- Gözle ve ışık yardımıyla bir şeyin varlığını duymak: Lambayı yaklaştırıp bakınca gördüm (Y. K. Karaosmanoğlu). Kınalı'nın burnunu görüyor musun? (S. Faik)
- Varlığını gözüyle anlamak: Yemekte sizi göremedim.
- Anlamak, sezmek, fark etmek: İşin böyle sonuçlanacağını kimse göremedi.
- Yanına varıp konuşmak, ziyaret etmek: — Müdürü göreceğim. — Randevunuz yoksa göremezsiniz.
- Bir şey hakkında şöyle ya da böyle bir yargıya varmak, değerlendirmek: Seni daha iyi görüyorum, biraz toplamışsın. Az görmek. Çok görmek.
- Belirli bir zamanı ya da bir durumu yaşayıp ne olduğunu anlamış olmak: Çok kötü günler gördük. Neler gördük neler!
- Yapmak, etmek: İş görmek. Hesap görmek. Masraf görmek.
- Kendisine yapılmak, uğramak: İyilik görmek. Kötülük görmek.
- Almak: Ders görmek. Kurs görmek.
- -e erişmek, -e sahip olmak: Eli para görmek. Yardım görmek.
- Çok değer vermek: Gözü yalnız parayı görüyor. O kızdan başkasını görmüyor.
- (teklifsiz konuşmada) Gözetmek: Kazandıkça etrafını da görür. Berberde çırağı da gör.
- Bir işleme uğramak: Teftiş görmek. Eziyet görmek. Tedavi görmek.
- (Bir şeye) Bakmak: Ev güneş görüyor.
- Sahne olmak, geçirmek: Bu ülke çok savaşlar gördü.
- (spor) Karşı oyuncunun yapacağı vuruşu önceden kestirip ona göre durum almak.
- Görme gücüne, gözle algılama yetisine sahip olmak: Ameliyattan sonra görebilecek miyim doktor?
- Gezmek, bulunmak: Paris'i gördün mü?
- Rastlamak, karşılaşmak: Dün Mehmet'i gördüm.
- (Kağıt oyununda) Karşılamak, kabul etmek: Restini gördüm. Blöfünü gör.
Görmek ile ilgili birleşik kelime ve fiiller
- Gör bak: Görürsün, göreceksin: Gör bak neler olacak!
- Gör (görürsün): "İşin sonucunu anla, anlarsın" anlamında kullanılan bir tehdit sözü: Eh görürsün sen. Eşşek gibi bir dayak ye de aklın başına gelsin. (F. Baysal)
- Görelim: Bekleyelim bakalım, hele: Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler (Erzurumlu İbrahim Hakkı)
- ... (-meye) görsün: Söz konusu eylemin doğuracağı sonuca kesinlik kazandırmak için kullanılır: Kafasına esmeye görsün.
- Görme!: Aşırılık anlatır: Seninkinde bir çalım, görme gitsin. (M. Selahattin)
- Gün görmez: Hiç güneş ışığı almaz (yer): Ömürlerini gene o gün görmez, güneş görmez basık odalarda geçirecekler. (Varlık)
- Gün görmez sultan: Vaktini hep evde kapalı geçiren, hiç dışarı çıkmayan, kimseyle konuşmayan kız ya da kadın: Gün görmez sultan da o kapalı saraydan kaçamayacağını, kime sorsa kimsenin bir şey söylemeyeceğini aklı kesince... (Masal Zinciri)
- Gün görmüş:
- İyi yaşamış: Dürdane, gün görmüş, zengin, kibar bir ailenin kızı olarak dünyaya gelseydi, saygıdeğer, ağır bir küçük hanım, sadelik içinde büyüseydi, eteği belinde hanım hanımcık bir ev kızı olurdu. (A. H. Eken)
- Tecrübeli, görgülü: Etrafındaki vezirlerin hepsi gün görmüş, tecrübeli insanlar (M. E. Coşan). Yaşı ellinin üstünde gün görmüş tavırlarına bakılırsa, saygın bir hayatı olmalıydı. (H. Ertuğrul)
Görmek ile ilgili deyimler ve anlamları
İçinde "görmek" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:
( atasözlerine geç )
- Göreceği (Göresi) gelmek: Görmek isteği duymak, özlemek: Vedia, beni hem merak etmiş, hem göreceği gelmiş... Her tehlikeyi göze alarak, evime gelmeği aklına koymuş... (R. N. Güntekin)
- Göreyim seni:
- (Tehdit yollu) Sen bunu yaparsan karşılığını da görürsün: Aç da göreyim seni! Bu kapı açılmayacak bu gece. Anladın mı? (A. Nusret)
- Kendini göster bakayım, senden başarı bekliyorum: Hadi aslan parçası göreyim seni. (A. Atalay)
- Görmediğine (Görmemişe) dönmek:
- (Hasta için) Hiç çekmemiş gibi, esen, sağlıklı bir duruma gelmek, yeniden sağlığına kavuşmak: Neyse geçmiş olsun. Tam zamanında yetiştirdiler seni buraya. Bi şeyin kalmaz dikkat edersen. Hiç görmemişe dönersin. (E. Toy)
- Başından geçmemiş gibi olmak: İnşallah yakında bir af çıkar, görmemişe dönersin... (K. Tahir)
- Görmezden gelmek: Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak: Onu görmezden geldi. Konuşmak istemiyordu. Öfkeli ve sinirliydi. (R. Fatih)
- Görmüş geçirmiş:
- Eskiden iyi günler yaşamış: Ama bu kentin görmüş geçirmiş yerlisi, buranın ve Halep'in insanları, onlar çok başka türlü olmalı. (M. Belge)
- Yaşam deneyimli (kişi): Dünyanın her halini görmüş geçirmiş bir adama akıl verilir mi hiç? (M. N. Lugal)
- (biriyle) Görülecek hesabı olmak: (Biriyle) Bir sorunu, anlaşmazlığı, uyuşmazlığı olmak, aralarında, hesaplaşmalarını gerektiren bir sorun olmak: Vurma, dedi. Seninle görülecek hesabım yok benim. (A. İlhan)
- Görüp göreceği rahmet bu: Göreceği iyiliğin hepsi bu kadar, göreceği tek iyilik bu olacak, başkası yok: Verdiğim ev parasını har vurup harman savurmuş olduğunu söylediler. Ancak şunu bilmelidir ki, görüp göreceği rahmet budur onun. (H. F. Gözler)
- Görüp gözetmek: Korumak, gereksinimlerini karşılayıp yardımda bulunmak, mukayyet olmak: ... hastaları, gönlü kırık kişileri, güçten kuvvetten düşmüşleri, azıksızları, evsizleri, yolda kalmış çaresizleri, yetimleri, öksüzleri peygamberlik gelmeden önce de, peygamber olduktan sonra da korudu, kolladı, görüp gözetti. (S. Alkan)
- Acı (Acılar) görmek: Kötü günler yaşamak: Küçük yaşında öyle acılar görmüştü ki, onun canını yakmak kolay değildi. (D. Ünal)
- Acısını görmek: Bir yakınının ölümünü görmek: "Allah evlatlarının acısını göstermesin." (N. Kaya)
- Ak mı kara mı önüne düşünce görürsün (anlarsın): Acele etme, güzel mi çirkin mi, iyi mi kötü mü olduğunu zamanı gelip sonuç alınınca anlarsın: Millî irade tezahür ettiği vakit saçlarımız ak mı, kara mı, önümüze düşer, görürüz. Şimdiden telaşa mahal yoktur. (Ayın tarihi)
- Arının dikenini görüp balından el çekmek: Bir işin tehlikesini görüp sağlayacağı yarardan vazgeçmek: Yeni iş teklifini değerlendirirken, şirketin belirsiz geleceği hakkında endişelerim oldu. Bu nedenle kabul etmedim: arının dikenini görüp balından el çektim.
- Aşağı görmek: Küçük görmek, beğenmemek, hor görmek: Buram buram kibir kokuyor, herkesi kendinden aşağı görüyordu. Kendini beğenmiş, büyüklük taslayan biriydi.
- Ayı gördüm Allah, amentü billâh (ay mübarek olsun ya Resûlallah): Ayın gökte ilk günlerdeki hilâl şekliyle görüldüğü zaman söylenen ve bütün ayın iyi geçmesini dileyen bir hayır temennisi sözü: Kıl gibi ince ecer ayı gördüğünde "Ayı gördüm Allah, amentü billâh, ne günahlarım varsa, affeyle Allah" diye dua eder. (Y. Alpaslan)
- Az görmek:
- Umduğundan eksik bulmak: Avucunda tuttuğu parayı az gördü. (A. C. Akıncı)
- Azımsamak: Bardaktaki suyu az gördü. Dikti sürahiyi kafasına. (M. Yeşilova)
- Balta görmemiş: İçinden hiç ağaç kesilmemiş, sık ve gür (orman, koru): Buradan itibaren balta görmemiş ormanlar başlıyordu. Toprak çok bereketli idi. (M. Unan)
- Barış görüş olmak: (deyim, halk dilinde) Her türlü dargınlığı unutarak barışmak: Lâkin kavgamız vardır, dedi. Ama eskiden. Şimdi barış görüş olduk. (A. Nesin)
- Başı yastık yüzü görmemek:
- Yatağa yatıp uyumuş olmamak.
- Hiç hastalanmamış olmak.
- Bir görmek (tutmak): Eşit saymak, eşit görmek: Evvelce oğlanı nerede ise krallarla bir görüyordu. (B. Faik)
- Bugünleri de mi görecektik?: Ne kadar çekilmez, eskiye oranla ne denli kötü şeyler yaşıyoruz anlamında yakınma sözü: Fakirin elinden tutan yok. Ahir zaman bu. Sonu gelmiş dünyanın. Çivisi oynamış yeğenim. İflâh olmaz gayri. Bugünleri de mi görecektik? (C. Tuncer)
- Burnunun ucunu görememek:
- Çok sarhoş olmak: Dördümüz de içkiliydik. Hele Hamza burnunun ucunu göremiyordu. (T. Dursun K.)
- Dalgın, dikkatsiz olmak: O kadar âşıktı ki burnunun ucunu göremiyordu.
- Büyük görmek (bilmek, tutmak): Kendini veya başkasını olduğundan üstün saymak, yüceltmek: Kendini öyle büyük görüyor ki âlemlerin Rabbine boyun eğmeyi kendi nefsine yediremiyor (S. Duman). İsveç kralına gelince, kendini pek büyük tutuyordu... (M. A. Ekrem)
- Cebi para görmek: Parası yokken para sahibi olmak, para kazanmaya başlamak: Evlendikten bir süre sonra, cebi para görmüş; sonra bir adam tutmuştu kendine. (M. Işık)
- Cefa görmek: Sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak: Üstat çok zulüm ve cefa gördü. Memleketten memlekete sürüldü. Hapishaneden hapishaneye sürüklendi. (E. Edip)
- Ceza görmek: Kendisine ceza verilmek, cezalandırılmak: Küfür etmiş diye ceza gördü.
- Çatal görmek: Net görememek, bir şeyi iki görmek: Pencereden gördüğünü çift çatal görüyordu. (M. İlkin)
- Çayı (dereyi) görmeden paçaları sıvamak: Bir şey için, gerektiğinden çok önce hazırlanmaya başlamak: Bizim vükela namzetleri, kendi kendilerine gelin güvey oluyorlar, çayı görmeden paçaları sıvıyorlar.
- Çift görmek: Sarhoş olmak: İkisi de her şeyi çift görüyor. Sarhoşluk değilse nedir bu? (G. Aktürk)
- Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek: İçinde bulunduğu elverişsiz duruma uygun düşmeyen büyük düşler kurmak: Çoban kulübesinde, padişah rüyası görüyorsunuz. Çarık çarıkla, sarık sarıkla... Muhacirdir dedim, evimi açtım, kızıma göz koydu... (H. Alptekin)
- Çok görmek: Yeterli görmek: Davud (a.s) oğluna şu tavsiyede bulunmuştur: "Bin tane dostun olsa çok görme, o yine azdır. Bir tane düşmanın olsa bunu da az görme, bu da çoktur." (İmam Maverdi)
- (bir şeyi birine) Çok görmek: Ondan esirgemek: İlk bakışında, ilk gülüşünde zaman durdu / Gülümseyişini çok görme bana... (G. B. Altıntaş)
- Dava görmek: Açılan davaları incelemek ve sonuca bağlamak
- Dereyi görmeden paçaları sıvamak: Bir şey için, gerektiğinden çok önce hazırlanmaya başlamak: Ama onlar bununla da kalmıyor, dereyi görmeden paçaları sıvayarak geleceğin cumhuriyet hükümetlerinin başlıca makamlarını da aralarında pay ediyorlardı.
- Ders görmek: Bir konu üzerinde bir öğrenci yetkili bir kimseden bilgi edinmek: Tahsil hayatında büyük bir talih eser olarak, kendi dallarında tanınmış üstadlarından ders gördü. (N. S. Pekin)
- Destek görmek: Yardım edilmek: Yüreklendirildim, destek gördüm, onurlandırıldım ve onların dostluklarıyla hep gurur duydum. (Z. Güngör)
- Dirlik yüzü görmemek: Rahata kavuşamamak: O gün bugündür köyümüz dirlik yüzü görmedi, ekmeğimizi daima dışarılarda arar olduk, iki yakamız bir araya gelmedi.
- Dostlar alışverişte görsün (diye): Sırf gösteriş olsun (diye), iş görüyor densin (diye): Akşama kadar, güle oynaya, eğlene dinlene, elleri işte, gözleri oynaşta güya temizlik yapıyorlar, dostlar alışverişte görsün... (H. Pulur)
- Dünya görmüş:
- Çok gezmiş, çok yer görmüş: İyi yaşamış, çok gezmiş, dünya görmüş adamdı; ölümünü beklediği halde zamanın ipini hâlâ elinde tutuyordu. (A. Tunç)
- Deneyimli: Türk erkânından olan bu dünya görmüş, tecrübeli zatın sözlerinde büyük hakikat vardı.
- Dünya gözüyle (görmek): Ölmeden önce sağlığında (görmek): Mektubun sonuna gelirken, dünya gözüyle senden son bir isteğim daha var oğlum (E. Yılmaz). Allah nasip etti de, dünya gözüyle Kudüs'ü görmüş oldum. (S. Yüzgenç)
- Dünya yüzü görmemek: Rahata ve huzura kavuşamamak: Çoluk çocuk yıllardır dünya yüzü görmedi (A. Ağaoğlu). Emmin kadersiz kısrak. Bir dünya yüzü görmedi. (A. Sayar)
- Dünyayı gözü görmemek: Üzüntü, öfke, karamsarlık ve çok mutlu olma gibi durumlarda, başka bir şey düşünememek, ölçülü davranamamak: Fakat canını dişine takmış dünyayı gözü görmüyordu (F. Türkoğlu). Sinirlendiği zaman dünyayı gözü görmüyordu (B. Uncular). İmparatoriçe için dünyayı gözü görmüyor, dizi dibinden hiçbir lâhza ayrılmak istemiyordu.
- Dünyayı toz pembe görmek: Her şeyi güzel ve iyi yönleriyle ele almak: Dünyayı toz pembe gören, hiç bitmeyecek sanır. / Vefâsız olduğunu bilmez, oyununa aldanır (E. Mencet). Siz daha gençsiniz, dünyayı toz pembe görüyorsunuz. (N. Yaz)
- Eli para görmek: Eline para geçmek: Eli tekrar para gördü. Borcu harcı kapadı biraz. Faiz yükünü savdı hiç yoksa. (D. Poyraz)
- Elle tutulur gözle görülür: Çok belirgin, çok açık: Kötülükten korkmayacağız! Yoksa korkumuz, elle tutulur gözle görülür biçimler alır ve bizi her yerde bulur. (E. Y. Aslan)
- Ellerin dert görmesin: "Allah senden razı olsun" anlamında bir iyi dilek sözü: "Teşekkür ederim doktor, ellerin dert görmesin," dedi içten bir ses. (Ş. Ceviz)
- Eyyam görmüş: İyi günler görmüş, mutlu bir yaşam sürmüş, görmüş geçirmiş kimse: Efendi ilim irfan sahibi, eyyam görmüş, iti uğursuzu, veliyi deliyi bilen bir zât idi. (İ. O. Anar)
- Ezbere iş görmek: İncelemeden gelişigüzel yapmak: Bu çocuğu ezbere iş görmekten kurtaramadık. Çok dikkatsiz. (N. Muallimoğlu)
- Faydasını görmek:
- Yarar sağlamak: Bu ilacın çok faydasını görmüştü (Ş. Okday). Gerçi bunda dostlarının da payı vardı ve dostluklarının çok faydasını görmüştü. (M. N. Yavuz)
- Kâr elde etmek: Ben bunca sene operanın içerisinde çalıştım, tiyatroda çalıştım, konservatuarlarda çalıştım, en ufak bir faydasını görmüş değilim.
- Gerek görmek: Yapılmasını istemek: O evde yokken hep koruma altında olacakmışım. Peki buna neden gerek gördü ki? (D. Gürsel)
- Gerekli görmek: Yapılması icap etmek: Kurulması kararlaştırılan ordu için insan ve vergi kaynaklarını öğrenmek için nüfus sayımını gerekli görüyordu. (A. Ölmez)
- Gereksiz görmek: Lüzum görmemek: Tartışmayı gereksiz görüyor. (Varlık)
- Gökte yıldız ararken yerdeki çukuru görmemek: Büyük işler başarmak isterken en kolay işlerde beceriksizlik göstermek: Belki onu tanınmağa değer görmüyordu bile. Gökte yıldız ararken önündeki kuyuya düşen bilgine benzetti. (A. Givda)
- Göz göre göre:
- Herkesin gözü önünde, apaçık, utanmadan, çekinmeden: Ayıp değil mi, bizi göz göre göre kazıklıyorsunuz! (İ. Uşar)
- Olacağı bilindiği halde önlem alınmadan: Göz göre göre tehlikeye girilmez, fakat mecbur kalınca da geri çekilmek olmaz. (M. Paksu)
- Göz gözü görmemek: Sis, duman, toz gibi engellerden ortalık görülememek: Göz gözü görmüyordu o bulutun içindeyken. (A. Mollaoğlu)
- Gözle görülür, elle tutulur hâle gelmek: Çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek: Haksızlık, rüşvet, gözle görülür, elle tutulur hâle gelmişti.
- Gözü görmemek: Belli bir şeyin dışında başka bir şeyle ilgilenmemek: Ona olan aşırı hayranlığından neredeyse başkasını gözü görmüyordu. (A. C. es-Sahhar)
- (birini, bir şeyi) Gözü görmez olmak: Artık ona değer vermemek: Yemeden içmeden kesildi, gözü dünyayı görmez oldu Leyla aşkından. (H. Alptekin)
- Gözü hiçbir şey görmemek:
- Çok önemsediği bir işe bağlanıp başka hiçbir şeyle ilgilenmemek: Ama konu 'sevda' olduğunda gözü hiçbir şey görmüyordu işte. (S. Demircan)
- Kızgınlığa kapılıp sonunu düşünmeden en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek: Aşırı derecede sinirliydi ve gözü hiçbir şey görmüyordu. Bağırıyor, küfrediyor, eşyaları kırıp döküyordu. (M. Haymana)
- (birini) Gözüm görmesin: Bana hiç görünmesin, yüzünü görmek istemem: Tez götürün, gözüm görmesin bu arsızı! (D. Saral)
- Gözün ... görsün: Bir şey övülerek gösterilmek veya anlatılmak istendiğinde söylenen bir söz: Gözün ustalık görsün. Bak da gözün saat görsün. Yapıyım da gözün yemek görsün. Getiriyim de gözün güzellik görsün.
- Gözünün önünü görememek:
- Sisten, pustan dolayı etrafını görememek.
- (mecazi) Bir şeye fazla dalmaktan veya dalgınlıktan etrafta olup bitenleri fark etmemek: Hayalâta dalan, gözünün önünü göremez. (Z. Gökalp)
- Gözüyle görmek: Görmüş olduğunu kesinlikle, inandırıcı olarak belirtmek: — Kızım sana öyle geliyor, bak perde kapalı, — İnan açıldı anne, gözümle gördüm... (H. Mahir)
- Gün görmek: Esenlik, bolluk, mutluluk içinde yaşamak: Çocukları yetiştikten sonra, ana baba biraz olsun gün gördü. (N. Muallimoğlu)
- Gün görmemek: Sıkıntı içinde yaşamak: Gün görmedi. Hep ezildi kadıncağız. (N. Özyaycı)
- Gün yüzü görmemek:
- Güneş ışığından uzakta kalmak, ışık görmemek: Kızım kızım, kınalı kızım, odalarda kalmış sararmışsın, gün yüzü görmemiş kararmışsın, haydi annen izin verdi seninle çıkıp çiçek toplayalım, gözün gönlün açılsın. (İ. Dumanoğlu)
- (mecazi) Hiç kullanılmamak: Nice eserler öğretti, derinlerde kalmış, gün yüzü görmemiş, edinilmesi zor bilgiler iletti onlara. (E. Balcı)
- (mecazi) Huzurlu bir yaşam sürmemiş, mutsuz: Zavallı kadıncağız gün yüzü görmemiş; hayırlı bir kısmeti çıksa da baş-göz etsek. (K. Yedekçioğlu)
- Gün yüzü görmemiş (söz veya küfür):
- Hiç kullanılmamış, ortalığa çıkmamış: Nereden çıkarırsın bu gün yüzü görmemiş küfürleri.
- Çok ağır hakaret içeren: Açtı ağzını yumdu gözünü, gün yüzü görmemiş ne kadar küfür varsa dişlerinin arasında iyice ezip gıcırdata gıcırdata ortalığa saldı. (Kolektif)
- Güneş görmek: Güneş ışığından yararlanır durumda olmak: Oturduğu ev sobalıydı ama güneş gören bir daireydi. (S. Alkan)
- Güneş yüzü görmemiş: Çok solgun: Aylarca güneş yüzü görmemiş bitkilerin solgunluğu var yüzünde. (Z. Keskin)
- Gününü görmek:
- Kötü bir sonla karşılaşmak, cezaya çarptırılmak: Sözümden asla çıkamaz, çıkarsa gününü görür. (A. Özutku)
- Çocuklarının mürüvvetini görmek: Allah, evladının gününü görmeyi nasip etsin.
- Hacet görmek:
- Gerekli bulmak, gerekli saymak: "İşin aslı bu. Yemin etmeme bilmem hacet görür müsünüz?" (H. İ. Dinamo)
- Ayakyoluna çıkmak, tuvalete gitmek: İbriğini alır, doğru bahçeye. Hacet görmeye. Görür. Gelir. (N. Mert)
- Hacet görmemek: Gerekli bulmamak: Baktı ki anlamaya niyeti yok, tekrar tekrar anlatmaya hacet görmedi, çünkü değişen bir şey olmayacağını biliyordu ne kadar dil dökerse döksün. (H. Alptekin)
- Hakir görmek: Önemsememek, değer vermemek, küçümsemek, küçük görmek, hor görmek: O daima, çalışan sınıfı hor, hakir görmüş, onu haklarından mahrum etmiş, istismara kalkmıştır. (K. Sülker)
- Hanya'yı Konya'yı görmek: Bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, akıllanmak: Mustafa Usta'nın da Seher'in de hatta Ağa'nın bile artık köylüye güçleri yetmezdi. Ta ki Hanya'yı Konya'yı görüp, nasıl bir aldatmanın içine girdiklerini kendi gözleriyle görene kadar. (B. Öner)
- (bir şeyden) Hayır görmemek: O şey işine yaramamak, o şey kendisine yararlı olmamak: Aile bu zenginlikten de hayır görmedi ve tüm mal varlığını yitirdi. (O. Özbaş)
- Hayrını gör: (Yeni alınan bir şey için) "Güle güle iyi günlerde kullan" anlamında ya da kırgınlık, alay belirtmek için söylenir: Sattım gitti, hadi hayrını gör (A. Saraç). "Al kabağını hayrını gör! Onu da bir işe yaratmadın, defol!" dedi. (M. N. Sepetçioğlu)
- Hayrını görmek: İyiliği dokunmak: Evlât büyüt de hayrını gör demişler. (Türk Edebiyatı)
- Her gördüğü sakallıyı babası sanmak: (şaka yollu) Görünüşe aldanmak: Her gördüğün sakallıyı baban mı sanırsın? İnsan bu! İyisi de bulunur, fenası da... (N. Hikmet). Yok yok, suç sende değil bende... Her gördüğün sakallıyı baban, her gördüğün bıyıklıyı oğlun sanırsan böyle olur işte... Sen misin her karşına çıkıp, boynunu kıranın karnını doyuran... Böyle olur işte!.. (R. Ilgaz)
- Hesabını görmek:
- Alacağını verip ilişiğini kesmek: Önce pansiyonun hesabını gördü. Çünkü geri dönmeyi düşünmüyordu.
- Cezalandırmak, yok edip ortadan kaldırmak: (...) bir kasırga da onların hesabını gördü ve defterlerini dürdü. (Mesnevi-i Manevi Şerhi)
- Ücretini ödemek: Öbür müşteri aldıklarının hesabını gördü, paketleri yüklenip gitti. (Varlık)
- Hesap görmek: Alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek: Hesap gördük, borçlu kaldım. Bir yıl daha Hocazadeler'de ortakçılık ettim. (E. Gürsoy-Naskali)
- Himaye görmek: Biri tarafından korunmak, kayırılmak, gözetilmek: Selçuklu Sultanından destek ve himaye gördü. (O. Tuğrulca)
- Hizmet görmek: İş görmek, çalışmak: On beş yıl imam, hatip ve vaiz olarak hizmet gördü. (İ. Işık)
- Hor görmek: Değersiz saymak, değer vermemek: İkinci kocası oğlanı hor görüyordu; oğlu gibi bakmıyordu. (Varlık)
- Hoş görmek: Gücenilecek ya da karşılık verilecek bir davranışı kusur saymamak, anlayışla karşılamak: Emir Sultan gönül adamıydı. Hepsini de hoş gördü, hepsine hayır dualarda bulundu... (M. N. Bursalı)
- İkram görmek: Ağırlanmak: Paşa ile buluştu. İzzet ikram gördü. İyi karşılanıp ağırlandı. (Y. Bahadıroğlu)
- İleriyi görmek: Tahminlerinde, varsayımlarında ve öngörülerinde isabetli olmak: Dürüst, namuslu, ileriyi görür, rüşvet ve irtikâptan uzak, kanaatkâr, çalışkan bir devlet adamıydı. (S. R. İskit)
- İlgi görmek: Merak edilmek, önemli sayılmak, sevilmek: Kitabı yayınlandığında büyük bir ilgi gördü.
- İş görmek:
- İş yapmak: Çok söyler hakimden ziyade çok is görür amire muhtaçsınız. (M. Rıfat)
- Elverişli olmak: "Bir de merdiveni istiyorum, mutfak taburesi de iş görür gerçi."
- İşini görmek:
- Görevini yapmak: Ve bir şey yapacaksa da öz varlığını vicdanında bularak aklıyla muhasebesini yapar, vicdanıyla tahlilini yapar, değerlendirir, ona göre işini görür (H. İ. Genç). Adam birisinin işini görür. İşi görülen kimse de işini görene hediye gönderir. (İmam Gazali)
- Başka bir şeyin yarayacağı işe yaramak, onun yerine kullanılabilmek: Kül de, temiz toprak işini görür. (Güneşin Dili)
- (argo) Öldürmek: O adamın dün gece işini görmüşler.
- İşlem görmek: Üzerinde bir işlem yapılmak. Günümüzde gıdaların bir çoğu işlemden geçip doğallıklarını yitirmektedir.
- İtibar görmek:
- Sayılmak, kendisine değer verilmek: Hayal bu itibar karşısında şaşırmıştı. Bu Huriye Teyze kimdi ki böyle? Her gittiği yerde itibar görüyordu (S. Bozçelik).
- Aranmak, istenmek: Güzel olan itibar görür (Ş. S. Şirazi)
- İyilik görmek: Yardım görmek: Rahmetlinin çok iyiliğini gördüm. İyiler gidiyor yavrum. Önce iyiler gidiyor. Allah, yarattığı ve de sevdiği kula dayanamayıp ilk kez alırmış. Dünya kötüler dünyası... (A. Sayar)
- Kabul görmek: Kabul edilmek, onaylanmak: Bu teklif umumiyetle herkeste kabul gördü. (S. K. İrtem)
- Kâbus görmek:
- Korkulu rüya görmek: Dün gece kabus gördüm. Cehenneme bir yolculuk yapıyormuşum...
- Büyük sıkıntı, korku duymak: Ne oluyordu kızına?.. Bir kabus mu görüyordu? (A. C. Akıncı)
- Kendini aşağı görmek: Kendini başkalarından değersiz görmek: Kendini aşağı gören insan kendi gücünü fark etmez ve varoluşuna değer vermez. (T. Sabaz)
- Kendini dev aynasında görmek: Kendini olduğundan pek çok üstün biri gibi görmek: Kraliçe'nin her zamanki gibi kendini dev aynasında gördüğü belli... (J. Tanizaki)
- Kız bakmak (gezmek, görmek): (Evlenecek bir erkek için) Kız aramak, kız görmeye gitmek: Annesi ona kız bakıyordu. O da herkes gibi normal bir kızla evlenecekti. (S. Sülün)
- Küçük görmek: Değer vermemek, önemsememek, hor bakmak: Zenginliğin getirdiği saltanat ve şatafat içinde yoksulları küçük görüyordu! (V. Karanfil)
- Layık görmek: Uygun ve değimli bulmak, yakıştırmak: Fakat artık Hacer'den nefret etmiyor, onu kendisinin mahrumu kaldığı saadete layık görüyordu. (H. Z. Uşaklıgil)
- Leyleği havada görmek: (şaka yollu) Çok gezmek, çok yolculuk etmek: "İşte öyle derler, 'eğer leyleği havada görürsen, çok gezersin' diye bir söylenti vardır," demiş (E. Okçuoğlu). "Yine leyleği havada gördük hanım, hazırlanın gidiyoruz," derdi. (karabatak)
- Lüzum görmek: Gerekli görmek: Türk milletini bir tek şefin başkanlığı altında ve muayyen prensipler üzerinde birleştirecek bir milli teşekküle lüzum görüyordu. (Ayın Tarihi)
- Lüzum görmemek: Gerekli bulmamak, gerekli görmemek: Tek bir kelime söylemeğe lüzum görmedi. Belki de söylenecek bir şeyler yok tu... (F. Kandemir)
- Lüzumsuz görmek: Gereksiz bulmak: Şeriatı lüzumsuz görüp küçümsemek isteyenler bâtıni yola sapmağa müsaittir. (S. Cem)
- Mahzur görmek: Sakıncalı bulmak: Nurettin Beyin tayininde bir mahzur görüp görmediklerini sormuştu. (R. H. Karay)
- Masraf görmek: Alışveriş ya da ödeme işlerini yapmak: Bir gün o bir gün ben masraf görmek âdetimizdir. (V. M. Kocatürk)
- Mazur görmek: Affetmek, kusuruna bakmamak, hoş görmek, bağışlamak: Sıkça yaptığı dualardan birisi de şuydu: "Allah'ım! Hatalarımı bağışla, yanlışlarımdan dolayı beni mazur gör!" (H. Kara, A. Kara)
- Mektep görmemiş:
- Okula gitmemiş: İhtiyar mektep görmemiş, kitap okumamış, ne bilsin bu sorunun cevabını... (İ. Hinçer)
- (teklifsiz konuşmada) Kaba, saygısız.
- Mektep medrese görmüş: Okumuş, öğrenim görmüş kimse: Mektep medrese görmüş, mürekkep yalamış olmanın gururu içinde idi. Köşe bucak dolaşır vaaz verir, cümleye ilim irfan öğretmek isterdi. (G. Evliyaoğlu)
- Muamele görmek: İşlem uygulanmak, davranılmak: Onlardan öyle güzel muamele görmüştü ki, bu güzel insanlara arkasını dönemezdi. (A. Saraç)
- Mübah görmek: Hoş görmek, sakıncasız bulmak: Netice almak için her şeyi mübah görüyordu. (A. Uraz)
- Mükafatını görmek: Herhangi bir olumlu davranışın, özverinin veya bir sıkıntının iyi sonucunu elde etmek: İşte ona Allah istediklerini vermiş, doğruluğunun dürüstlüğünün mükafatını görmüştü. (T. Özeke)
- Münasip görmek: Uygun ve yerinde bulmak: Kızınızı oğlumuza münasip gördük ve istemeye geldik, siz de münasip görürseniz bu yavruların yuvasını kuralım, ocağını tüttürelim... (E. Özbay)
- (ana baba için evladının) Mürüvvetini görmek:
- Sevinçli, güzel günlerini görüp mutluluk duymak: Sizlerin en hayırlı şekilde mürüvvetini görmüş olmak gibi bir saadete erdim ahir ömrümde... (O. N. Topbaş)
- Kendisine yardım ve hizmet ettiğini görüp rahat bir yaşam sürmek: Elinin altında, kendi huyuna suyuna göre yetiştirir, sonra da mürüvvetini görür, geçer giderdi... (Ö. Vasıf)
- (davayı) Nakzen görmek: (hukuk) Yargıtay tarafından bozulan bir karar üzerine bozma sebeplerini de göz önünde tutarak davaya yeniden bakmak.
- (davayı) Nakzen iade etmek: (hukuk) Bir yargı kararını, yargılama yöntemine ilişkin hükümler bakımından yerinde görmeyip bozarak hükmü veren mahkemeye geri göndermek.
- Nankörlük görmek: Nankörce davranışla karşılaşmak: Köye yürekten hizmet etmiş, karşılığında acı bir nankörlük görmüştü.
- Ne hâlin varsa gör (Ne hâli varsa görsün): Söz dinlemediği ya da aykırı işlere yeltendiği için kendi hâline bırakılsın, ne yaparsa yapsın: "Gerçekçi ol dedik, bir dayak yemediğimiz kaldı. Aman ne hâlin varsa gör. Sonra gelip ağlama bana bu erkekler neden böyle diye, dinlemem." (S. Yeşildağ). Israr edersem isyanı tepe yapıyor. Bıraktım ben de sonunda, ne hâli varsa görsün, bana ne. (P. Sultas)
- Ölümü gör (veya öp):
- Birine çok önemli bir şeyi kesinlikle yap veya yapma derken "yapmazsan/yaparsan öleyim" anlamında söylenir: "Abla bak ölümü gör, kim olursa olsun burada olduğumu söylemeyeceksin." (N. Aras). Ziya yalvardı, "gelmezsen ölümü öp ağabey," dedi.
- "Doğru değilse öleyim" anlamında yemin sözü olarak kullanılır: Varsa yalanım ölümü öp!
- Rağbet görmek: İstenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak: Bilgilendirici, düşündürücü konuşmaları her yerde rağbet görür. (Kolektif)
- Rahat yüzü görmemek: Hiç rahat etmemek, rahata erememek: Hayatı hep hizmetle geçti. Rahat yüzü görmedi. Basit bir mümin gibi yaşadı. Ahlâklı, eli açık, merhametli ve âdildi. (E. B. Ekinci)
- (bir davranışı birine) Reva görmek: Kötü bir davranışı birine karşı uygun görmek, bu davranışı ona yakıştırmak: Hayvanlara bile reva görülmeyecek işkenceleri reva gördüler bize Eylül'lerde. Önce idam edip sonra yargıladılar. Suçsuz yere idam edilenlerin kanlarına kadeh kaldırdılar. (İ. Sarı)
- (gözü açık) Rüya görmek: Gerçekleri görmemek, hayale kapılmak: Sen rüya görüyorsun. Bir şeyler olmuş sana. Sen artık benim bildiğim Necip değilsin. (H. Topuz)
- Rüyasında (bile) görememek: Olacağı aklının ucundan bile geçmemek: Haklıydı, normal koşullar altında böyle bir yata binip gezmeyi bir kenara bırak, rüyamda bile göremezdim. (İ. Demirbaş)
- Rüyasında görse hayra yormamak: Akıl ve hayalinden geçirmemek, olacağına inanmamak: Aslına bakılırsa aktör olmayı rüyasında görse, hayra yormazdı. (A. İlhan)
- Rüyasında görse inanmamak: Olacağına hiç ihtimal dahi vermemek: Böyle bir evin benim olacağını rüyamda görsem inanmazdım. Çok şükür Allah'ıma ki bugünleri de gösterdi... (H. Dönmez)
- Su sabun görmemek: Çok kirli olmak: Elleri, tırnakları, yüzü günlerdir su sabun görmemiş gibiydiler. (A. Kulin)
- Su yüzü görmemiş: (Yüz, el) Çok kirli: Haftalardır su yüzü görmemiş, yıkanmamış bedenlerimizi, uzamış, jilet gibi keskin tırnaklarımızla kaşıyoruz. (O. Şahin)
- Şenlik görmemiş: Terbiyesiz, görgüsüz (kimse): "Sizi gidi şenlik görmemiş veletler, sizi gidi beni bilmez mektep kaçakları," diye bağırır... (S. Ayverdi)
- Şeşi beş görmek: "Yanlış görmek, şaşkına dönmek" anlamında alay yollu söylenir: "Kocadım artık, şeşi beş görüyorum!" dedi içinden. (F. Bayburt)
- Şeytan görsün yüzünü: Sevilmeyen, görmek bile istenilmeyen kimse için söylenen bir söz: Şeytan görsün yüzünü... O aileyi mahvetti... Kadıncağızı iki defa dövdü, ağzından burnundan kan getirdi. (P. Safa)
- Tahsil görmek: Eğitim almak: Babaları esasen tahsil görmüş münevver bir zat... (E. Edip)
- Tamir görmek: Onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek: Cami birkaç defa tamir görmüş, yıkılan minaresi de iki defa yeniden yapılmıştır. (Aşkı Ömer)
- Tasvip görmek: Birinin bir düşünce ve davranışı uygun, yerinde bulunmak: Zannediyorum söylediklerim tasvip gördü ve Cumhurbaşkanı teşekkür etti. (M. Batur)
- Taze ot görmüş eşek gibi: İştahlanmış bir biçimde: Damasko kaplamalı makam koltuğuna oturdu ve taze ot görmüş eşek misali gıcırdadı. (M. Savaş)
- Taze ot görmüş eşek gibi sırıtmak: (argo) Hoş bir durumda bulunmaktan aptallaşmak: Balıkgözlü adam hunharca gülüyor, daha doğrusu kıkırdıyor, vidaları gevşedikçe taze ot görmüş eşek gibi meserretle sırıtıyordu. (M. Savaş)
- Tedavi görmek: İyileşmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçmek: Son Rusya gezisinde şeker hastası olduğu ortaya çıkmış ve tedavi görmeye başlamıştı. (R. Sönmezsoy)
- Terbiye görmek: Belli bir eğitimle yetişmek: Mükemmel bir tahsil ve terbiye görmüştü. Fevkalâde yetiştirilmişti. (Y. Öztuna)
- Uygun görmek: Yakışır, yaraşır görmek, elverişli bulmak: Uygun görürseniz, bu yürüyüşün masraflarını ben üstlenmek istiyorum!
- Uzağı görmek: İleride ne olacağını önceden kestirmek: "Bu kadar uzağı görür, bu kadar tedbirli, ihtiyatlı, aynı zamanda bu kadar sür'atle karar vermek ve inisiyatif almak kudretine sahip bir kumandan daha görmedik" diyorlardı. (N. Kardaş)
- Uzak görmek: Gerçekleşmesi ihtimalini çok zayıf bulmak: Bir harp tehlikesini çok uzak görüyordu. (Ayın tarihi)
- Üstün görmek: Bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek: Kendi yaratılış maddesi olan ateşi çamurdan üstün görüyordu. Kendisini daha hayırlı, daha iyi ve daha üstün farz ediyordu. (M. Paksu)
- Vazife görmek: Bir görevi yerine getirmek, sürdürmek: Bulgaristan'ın bir kaç kasabasında Karakol Kumandanı olarak vazife görmüştü. (K. Ş. Batıbey)
- Yakınlık görmek: İlgi, sevgi görmek: Bestelediği eserlerle padişahlardan büyük yakınlık gördü. (A. Ş. Ak)
- Yardım görmek: Destek elde etmek: Az mı yardımını gördük Galip'in? O olmasaydı ne olurdu halimiz, düşündün mü hiç? (S. Kaymaz)
- Yürü ense tıraşını göreyim: (alay) Görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz: "Sana ne ulan benim çiftim çubuğumdan, senin işin yok mu? Hadi hadi ense tıraşını görelim anca varısın!" (H. Erdem)
- Yüzü görmek/görmemek: Bir duruma kavuşmak/kavuşamamak: Rahat yüzü görmek. Dert yüzü görmemek.
- Yüzünü gören cennetlik: Uzun zamandır ortalıklarda görülmeyen ya da çok az görülebilen kimseler için söylenir: Yüzünü gören cennetlik, insan bir arayıp sormaz mı teyzesini. Gel içeri gel, ne bekliyorsun orada. (K. Arslanoğlu)
- Zarar görmek: Kötü sonuca uğramak: Bu yalanlardan dolayı büyük zarar gördü, o zaman basit bir yalanın ne kadar büyük bir zarar verdiğini anlarsın (M. Karnas). Mallar ciddi anlamda zarar gördü, çok insan mahvoldu. (R. Ender)
- Zulüm görmek: Kendisine eziyet edilmek: Bu topraklar çok zulüm gördü evladım. Bu topraklar çok zalim gördü, çok kan, çok ölüm gördü. (F. Duman)
Görmek ile ilgili atasözleri ve anlamları
İçinde "görmek" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )
- Gör beni göreyim seni: Sen benim çıkarlarımı gözet ki, ben de senin çıkarlarını gözeteyim: Zaten seçim ortamında: "Gör beni, göreyim seni!", teklifi yapan bir sürü politikacı olacaktır. (C. Ülsever)
- Gördüğüne çengel atar: İnsanın hoşuna giden veya işine yarayan şeye hemen sahip çıkmaya çalıştığını ya da bir amaç gözeterek biriyle alaka kurmaya çalıştığını ifade eder.
- Gördüğünü koyup, işittiğine gitme: İnsanın kendi gözüyle gördüğü gerçeği bırakıp başkalarının sözlerine kapılmaması gerektiğini ifade eder. Duyumlara göre hareket eden kişi, çoğu zaman yanılgıya düşer.
- Gördün bir yemek, daha (ona) ne demek: Sofraya davet edilince icabet etmek gerekir.
- Gördün deli, savul geri*: "Dengesiz kimselerden uzak durmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
- Göre göre bahadır olunur: İnsanın zorlukları ve tehlikeleri tekrar tekrar görüp yaşayarak cesaret ve tecrübe kazandığını ifade eder. Alışılan korkular zamanla etkisini kaybeder ve kişi daha gözü pek davranır.
- Gören göze kılavuz istemez: Bir kişinin bilgi veya tecrübesine güvenerek, başka bir kişinin yardımına veya önerisine ihtiyaç duymadığını belirtir.
- Gören gözün hakkı vardır*: "Yiyecek veya imrenilecek bir şeyi görene o şeyden vermek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
- Görenedir görene, köre nedir köre ne?: Anlayan ve idrak eden kişi için sözün ve işaretin yeterli olduğunu ifade eder. Anlamayan veya görmek istemeyen kimseye ne söylense de fayda etmez.
- Görmemiş görmüş, gülmeden (güle güle) ölmüş*:
- Görgüsüz insan, görmediği güzel bir şeye kavuşunca sevincinden ne yapacağını bilemez.
- Cahil, saf kimseler değerli bir şey buldukları zaman onun değerini kavrayamadıkları için faydalanamadan başkasına kaptırırlar.
- Görmemişin oğlu olmuş, tutmuş (çekmiş) ç*künü koparmış:
- Görgüsüz insan bir nimete kavuştuğunda onu nasıl kullanacağını bilmez, olmayacak gariplikler yapar.
- Cahil, görgüsüz bir insan tesadüfen eline iyi bir şey geçtiği zaman onun değerini bilmediği için gerektiği gibi kullanamaz, böylece onu boşuna harcamış olur.
- Aç tavuk rüyasında kendini buğday ambarında görür*: İnsanların yoksun kaldıkları şeylere duydukları özlemin, onları olmayacak hayaller ve düşler kurmaya yönlendirdiğini ifade eder. Kişinin eksiklik ve ihtiyaçlarından dolayı gerçekçi olmayan beklentilere kapılmasını anlatır.
- Adım adım yer edeyim, gör sana neler edeyim (Dur ayağıma yer edeyim, bak sana neler edeyim): "Kendi güvencemi sağladıktan sonra sana yapacağımı bilirim" anlamında söylenen bir söz.
- Ak koyunu gören içi dolu yağ sanır* (Ak koyun gördün de içi yağ mı dolu sandın?): Görünüşe aldanıp karar vermemek gerekir.
- Akıllı züğürt kara gün görmez: Akıllı ve tedbirli bir insanın, maddi olarak zayıf durumda olsa bile çok zorlu ve sıkıntılı günler yaşamayacağını ifade eder.
- Aklınla gör, kalbinle işit: Kişi başkalarının fikrine göre değil kendi aklıyla ve kendi düşünceleriyle hareket etmelidir.
- Al görmüşün kızını, tutsun (işini) dolana dolana; al görmemişin kızını, tutsun (işini) ilene ilene: Gelinin davranışlarını ailesinin aynası ve aynısı olacağını ifade eder.
- Ala keçiyi gören içi dolu yağ sanır*: Bir şeyin dış görünüşüne bakarak içinin de öyle olduğunu sananlar yanılırlar.
- Alacaklıyı görür sokağa sapar, kuş tersini para diye kapar: Bazı insanların borçlarını ödemekten kaçarken, para ve alacakları için her şeyi yapabileceklerini anlatır (kuş tersi: kuş dışkısı).
- Alçacık gördü de deveci eşeği mi sandı?: Dış görünüşten insan niteliklerinin anlaşılamayacağını anlatır.
- Almadım vermem, görmedim bilmem: Kişinin kendi güvenliği için bazı durumlarda olaylara karışmaması gerektiğini ifade eder.
- Anlayana bir söz yetişir, görmek isteyene bir göz: Akıllı ve algıları açık insanların ve anlamak isteyenlerin, söylenenleri ve görülenleri hemen kavrayabileceğini ifade eder.
- Arının dikenini gördüm, balından el çektim: Bir şeyin veya durumun faydalı yönü olduğu kadar tehlikeli veya zararlı bir yönü de olabileceğini ifade eder.
- At görür aksar, su görür susar*: Gördüğü her şeyle ilgilenen, kendisine gerekli olmasa bile onu edinmek isteyenler için kullanılır.
- Ateş böceği görse yangın sanır: Bazı kimseler o kadar korkak yetişmişlerdir ki tehlikesi olmayan bir şeyden bile büyük korku duyarlar.
- Ay gör, oruç tut, ay gör, bayram eyle: Bayram günleri Hicri senenin belli aylarında kutlanır. İnsan bunların dışında kendi başına bayram yapamaz.
- Ay görmüşün yıldıza minneti yoktur* (Ayı gördüm, yıldıza itibarım yok): Bir şeyin en iyisine alışan, çok iyisini görmüş olan kimse, ondan daha aşağı olanları beğenmez.
- Ayak değmeyen taş olmaz, bela görmeyen baş olmaz*: İnsan yaşadıkça türlü engeller ve güçlüklerle karşılaşabilir.
- Ayı görmeden bayram etme* (Ay gördünse bayram et): Bayram ayının doğduğunu görmeden bayram etmek yerinde olmaz. İş gerçekleşmeden sevinmek doğru olmaz.
- Ayının dişini görmeyen başını kabak sanır: Bir şeyin veya kişinin gerçek özelliklerini bilmeden, onu zararsız veya önemsiz olarak değerlendiren kişilerin yanılabileceğini anlatır.
- Aynaya nasıl bakarsan yüzünü öyle görürsün: Kişinin kendisini ve dünyayı nasıl algıladığının, büyük ölçüde kendi bakış açısına ve tutumuna bağlı olduğunu ifade eder. Olumlu bir bakış açısıyla kendine baktığında olumlu, olumsuz bir bakış açısıyla baktığında ise olumsuz bir görüntüyle karşılaşırsın.
- Az eli aşta gör, çok eli işte gör*: Bir iş, niteliğine uygun sayıda kişiyle yapılırsa verimli olur.
- Baba vergisi görümlük, koca vergisi doyumluk*: Bir babanın kızı için harcadığı para, hazırladığı çeyiz göstermelik olmaktan ileri geçemez. Kızın yaşam boyu süren büyük giderlerini kocası üstlenir.
- Babadan gören sofra salar, anadan gören minder serer: Erkek çocuk babasından ev geçindirmeyi, kız çocuğu da annesinden ev işlerinin nasıl yapıldığını öğrenir.
- "Baş üstüne" deme, ayak altına al da işimi gör: Bana göstereceğin yapmacık saygı değil, işimi iyi yapman gerek.
- Berbere sormuşlar "Tıraşım (saçım) ak mı kara mı?" "Önüne düşünce görürsün" demiş: İnsanın çok geçmeden görüp anlayacağı kendi durumunu başkalarından sorup öğrenmesine gerek yoktur.
- Besle arıyı, gözün görsün sarıyı: Emek verilen bir şeyin karşılığını almanın mutluluğunu ve başarının tadını çıkarmayı vurgular.
- Bir dalda dokuz ceviz görmeyince taş atmaz: İnsan, işine yaramayan bir şey için boşuna çaba harcamaz ve masraf etmez.
- Bir defa görmek bin defa okumaktan yeğdir: Gözle görerek edinilen bilginin daha kalıcı ve etkili olduğunu anlatır. İnsan, deneyimle öğrendiğini kolay kolay unutmaz.
- Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin duymasın (görmesin)*: Yapılan bir iyiliğin gizli tutulması, onunla övünülmemesi gerçek yardımseverliğin bir ölçüsüdür.
- Bir görüş bir kör biliş*: Bir kez görmekle bir şey iyice anlaşılmaz, öğrenilmez.
- Boğaz yediğini istemez de göz gördüğünü ister: Kişi alıştığı bildiği şeyden çok, yeni gördüğü şeyleri arzular.
- Boyunduruğu görünce öküz canlanır: Bir işe başlamadan önce tembellik eden kişinin, işin ciddiyetini fark edince harekete geçtiğini ifade eder. Zorluk ya da sorumluluk yaklaştığında, kişi mecburen gayret göstermeye başlar.
- Cefa çekmesen safa da görmezsin: Zorluklar ve sıkıntılar çekmeden rahatlık ve başarıya ulaşmanın mümkün olmadığını ifade eder. İnsan, emek verip mücadele etmeden istediği huzur ve başarıyı elde edemez.
- Çektirmeyi gördüm, imrendim, içine girdim iğrendim: Bazı şeyler insana uzaktan hoş görünebilir, ama işin içine girince göründüğü gibi olmadığı ortaya çıkar.
- Cevizi çift görmeyince taş atılmaz: İnsan, işine yaramayan bir şey için boşuna çaba harcamaz ve masraf etmez.
- Çağrılan yere erinme/arınma, çağrılmayan yere görünme*: Davet edilen yere gitmemek nezaket kurallarına yakışmaz. Davet edilmediği yere giden de yüzsüzlük etmiş olur.
- Çiftçi duyduğunu değil gördüğünü yapar: Çiftçiler çiftçiliğin nasıl yapıldığını babalarının, büyüklerin yanında çalışırken öğrenirler.
- Çok beladan kurtarır insanı; "Bilmem, görmedim": İnsanın başını derde sokabilecek konularda susması konuşmasından daha emniyetlidir.
- Çok yaşayan çok görür: Uzun ömür süren kişinin hayatın birçok farklı yönüne tanıklık edeceğini ve birçok tecrübeler edineceğini ifade eder. Zaman geçtikçe insan daha fazla şey öğrenir ve hayatın değişimlerine şahit olur.
- Davul görür oynar, mihrap görür ağlar: Bir kişinin fikirleriyle davranışları arasında tutarsızlık olduğunu veya farklı durumlar karşısında nasıl farklı tepkiler verebileceğini ve bu tepkilerin birbiriyle uyumsuz olabileceğini vurgular (mihrap: Camilerde imamın namaz kıldırdığı Kabe'ye dönük özel bölüm).
- Dayak gördün mü kaç, sofra gördün mü otur: Tehlike anında uzaklaşmayı, fırsat anında ise değerlendirmeyi öğütler. Yani, zor durumda geri çekilmek, iyi fırsatları ise kaçırmamak gerekir.
- Değirmenin sesini işitiyoruz, ununu gördüğümüz yok:
- Bir işin veya sürecin çok konuşulduğunu, ancak somut sonuçlarının ortada olmadığını ifade eder.
- Bir işten veya durumdan zarar görüldüğünü veya sıkıntı çekildiğini ama bunun karşılığında kazançtan bir pay elde edilemediğini anlatır (?).
- Deli deliyi görünce değneğini (çomağını, sopasını) saklar (gizler)*: Saldırgan kimse, kendisi gibi birine saldırmaktan çekinir.
- Delilsiz dava görür: Dayanaksız iddiaların dikkate alınmadığını ve gerçeklerin ancak somut kanıtlarla ortaya çıkabileceğini ifade eder. İddiaların kabul görmesi için her zaman inandırıcı delillere ihtiyaç vardır.
- Dereyi görmeden paçayı sıvama: Bir işin gerçekleşeceğinden emin olmadan harekete geçmek için acele etmemek gerektiğini ifade eder.
- Deve, hörgücünü görse çatlar: Kendini beğenmiş kimseler kendilerinden daha yüksek biriyle karşılaştığı zaman bu durumdan rahatsız olurlar.
- Deve kendi kamburunu görmez, arkadaşının kamburunu görür: Bazı görgüsüz kimseler aynı hata kendilerinde de bulunduğu halde buna aldırış etmeden başkasının bir hatasını görünce, onu ayıplamaya kalkarlar.
- Domuz gördüğünü çalar: Kötü niyetli veya çıkarcı kişilerin, gördükleri her fırsatı kendi çıkarları için kullanabileceklerini ifade eder. Ahlaki değerleri olmayanların, başkalarının haklarına saygı göstermeden sadece kendi çıkarlarını düşünerek hareket ettiğine dikkat çeker.
- Dosta çok varan, ekşi yüz görür: Kişi dostuna sık sık giderse seyrek gittiğinde gördüğü konukseverliği görmez ve saygınlığı azalır.
- Dostluk görünceye kadar değil, ölünceye kadar olmalı: Gerçek dostluğun geçici olmadığını, zorluklar ve zamanla sınansa da sonsuza dek sürmesi gerektiğini ifade eder. Dostluk, sadece iyi günlerde değil, hayatın her anında sadakat ve bağlılıkla devam etmelidir.
- Dünya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dümeni, kolla kendini, göreyim seni: İşlerini aksatmadan yürütmek isteyen, aklının gücünden, düşünce ve sağduyusunun kılavuzluğundan ayrılmamalıdır.
- Dünyada rahat etmek isteyen her şeyi hoş görmeli: Sürekli başkalarını eleştiren kimse çevresinden sevgi ve saygı görmez.
- Düş, görenin değil, yoranındır: Rüya görmek insanın becerisine bağlı bir şey değildir, herkes rüya görür, önemli olan onu yorumlayabilmektir.
- Düşenin dostu olmaz hele bir düş de gör*: Varlıklı kişi yoksullaşınca çevresindeki dostlarından kimse kalmaz.
- Düşmanını kendinden üstün gör, zayıf çıkarsa bahtına: İnsan düşmanını küçümsemez, onu çok tehlikeli olarak görürse düşman zayıf da olsa bundan bir şey kaybetmez, aksine çok şey kazanır.
- Düşte değil döşte gör: Bir şeyin yararını görmek için o şeyin düşünü kurmak değil, o şeye sahip olmak gerekir.
- Düşü görenden yoran kamil gerek: Bir olayın ya da durumun doğru bir şekilde anlaşılması için bilge ve olgun bir kişinin rehberliğinin gerekli olduğunu ifade eder. Görülen rüyaların ya da yaşanan olayların derin anlamlarını çözmek, sıradan kişilerin değil, tecrübeli ve bilgili kişilerin işidir.
- Düşüne düşüne görmeli işi, sonra pişman olmamalı kişi: Bir işi yapmaya karar vermeden önce doğuracağı sonuçları iyice hesaplarsak sonradan pişmanlık duymayız.
- Düşünde gördüğünü başında görür: İnsan bazen başına gelebilecek bir olayı önceden hissedebilir.
- Eğri ağaca yayım, her gördüğüne dayım deme!: Bir kişinin her gördüğü veya tanıdığı kişiye güvenmemesi ve daha derin bir ilişki kurmadan hemen yakınlık göstermemesi gerektiğini anlatır.
- Eğri bakan eğri görür*: Kişi nasıl bakarsa başkasını öyle görür.
- Eğri bakandan (görenden) doğru iş istenmez: Genellikle güvenilir olmayan veya dürüst olmayan kişilerden doğru ve adil işlerin beklenemeyeceğini ifade eder.
- Ekmek bulursan yanaş, kavga görürsen dolaş (kaç): Gittiğin yerde bir şey ikram edildiği zaman utangaç olma. Bir yerde karışıklık veya kavga varsa da hemen oradan uzaklaş.
- El, kol ile iş görür: Birlikte çalışarak, insanlar birbirlerinin eksikliklerini tamamlayabilir, güçlerini birleştirebilir ve daha büyük başarılar elde edebilirler.
- El senin aynadan göremediğini duvardan görür:
- Kişinin kendisinin bile fark edemediği bazı özellikleri başkalarının fark etmesi daha kolaydır.
- Bazı kişiler başkalarının açık noktalarını yakalamak için özel çaba sarf ederler.
- Elifi görse mertek sanır: Cehalet derecesi yüksek olan kişilerin en basit şeyleri bile tanıyamayacak kadar bilgisiz olduğunu ifade eder. Bu kişi, bir harfi bile başka bir şeyle karıştıracak kadar cahildir (elif: Türkçe "I" harfine benzeyen Arap alfabesinin ilk harfi, mertek: kalın ve uzun dört köşe kereste).
- Elin gözündeki çöpü görür, kendi gözündeki merteği görmez: Büyük kusurlarına bakmayıp başkasının en küçük kusurunu bile kınayanlar için söylenir (mertek: Kalın odun).
- Erken süpür, el görsün; akşam süpür, er görsün: Kadın evini sabah akşam temiz tutarsa, hem konu komşu, hem de kocası onun ne kadar çalışkan ve hamarat olduğunu bilir.
- Eşek hıyarı görünce anırır: Her insan hoşuna giden bir şey görünce ona sahip olmak ister.
- Et görmeyen adam ciğere bayılır: İmkansız ya da ulaşılamaz olanı bulamayan kişinin, daha düşük değerdeki bir şeye aşırı ilgi göstereceğini anlatır. Kişi, elinde olana değer vermeye mecbur kalır çünkü daha iyisine ulaşma şansı yoktur.
- Geleceği varsa, göreceği de var*: Yiğitlik taslayıp kötülük yapmak için gelirse, bunun karşılığını elbette görecektir: İyilik için gelmiş ise hoş geldi, safa geldi. Yok, eğer kötü niyetle geliyorsa geleceği varsa göreceği de var! (A. Zeynep)
- Gelin bindi deveye, gör kısmeti nereye: Bir kızın kaderinin ve şansının nasıl şekilleneceğinin evlilikten sonra belli olacağını ifade eder.
- Geminin burnunu gören değil, ufku gören kaptandır: Önemli bir işin yönetimi o işte ufak tefek bilgisi olana değil, o işte deneyimli olan kişilere verilir.
- Gez dünyayı gör Konya'yı: Her insan fırsat buldukça değişik yerler gezmeli, değişik şeyler görmelidir.
- Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek (bulmamak) var*: Uzak bir yere giden kişi dönmeyebilir, dönebilse de ayrılırken bıraktığı yakınlarını bulmayabilir.
- Gölgeyi hoş gören tekneyi boş görür: Rahatına fazla düşkün olan kişinin çalışmayı ihmal ederek geçim sıkıntısı çekeceğini ifade eder. Emek vermeden, sadece kolay yolu seçenler, sonunda yoklukla karşılaşır (tekne: ekmek teknesi).
- Gönül çocuğa benzer, gördüğünü durmayıp ister: İnsanın canı bir şey çekince bir an önce onu elde etmek ister. Tıpkı çocuk gibi, o da isteği gerçekleşmezse üzülür huysuzluk eder.
- Görgülü kuşlar gördüğünü işler, görmedik kuşlar ne görsün ki ne işler?*: İyi eğitim alanlar aldıkları eğitimin gereğini yaparlar, iyi eğitim görmeyenler bir şey yapamazlar.
- Görümce, yüzünü görmeyim ölünce: İnsana kocasının kardeşi, kendi kardeşi gibi yakın olamaz.
- Göz gördü, gönül sevdi: Kişinin bir şeyden veya birisinden hoşlanıp hoşlanmadığı o kişiyi veya o şeyi görmeden, tanımadan belli olmaz.
- Göz gördüğünden korkar: İnsanın korkusunun çoğu zaman gördüğü görüntüyle oluştuğunu ifade eder. Görülmeyen veya bilinmeyen şey, zihin üzerinde aynı etkiyi oluşturmaz.
- Göz gördüğünü (ağız yediğini) ister*: Kişi her zaman gördüğü, bildiği, yemeye alıştığı şeyleri unutamaz, onları sürekli ister.
- Göz görmeyince gönül inanmaz: "Kişi gözüyle görmediği şeylere inanmakta güçlük çeker" anlamında söylenen bir atasözü.
- Göz görmeyince gönül katlanır*: Yakınımızda bulunmayanların acısına daha kolay dayanabilir, katlanabiliriz.
- Göz görür, gönül ister (çeker)*: Kişi görmediği, bilmediği şeylerin yokluğunu duymaz, istemez. Görüp beğendiği şeylere karşı istek duyar.
- Göz görmez, yüz utanmaz: Doğruları veya yanlışları değerlendirmek için önce görmesini bilmek gerek.
- Göz görmezse gönül sevmez: Herhangi bir şeyi sevmek veya sevmemek önce görmeye ve tanımaya bağlıdır.
- Göz ile kulak iki, ağız tek, çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek: Kişi çok konuşmak yerine, çevresini sürekli gözlemleme ve dinlemelidir.
- Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile*: Gerçek basiretin ve ileri görüşlülüğün görünmeyeni sezmek, gerçek aklın da gelecekte yaşanacak olayları önceden tahmin ederek tedbir almak olduğunu anlatır.
- Göz var görmek için, akıl var bilmek için: Her şeyin belirli bir amaca hizmet ettiğini ve doğru kullanıldığında anlam kazandığını ifade eder. Gözler, çevremizi görmek ve algılamak için vardır; akıl ise gördüklerimizi anlamlandırmak ve bilgi edinmek içindir.
- Gözü görmeyen bülbül, baharın kıymetini bilmez: Bir şeyi veya durumu gerçek anlamda deneyimleyemeyen kişilerin, onun değerini takdir edemeyeceğini ifade eder. Gözlem yeteneği eksik olanlar, bazı şeylerin gerçek kıymetini anlayamaz.
- Gözün ile gördüğünü eteğin ile ört: Bir kişinin başkalarının bilgisini, sırlarını veya kusurlarını gizlemesini ve bu konuda sessiz kalması gerektiğini anlatır.
- Gözün ile görmediğini söyleme: İnsanın bizzat şahit olmadığı şeyler hakkında kesin konuşmaması gerektiğini ifade eder. Duyuma dayalı sözler, çoğu zaman yanlış anlaşılmaya ve haksızlığa yol açar.
- Güzel her yerde hürmet görür: "Güzel ve çekici kimselere herkes hayranlık duyar" anlamında bir atasözü.
- Güzeli kızken değil, beşik ardında gör: Gençken herkes güzel olabilir, önemli olan yaşlandıkça güzelliği muhafaza etmektir.
- Hasisin dumanını yel, sofrasını el görmez: Cimri, pinti kişi, en değersiz malını bile herkesten gizler (hasis: cimri).
- Hatun ele girince, halayığı hoş görmek gerek: Evlenen veya bir başkasının himayesine giren kadının çevresindeki kişilere, özellikle ona hizmet eden veya yakın olan kimselere anlayışlı ve hoşgörülü davranmak gerektiğini anlatır. Eğer halayık kıskançlık gösterirse, bu durumun doğal karşılanması ve huzurun bozulmaması için sabırlı olunması gerektiği anlamına da gelebilir (?).
- Hayır de, hayır göresin: Başkaları hakkında iyi dileklerde bulunursan onlar da her zaman senin iyiliğini isterler.
- Her gördüğün buluttan yağmur yağmaz: Her umut verici görünen durumun olumlu sonuçlanmayacağını anlatır. Dışarıdan iyi gibi görünen şeylerin her zaman istenilen sonucu getirmeyebileceğini ifade eder.
- Her gördüğün sakallıyı baban sanma: İnsanların görünüşüne aldanmamak gerektiğini anlatır.
- Her gördüğünü dost sanıp gizli sırrını söyleme: Her tanıdığın kişinin güvenilir ve dost olmadığını, sırların ancak gerçek dostlarla paylaşılması gerektiğini anlatır. İnsanlar, kimlere güvenmesi gerektiğini iyi ayırt etmelidir.
- Her kuşun kanadına göre olur kuyruğu: Herkesin tutum ve davranışları kendi karakterini yansıtır.
- Herkes (Kimse) kendi ayıbını bilmez (görmez)*: İnsan kendi kusurunu göremez, bilemez.
- Herkesin işi kendine iyi görünür: Herkes kendi yaptığı işle övünür.
- Hile ile iş gören mihnet ile can verir*: İşlerine hile karıştırıp başkalarını aldatan kişi son nefesini azap içinde verir.
- İmece günü bulutlu, görmeyene ne mutlu*:
- Yardımlaşma anı geldiğinde terslikler de belirir, yardımcı bulabilen iş sahibi gerçekten azdır.
- Yardımlaşmayla işi yapılan bir kimsenin, işi yapılırken terslik çıkmaması işin sahibi için mutlu bir olaydır.
- İnsan düşünde ne görmez, deliyse ne söylemez: İnsanın düşlerinin ve rüyalarının sınırsız doğasını vurgular. İnsanlar rüyalarında hayal ettikleri her şeyi görebilirler, çünkü rüyalarımızın sınırları yoktur. Aynı şekilde, deli insanların söyledikleri de sınırsız olabilir çünkü mantıklı ve sıradan normlardan bağımsız olabilirler.
- İnsan göre göre, hayvan süre süre (alışır)*: Alışmanın ve öğrenmenin yöntemlerini ifade eder. İnsanlar, bir şeyi tekrar tekrar görerek ve deneyimleyerek ona alışır ve öğrenirler. Hayvanlar ise sürekli olarak maruz kaldıkları ve yaşadıkları durumlara zamanla uyum sağlarlar.
- İnsanı görürsün, yüreğindekini ne bilirsin: Dış görünüşün bir kişinin iç dünyasını veya gerçek duygularını veya niyetlerini yansıtmayabileceğini ifade eder. Birinin yüzeydeki haliyle içsel durumunu veya gerçek hislerini anlamak zordur.
- İstemedikçe gözün deveyi bile görmez: Gönül istemedikten sonra imkanlar ne kadar büyük olursa olsun göze görünmez.
- İstiharede ölümü gören, hastalığa razı olur: Geleceğinden haber almak amacıyla rüyaya yatan kimse, kötü şeyler gördüğünde, başka türlü dertlere razı olur.
- İşi çoklukla görmeli, ekmeği çoklukla yemeli: El birliğiyle yapılan işler daha çabuk biter; yemeğini paylaşmak davranışların en güzelidir.
- İyi ve kâmil insanı, güneş uykuda görmez: İyi ve mükemmel insanların, güneş doğmazdan önce uyanık olduklarını ifade eder. Bu söz, gerçek değerli insanların her zaman aktif, uyanık ve işlerine odaklı olduklarını, dolayısıyla erken kalkıp çalışarak başarılı olduklarını vurgular.
- İyilik eden iyilik bulur (görür)*: İyilik eden kimse çevresinde sevilir, sayılır, sırası geldiğinde de, kendisinden iyilik görenler ona iyilik ederler.
- İyilik eden unutmalı, gören yâd etmelidir: İyilik yapan kişi, kendi iyiliklerini mütevazı bir şekilde unutmalı, övünmemeli veya başa kakmamalıdır. Ancak başkalarının yaptığı iyilikleri de unutmamalı hatırlayarak onları takdir etmelidir.
- Kadına/karına iyi deme yoksulluk görmeyince: Kadının vefalı olduğu iyi günde değil, yoksulluğa düşüldüğünde belli olur.
- Kardan aslandır, güneş görmeye gelmez: Güçlü gibi görünmesine rağmen gerçekte zayıf veya dayanıksız olan bir kişinin zorluklar karşısında dayanamayacağını anlatır.
- Karpuz kabuğunu görmeden denize girme* (Karpuz kabuğu denize düşmeden suya girilmez):
- Denize girmek için karpuzun olgunlaşma dönemi beklenmelidir. Karpuzun tam mevsimi gelmeden denize girmenin sağlığa zararlı olduğu herkesçe bilinir ve kabul edilir.
- Bir iş en uygun zaman gelmeden yapılmamalıdır. Bir işe başlamadan önce olası tehlikeleri ve riskleri görüp değerlendirmek gerekir.
- Kedi arkasını görmüş "yaram var" demiş*: Hiç derdi olmayan kimse, en olmayacak şeyleri kendisine dert eder.
- Kedi rüyasında kuyruk görürmüş: İnsanların genellikle kendi çıkarları veya ihtiyaçları doğrultusunda hayal kurduklarını veya özlemlerini gerçekleştirmek istediklerini ifade eder. Kişinin hayal veya isteklerinin, kişisel çıkarları veya temel ihtiyaçları etrafında döndüğünü anlatır.
- Kedinin usluluğu fare (sıçan) görünceye kadar*: Uslu gibi duranlar, kendilerini tahrik eden durumlarda gerçek yüzlerini ortaya koyarlar.
- Kediyi gören sıçan gözlerini yumar: İnsanların korktukları veya çekindikleri kişi veya durumlarla karşılaştıklarında sessizce ve dikkat çekmeden uzaklaşma eğiliminde olduklarını ifade eder.
- Kendi ayıbını görmez de elin ayıbını söyler: Bazı kimseler kendileri utanılacak durumda oldukları halde başkalarının kusurlarını ayıplarlar.
- Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür: Büyük kusurlarına bakmayıp başkasının en küçük kusurunu bile kınayanlar için söylenir (mertek: Kalın odun): Bütün bu facialar sıra sıra tarih sahnesinde boy göstermekte iken, batı nasıl bir yılışıklık ve utanmazlıkla, mazlum ve masum milletlerden hesap sormakta, böylece de kendi gözündeki merteği görmezlikten gelip başkalarının gözündeki çöpe takılmakta bulunuyor? (S. Ayverdi)
- Kendi işini kendi gören kazanır: Kişisel sorumlulukların önemini vurgular ve kendi işine odaklanmanın başarının anahtarı olduğunu belirtir.
- Kendinden büyüğe danışmayınca iş görme/işe başlama: Bir işe başlamadan önce o konuda daha tecrübeli kişilerin görüşlerine başvurmakta fayda vardır.
- Keresteci düşünde yangın görür: Ticaretle uğraşan kimselerin en büyük korkusu mallarına gelecek zarardır.
- Kırk koz (ceviz) görmeyince taş atmaz: Bir kişinin zahmete girmeden önce karşılığının çok olmasını beklediğini ifade eder. İnsanların, ancak elde edecekleri şeyin değerli olduğunu gördüklerinde çaba gösterdiklerini anlatır.
- Kış hazırlığı gör de yaz gelirse kadere: İnsan, işleri hep ters gidecek gibi önlem almalıdır; bu sayede işler kötü giderse zarara uğramaz, yolunda giderse de elbet daha çok sevinir.
- Kız anasından görmeyince sofrayı kaldırmaz: Kız çocuğu temizlik, yemek yapma ve diğer ev işlerini annesinden öğrenir. Annesi tembel, üşengeç, rahatına düşkün biriyse, büyüyüp evlenince o da annesi gibi olur.
- Kızı duvak, gelini beşik arkasında görmeli: Evlilik çağına gelmiş bir kızın duvak içinde güzel göründüğünü, ancak evlilikteki başarısının ve mutluluğunun çocuk sahibi olmasıyla tam anlamıyla değerlendirilebileceğini ifade eder.
- Kızı kızken görmeyeyim; bir beşik, iki beşik, üç beşik, dört beşik sonra göreyim: Bir kızın asıl karakterinin ve sorumluluklarla başa çıkabilmesinin ancak evlenip çocuk sahibi olduktan sonra ortaya çıkacağını ifade eder. Kızın olgunluk ve becerileri, aile kurduktan sonra anlaşılır.
- Kızı methederek evlendirirler, gelinin iyisini gören az olur: Kızların evlenmeden önce övülüp, evlendikten sonra ise eleştirilmeye başlanmasını ifade eder. Evlilik öncesi kızın olumlu özelliklerinin vurgulandığını, ancak evlendikten sonra gelinin iyi yönlerinin görülmeyip, daha çok eleştirildiğini anlatır.
- Kişi ne ekerse onu görür: İnsanın yaptığı davranışların karşılığını er ya da geç aynı doğrultuda alacağını ifade eder. İyilik eken iyilikle, kötülük eken kötülükle karşılaşır.
- Korkağın gözleri çift görür: Korkak bir kişinin, korktuğu şeyleri abartarak algıladığını ifade eder. Korkunun, kişinin gerçekleri çarpıtarak daha büyük ve tehlikeli görünmesine neden olduğunu vurgular.
- Korkulu rüya/düş görmektense, uyanık yatmak hayırlıdır: Tehlikeli bir işe girmektense, o işten gelecek faydadan vazgeçmek daha yararlıdır.
- Koyun güden kurdu görür*: Görevini yaparken gereken dikkati gösteren kişi, doğabilecek sorunları sezer.
- Kör görmez sezer, sağır işitmez uydurur (Kör görmezse de benzetir, sağır duymazsa da yakıştırır)*: İnsanların sahip olmadıkları duyular yerine, hayal gücü veya sezgiyle durumu anlamaya çalıştıklarını ifade eder. Görmeyen kişi hisleriyle durumu kavrar, duymayan kişi ise eksik bilgileri kendi kafasından tamamlar.
- Kurda "neden boynun (ensen) kalın?" demişler, "işimi kendim görürüm de ondan" demiş: İşini başkasına inanmayarak kendisi yapan, üzülmez, rahat eder.
- Kurdu gören bağırır, görmeyen daha çok bağırır: Bilgi eksikliğinin ve belirsizliğin insanlarda daha fazla korku ve endişeye neden olduğunu anlatır. Bilinmeyen durumlar genellikle bilinenlerden daha fazla endişeye neden olur.
- Kuru kafa, ama neler gördü neler: Dışarıdan sıradan veya değersiz görünen kişinin çok şey yaşamış ve tecrübe edinmiş olabileceğini ifade eder.
- Kuş gördüğü yuvayı yapar: İnsanlar, çevrelerinde gördükleri ve öğrendikleri davranışları taklit eder. Özellikle yeni nesiller, büyüklerinden gördüklerini uygulayarak şekillenir.
- Namerdi bir gördün, bir daha görsen namertsin: Kötü huylu ve güvenilmez kişilerle bir kez karşılaşınca onlardan uzak durmak gerektiğini ifade eder. Aynı kişiye yeniden yaklaşan, onun kötülüğünden payını almaya ona benzemeye razı olmuş sayılır.
- Ne değirmende yat, ne korkulu rüya gör: Beklenmedik tehlikelerle karşılaşmamak için tüm tedbirleri almak gerekir.
- Ne karanlıkta yat, ne kara düş gör (Ne mezarlıkta uyu, ne de korkulu düş gör): Tehlikelere karşı önceden önlem alınırsa ileride olabilecek zararları düşünmekten de kurtulunur.
- Ne ölü görmüş ağlamış, ne düğün görmüş oynamış: Hayatın iyi ve kötü şartlarını henüz deneyimlememiş, deneyimsiz.
- Ne şeytanı gör, ne lahavle çek (besmele çek, salavat çek): Kötü işlerden ve belalardan uzak durmak gerektiğini anlatır.
- Oğlan babadan görür sofra açar, kız anadan görür çeyiz serer: Erkek çocuk babasından para kazanmayı, ev geçindirmeyi öğrenir. Kız çocuğu ise anasından yemek pişirmek, dikiş dikmek gibi ev işlerini öğrenir.
- Ölümü gören hastalığa razı olur*: Büyük felaketler, acılar görmüş geçirmiş olan kimse, daha az zarar veren felaket ve acılara razı olur.
- Ölümü gören sıtmaya kail olur: İnsan ölümle karşı karşıya kaldığında ölmemek için her türlü sıkıntıya zorluğa katlanır.
- Paranın gördüğü işi kimse göremez: Nakit para kadar hiçbir şey insanın maddi sıkışıklığını gidermede etkili olmaz.
- Parayı görünce bütün kapılar açılır: Kişi ricayla yaptıramadığı işlerini parayla yaptırır.
- Rüyada balık gören, yastığının altını yoklasın*: İnsan bir işten çıkar sağlayacağını hissettiği zaman hemen o iş için girişimlerde bulunmalıdır.
- Saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün*: İnsanın çok geçmeden görüp anlayacağı kendi durumunu başkalarından sorup öğrenmesine gerek yoktur.
- Sağ olan baş her şeyi görür: İnsanlar yaşadıkça bir çok olayla karşılaşırlar.
- Sanatı ustadan görmeyen öğrenmez*: Bir sanatın incelikleri ancak onu çok iyi bilen birinin yanında çalışmakla öğrenilebilir.
- Sanatını hor gören boynuna torba takar*: İşini küçümseyen kişi işinden olur, dilencilik etmek zorunda kalır.
- Sonradan görme, gâvurdan dönme*: Sonradan görmeler fazla iyi niteliklere sahip değildir.
- Sorma ihtiyara, sor çok görene: Yaşın tek başına tecrübe göstergesi olmadığını, asıl önemli olanın çok şey yaşamış ve görmüş olmak olduğunu ifade eder. Gerçek bilgi, başından geçenle kazanılır.
- Su bulununca (görülünce) teyemmüm bozulur*: Bir şeyin ele geçtiği durumlarda onun yerini tutacak şeylerin önemi, geçerliği kalmaz.
- Su görür susar, at görür aksar*: Meraklı kimse öğrenmek istediği bilgiye ulaşabilmek için her yola başvurur.
- Suyu görmeyince pabuç çıkarma: Bir durumun gerçekleşeceği kesinleşmeden hazırlık yapmamak gerektiğini ifade eder. Gereksiz risk almamak ve acele kararlar vermemek önemlidir.
- Süprüntüye yatıp şeyhülislam rüyası görür: Kişinin içinde bulunduğu gerçeklerle bağdaşmayan hayallere kapıldığını anlatır. Durumu ve imkânları yetersiz olduğu halde, çok büyük hedefler peşinde koşmayı eleştirir.
- Sür git dememişler, gör geç demişler*: Beğenmediğiniz durumu, sürüp giden bir anlaşmazlık konusu yapmayınız, hoş görüp kabul ediniz.
- Sürüyü güden kurdu görür*: Zor bir işe giren onun bütün sıkıntılarıyla karşılaşabilir.
- Şeriatı hor gören hor olur: Dini kuralları küçümseyen veya önemsemeyen kişinin zamanla kendisinin de değersizleşeceğini ifade eder. İnsan, manevi değerlere saygı göstermediğinde hem Allah katında hem de toplum içinde itibar kaybına uğrayabilir.
- Ters gitmeye görsün kişinin işi, muhallebi yerken kırılır dişi: İnsanın bahtı kapandığında en kolay işlerin bile zorlaşacağını anlatır. Şanssızlık başlayınca zararsız şey bile zarar verir.
- Üç gecelik ayı herkes görür: (Yeniay evresinden itibaren Ay'ın 1. ve 2. gecelerinde çok zor fark edilmesine atıfla) Belli bir süre geçtikten sonra herkesin fark edebileceği veya kolayca çözebileceği bir durumu ifade eder. Durumun ilk anda fark edilmesinin önemini vurgular.
- Üzümü elde gör, çöpünü yerde gör: Bir şeyin değerli veya istenen kısmının elde tutulması gerektiğini, gereksiz veya istenmeyen kısımlarının ise göz ardı edilmesi gerektiğini ifade eder (?).
- Vaktinde görülmeyen iş natamam kalır: Bir işin zamanında yapılmadığında veya gerektiği zamanda ilgilenilmediğinde eksik veya tamamlanmamış kalacağını ifade eder. Zaman yönetiminin ve planlamanın önemini vurgular.
- Veren el dert görmez: Yardım eden hem huzur bulur hem de bir şekilde karşılığını alır.
- Yağmur yağsa yaş görmez (değmez), dolu (kavga) olsa taş görmez (değmez): Öyle güvenli durumu var ki hiçbir tehlike ona zarar vermez.
- Yananı Allah görür (Yananı görür Allah): "Derdi olan Allahü Teâlâ'dan yardım görür" anlamında bir atasözü.
- Yaşa yaşa, gör temaşa: İnsanın ömrü uzadıkça şaşırtıcı ve ibretlik olaylara tanık olacağını ifade eder. Hayat, zaman geçtikçe beklenmeyen hâller ve derslerle dolu bir seyir sunar.
- Yaşayan görür:
- Olayların gerçek sonucunun ancak zaman geçtikçe ortaya çıkacağını ifade eder.
- İnsanın yaşadıkça başından çeşitli olaylar geçeceğini ve dolayısıyla tecrübe kazanacağını anlatır.
- Yavru kuş, yuvada gördüğünü yapar*: Aile içinde edinilen görgü, eğitimin temelidir.
- Yersin kaz etini, görürsün lezzetini: Güzel ve lezzetli yemeğin herkesin hoşuna gideceğini ifade eder.
- Yılan yıldız görmeyince ölmez: Kötü niyetli ve açgözlü kimseler istediklerini elde etmedikçe rahata ermezler.
- Yokluk görmeyince varlığın kadri bilinmez: İnsanın sahip olduğu nimetlerin değerini ancak onları kaybedince ya da yokluk yaşayınca anlayabileceğini ifade eder. Varlık içinde büyüyen kişi, elindekilerin kıymetini çoğu zaman fark etmez.
- Zelzeleyi (depremi) gören, yangına razı olur: Daha büyük ve yıkıcı bir felaketi gören kişinin, daha küçük bir felaketi kabul edilebilir bulacağını ifade eder. İnsanlar, yaşadıkları en kötü duruma kıyasla daha hafif olanı tercih edebilir.
- Zenginin gözü az görürse fukaranın gözü de çok görür: Zengin kişi bolluk içinde yaşadığından her şeyin çoğunu ister. Fakir ise hep azla yetinmek zorunda kaldığından küçük şeyler bile ona çok görünür.

Soru/Yorum Gönder