereksiz söz söylemek: Denizdeki balığın karada komisyonculuğunu yapıyorlardı. (E. E. Talu)
  • Denizden bir avuç su: Bir şeyin asıl miktarına oranla pek küçük bir bölümü: Denizden bir avuç su. Maaşlarını elli lira artırsınlar iflas etmezlerdi ya! (O. Kemal)
  • Denizden (sudan) çıkmış balığa dönmek: Yerinden ve çevresinden ayrılarak sonradan girdiği çevreye alışmakta sıkıntıya düşmek: Hızır Bey ve arkadaşları: Denizden çıkmış balığa döndük, biz deryasız nasıl yaşarız? diye hayıflanıyorlardı. (N. Şahiner)
  • Denizden geçip kıyıda (çayda, derede) boğulmak: Büyük güçlükleri yenmişken, önemsiz bir neden dolayısıyla başarısızlığa uğramak: Ama ben daima denizden geçip çayda boğulmaya alıştırılmış bir masum milletin Cumhurbaşkanı sıfatıyla bu derde muhatap sizden başka kimse bulamadım. (E. Göze)
  • Denize açılmak: Kıyıdan çok uzaklaşmak: Gemi denize açıldı. Çok geçmeden sular kabardı, gemi darbe aldı. (O. Koca)
  • Denize çıkmak: Gezi veya balık avı için kıyıdan ayrılmak: Birkaç kere denize çıktı bu yıl, hepsinde de eli boş, öfke içinde döndü. (Y. Kemal)
  • Denize dökmek: Düşmanı denize kadar sürüp yok etmek: Muzaffer ordumuz düşmanı denize döktü; ben bundan sonra ölsem de hiç gam çekmem... (H. E. Avcı)
  • Denize girse kurutur: Çok uğursuz ya da şanssız kimse: Denize girse kurutur. O zaman denize girmesini önleyelim. (A. Püsküllüoğlu)
  • Denize indirmek: Karaya çıkarılmış, gemiye çekilmiş ya da yeni üretilmiş bir gemiyi veya kayığı suya sürüp yüzdürmek: 21 Mayıs günü İstanbul tersanesinde inşası tamamlanan büyük boyda bir kalyon denize indirildi (E. Dümen). Askerleri karaya çıkaracak sandallar denize indirildi. (Y. Dursun)
  • Denize su taşımak: Hiç gereği olmayan bir yere orada pek bol bulunan bir şeyi götürmek, gereksiz ve boşuna iş görmek: Zengine vermek, denize su taşımaktır. (M. T. Acaroğlu)
  • Denizin dibini boylamak: Batmak, boğulmak: Ne yazık ki, Çin Denizi'ndeki kazada gemi ile birlikte denizin dibini boyladı hepsi. (F. Uslu)
  • Dört yanı deniz kesilmek: Çaresiz ve umutsuz kalmak: Bursa'ya sürülmüş, dört bir yanı deniz kesilerek. (V. Günyol)
  • Karadeniz'de gemilerin mi battı?: Çok düşünceli ve durgun görünen kimseler için kullanılan bir söz: Karadeniz'de gemilerin mi battı abla, neye üzgünsün böyle? (S. Öz)
  • Parayı denize atmak: Boşuna para harcamak, israf etmek: Çünkü o mektebe yeniden masraf etmek parayı denize atmak demektir. Bu mektebe ne yapılsa beyhudedir... Mektebin başka araziye nakli arzusundayım. (Meclis-i Mebusan)


Deniz ile ilgili atasözleri ve anlamları


İçinde "deniz" kelimesi geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )

  • Deniz bir padişahtır ki, söz dinlemez: Deniz, güçlü bir padişah gibi, insanın kontrolü ve sözleri dışında hareket eder. Bu atasözü, doğanın gücünü ve insanların buna karşı çaresizliğini vurgular, denizin kendine has kuralları olduğunu ve kimsenin emirlerine boyun eğmeyeceğini anlatır.
  • Deniz dalgasız olmaz, gönül sevdasız olmaz*: (atasözünün anlamı) Her denizde az çok dalga bulunduğu gibi, her gönülde de bir sevda vardır.
  • Deniz dalgasız olmaz, kapı halkasız*: Her nesnenin kendine özgü nitelikleri, kendisinden ayrılmayan özellikleri vardır.
  • Deniz kadın gibidir, güvenmek olmaz: Denizin durumu sürekli değişir; bazen sakin, bazen fırtınalı olabilir. Bu nedenle, denize karşı her zaman temkinli ve dikkatli olmak gerektiği vurgulanır.
  • Deniz kenarında dalga eksik olmaz*: İçinde çeşitli olayların geçmesi doğal olan ortamda zaman zaman sert çatışmalar, tartışmalar da çıkar.
  • Deniz kenarında kuyu kazar: Akılsız kimselerin ortak özelliklerinden biri kimseye fayda vermeyecek işlerle uğraşmalarıdır.
  • Deniz kenarında susuz kaldım: İnsan bazen elinde bir çok imkân olduğu halde, bu imkânlardan yeterince faydalanamaz.
  • Deniz söz dinlemez: Denizin güçlü, kontrol edilemez ve tahmin edilemez olduğunu ifade eder. Deniz, insanların emirlerine veya isteklerine göre davranmaz; kendi yolunda ve kendi şartlarına göre hareket eder.
  • Deniz suyu (gibi) ne içilir, ne geçilir: Bazı durumların veya kişilerin hem faydasız hem de zorluk çıkarıcı olduğunu ifade eder.
  • Deniz yoğurt olmuş da, yemeğe kaşık bulamamış (Deniz bal olmuş, fukara kaşık bulamamış): Her yerde bol nimet ve fırsat bulunmasına rağmen, bu nimetlerden yararlanacak imkanı olmayanların bu durumdan fayda göremeyeceğini ifade eder.
  • Denizcinin parası pul, karısı dul: Geçim sıkıntısı yüzünden ailesinden uzakta çalışan kimse düzenli bir yaşam süremediği için kazandığı masraflarına gider. Karısı da evli iken dul hayatı yaşar.
  • Denizdeki balığın pazarlığı (pazarı) olmaz (Denizdeki balığın bini bir paraya)*: Daha ele geçmemiş olan, birçok güçlükler yenildikten sonra ele geçirilebileceği umulan nesnenin alım satımı üzerine konuşulmaz.
  • Denizden çıktı, kuyuya düştü: Büyük bir tehlikeyi atlattıktan sonra çok ufak bir tehlikeden büyük zarar görenler için söylenir.
  • Denizden geçip çayda boğuldu: Büyük ve zorlu işleri başarıyla tamamlayıp, küçük ve önemsiz bir işte başarısız olan insanları ifade eder. Bu atasözü, büyük engelleri aşıp küçük bir engelde takılmanın ironisini vurgular.
  • Denize dalan bilir, güzeli seven bilir: Denizin derinliklerine dalan kişi, denizin güzelliklerini ve tehlikelerini yakından tanır; güzel birini seven kişi ise bu sevginin getirdiği mutlulukları ve zorlukları yaşar. Bu atasözü, bir şeyin gerçek anlamda anlaşılmasının ve takdir edilmesinin, ancak o deneyimi yaşayanlar tarafından mümkün olduğunu vurgular.
  • Denize düşen yılana sarılır* (Denize düşen yosundan imdat umar): Çok büyük bir tehlike içinde bulunan kimse, kendisine yardım etme olanağı bulunmayan, hatta tehlikesi olan şeylerden bile medet umar.
  • Denize köprü atılmaz: Olmayacak işler için çaba harcanmaması gerektiğini ifade eder. Yani, yapılması imkansız veya mantıksız olan şeyler için uğraşmak boşunadır.
  • Denize su götürür (taşır): Akılsız ve saf kişilerin sürekli gereksiz ve faydasız işlerle uğraştıklarını ifade eder. Mantıksız ve anlamsız çabaların boşuna olduğunu ve bir fayda sağlamayacağını vurgular.
  • Denizi yakamazsam da cızlatırım: Büyük bir hedefe ulaşamasam da küçük bir etki yaratırım, ya da büyük bir zarar veremesem bile küçük bir rahatsızlık veririm anlamına gelir.
  • Denizin köpüğünden zarar gelmez: Yüzeydeki küçük şeylerin genellikle önemli olmadığını ve gerçek sorun yaratmadığını ifade eder.
  • Adamakla, deniz tükenmez: Bir işi başarmak için sadece söz vermek veya niyet etmek değil, gerçek eylemler ve çaba gereklidir.
  • "Afiyet olsun" demekle deniz suyu içilmez: Sadece güzel sözler söylemekle sorunların çözülemeyeceğini veya bir şeyin gerçekleştirilemeyeceğini ifade eder. Gerçek eylemler ve somut adımların, sadece sözlerden daha önemli olduğunu vurgular.
  • Balık balığı yutmasa, balık denizi tutardı: Güçlü veya etkili bir kişinin, rakiplerini veya benzerlerini kontrol altında tutmasının, rekabetin daha dengeli olmasını sağladığını ifade eder.
  • Devlet malı deniz, yemeyen keriz (domuz)*: Devlete hainlik etmeyi sanat haline getirenlere göre, devletin bitmez tükenmez malı vardır; yolunu bulup ondan aşırmayan ise, budaladır.
  • Göğe direk, denize kapak olmaz*: Hem gereksiz hem de gerçekleştirilmesi hayale bile sığmayan şeylerle uğraşılmamalıdır.
  • İt değmekle (işemekle) deniz pis olmaz*: Doğruluğuna, dürüstlüğüne herkesin inandığı bir kimse, aşağılık kimselerin atmak istedikleri çamurla kirletilemez.
  • İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir*: İnsanlar yapılan iyiliğin değerini bilmese bile Allah (c.c.) katında bunun değeri bilinir. Bu nedenle karşılıklı veya karşılıksız iyilik yapılmaya devam edilmelidir (Halik: Yaratan, Yaratıcı).
  • Kadın deniz gibidir: Kadın kimi zaman neşeli, kimi zaman üzüntülü, kimi zaman da coşkuludur. Bu nedenle denize benzetilir.
  • Kaldırıp kendini denize atar, topuğunu bile ıslatmaz: Bir kişinin büyük bir işe girişip, aslında en küçük bir risk veya zarar dahi almadan bu işten başarılı bir şekilde çıkmasını ifade eder.
  • Kalyon denizin üstünde yüzer, kayık kenarda kalır: Geniş imkanlara sahip kimseler büyük ve önemli işler başarırlar. İmkanları kısıtlı kişiler ise, daha küçük işlerle uğraşmak zorunda kalırlar (kalyon: büyük yelkenli gemi).
  • Karpuz kabuğunu görmeden denize girme* (Karpuz kabuğu denize düşmeden suya girilmez): (atasözünün anlamı)
    1. Denize girmek için karpuzun olgunlaşma dönemi beklenmelidir. Karpuzun tam mevsimi gelmeden denize girmenin sağlığa zararlı olduğu herkesçe bilinir ve kabul edilir.
    2. Bir iş en uygun zaman gelmeden yapılmamalıdır. Bir işe başlamadan önce olası tehlikeleri ve riskleri görüp değerlendirmek gerekir.
  • Lafla pilav pişerse deniz (dağ) kadar yağı benden: Bir işi gerçekleştirmek için yalnızca sözünü etmek yeterli olsaydı, herkes en büyük sözleri edip en büyük işlerin sorumluluğunu alabilirdi.
  • Talihliyi denize atsan ağzında balıkla çıkar: Şansı yaver giden birini tehlikeli bir işe soksan yine de elde edilebilecek en iyi sonucu elde eder.
  • Yandan gelen denizden korkulur: Önceden tahmin edilemeyen veya doğrudan karşıdan gelen değil, yanlardan ve sürpriz bir şekilde gelen tehditlerin daha büyük bir risk oluşturabileceğini belirtir. Dolayısıyla, görünmeyen veya öngörülemeyen tehlikelere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgular.
  • Yüzmek bilmezsen, deniz kenarında işin ne? (Yüzmek bilmezsin; deniz kenarında ne işin var?): Bilmediği bir işi yapmaya, o işe karışmaya çalışanlar hem kendilerini hem de çevresindeki insanları tehlikeye atarlar.
  • Zengine mal veren, denize su götürür: Zengin insan ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olduğundan ona verilen şey de çok önemli olmaz.
( 2 soru/yorum )

Soru ve Yorumlar: 2


Anonim:
çok güzel bir bilgi çok işime yaradı
13/2/13 20:22
Anonim:
Merhaba Teşekkürler
8/5/16 15:57