Deve ile ilgili atasözleri deyimler ve anlamları

Güncellenme: Soru/Yorum: 0
Tek hörgüçlü bir deve
Deve

Deve ile ilgili deyimler ve anlamları


İçinde "deve" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:
( atasözlerine geç )

  • Deve değil ki yedi yerinden boğazlansın: Gereken özveriyi yaptı, yeniden ve fazladan birçok özveri yapması istenmesin, daha fazlası gücünü aşar: ... karışma, ben kendi derdime çare bulurum. Deve değil ki yedi yerinden boğazlansın. Olup olacağı minnacık bir serçe. (A. Püsküllüoğlu)
  • Deve gibi: Uzun boylu ve hantal: İri yarı, deve gibi bir adam. Kafa usturaya vurulmuş, gecenin karanlığında ampul gibi parlıyor, sırtında bir küfe, küfenin içinde bir adam.. Elinde şişe.. Bezik gibi sarhoş.. (E. Kalkan)
  • Deve gibi yürümek: Geniş adımlarla ve yaylana yaylana lap lap yürümek: Sanki bir deve gibi yürüyordu . Ayaklarını bir deve ayağı gibi kaldırıyor, boynunu bir deve boynu gibi uzatıyor, vücudunu bir deve vücudu gibi yaylandırıyordu. (M. İzgü)
  • Deve hamuru gibi: Sindirilmesi güç olan yiyecekler için kullanılır: Aldığım ekmek deve hamuru gibi mideme oturuyor. Fırıncıya dert yanmaya gelmiyor, o da karşılığında dert yanmaya başlıyor: "Ne yapalım, Ofisin verdiği un bu; balçıkla mermer saray yapılmaz!" diyor. (S. G. Savcı)
  • (Halep yolunda) Deve izi aramak: Karmakarışık olarak bir arada bulunan binlerce benzeri arasında aradığını bulmaya çalışmak: Yüzlerce e-posta vardı ve çoğu açılıp okunmamıştı bile. "Püf," dedim, "neredeyse hepsi kızlardan". "Evet," dedi, Halep yolunda deve izi arayacağız anlaşılan. (Ö. D. Koç)
  • Deve nalbanda bakar gibi: (alay) Hiç görmediği, bilmediği bir şeye bakar gibi: Ben ders anlatıyorum, o deve nalbanda bakar gibi bakıyordu.
  • Deve olmak: (mecazi) (Para ya da yiyecek) Kaybolmak: Paramı elimden almış, "bak havaya" demişti, bakmıştım, gözlerimi ona çevirip "param nerede" dediğimde, "paran deve oldu" demişti. Ona inanmıştım... (Küçük İskender)
  • Deve yapmak: Birinin parasını, eşyasını kendine mal etmek: "Arabayı, karı sattırdı, paraları da deve yaptı," diyor (M. Ş. Esendal).
  • Devede kulak: Büyük bir bütüne göre ufacık, önemsiz bir parça: Gazetede açıklanan malvarlığı devede kulaktı. Önemli sayılmazdı. (R. Sönmezsoy)
  • Devenin pabucu: Bir sözün aşırı abartılı olduğunu belirtmek için söylenir: "Kaç yaşında?" "Otuza ha girdi ha girecek." "Siz?" "Canım benim yaşımı da karıma sorun." "Altmış var mısınız?" "Yok devenin pabucu!" (R. Ilgaz)
  • Devesini sağlam kazığa bağlamak: İşini sağlam tutmak, atını (eşeğini) sağlam kazığa bağlamak: Deveni sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a tevekkül et. (atasözü)
  • Deveye hendek atlatmak (gibi): Yapılması pek zor, hemen hemen olanaksız olan işler için kullanılır: Cahile söz anlatmaktansa, deveye hendek atlatmak iyidir (E. Sarı). Yürük Ali'yi yenmek deveye hendek atlatmak kadar zordu. (M. S. Karayel)
  • Deveyi düze çıkarmak: Güçlükleri giderip işleri yoluna koymak, rahatlamak: Deveyi düze çıkarmışsın, ayağına taş dokunmasın derim. (K. Yedekçioğlu)
  • Deveyi havuduyla yutmak: Bulunduğu görevin, makamın olanaklarından yararlanıp belli etmeden büyük ölçüde çıkar sağlamak: Deveyi havuduyla yutmak özünde "deveyi semeriyle yutmak" anlamına gelir. Deve büyük bir hayvandır. Semeri de büyüktür. O bakımdan deveyi havuduyla yutmak deyimi "büyük hırsızlık yapmak, yasal olmayan yollardan büyük yarar sağlamak" demektir (Türk Dili). Kimileri deveyi havuduyla yutarken, kimileri karnını güç doyurur olmuş... (H. Köseoğlu)
  • Pireyi deve yapmak: Önemsiz küçük bir olayı çok büyütmek: Elveda gençlik bunalımlarım, ham ervahlığım, pireyi deve yaptığım, incir çekirdeğini doldurmaz şeyler yüzünden kendime hayatı zehir ettiğim ilk gençlik yıllarım! (B. Aksun)
  • Yok devenin başı (pabucu / nalı): Çok abartılı bir söz karşısında kullanılan bir söz: İyiden iyiye sinirlenmeye başladı: "Yok, devenin başı! Bu kız daha on yedisinde. Kırk beşlik adama mı varacak?" (B. S. Gökdemir). "Kaç yaşında?" "Otuza ha girdi ha girecek." "Siz?" "Canım benim yaşımı da karıma sorun." "Altmış var mısınız?" "Yok devenin pabucu!" (R. Ilgaz). — İşi maliyet fiyatına yapacaklarmış. — Yok devenin nalı!


Deve ile ilgili atasözleri ve anlamları


İçinde "deve" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )

  • Deve adını satar, eşek odunu: Her şeyin kendine özgü bir değeri ve özelliği olduğunu ifade eder. Deve, kendi adı ve itibarıyla tanınır ve saygı görür, çünkü develer tarih boyunca dayanıklılıkları ve çöl şartlarına uygunlukları ile bilinir. Eşek ise genellikle yük taşıma ve ağır işler yapma konusundaki yeteneği ile tanınır.
  • Deve ahmak olduğundan kılavuzu eşektir: Cahil kişiler bilmedikleri bir işe kalkışacağı zaman işten anlamayan kimselerden akıl alırlar.
  • Deve ağır gider, amma yol alır: Tedbirli kişi işini yavaş yavaş az az yapar, ama hatasız ve devamlı yapar.
  • Deve bir akçeye (götür, hani akçe), deve bin akçeye (getir, hani deve)*:
    1. Görünüşte aynı olan şeyler bazı özelliklerinden dolayı birbirlerinden daha değerli olurlar.
    2. İnsan, parası yoksa almak istediği şeyi yok pahasına da satsalar alamaz. Parası varsa, değerinden kat kat fazlasını da isteseler onu satın almak ister, ama bulamaz.
  • "Deve bir pula" "Bırak gitsin." "Deve bin pula" "Çek gelsin": Bazen uygun bir fırsatla karşılaştığımızda, ondan yararlanmak için uygun durumda olmayabiliriz; aynı şekilde bir fırsat tekrar karşımıza çıkabilir ve bu defa bizim durumumuz da ondan yararlanmak için uygun olabilir.
  • Deve boynuz ararken kulaktan olmuş*: Elindekiyle yetinmeyip daha çoğunu isteyen, elindekini de yitirir.
  • Deve büyüktür amma beşini bir eşek yeder (Eşek küçüktür, ama dokuz deveyi yeder/Kırk deveye bir eşek)*: İnsan görünüşte büyük olmakla aklı büyük olmaz, bir akıllı birçok az akıllıyı arkasından sürükler (yedmek: Çekerek peşinden götürmek).
  • Deve çökecek yeri bulur: Tecrübeli ve akıllı kişilerin, zor durum ve şartlarda bile kendilerine uygun ve güvenli bir çözüm yolu bulabileceklerini ifade eder.
  • Deve deveden, insan insandan gidiş öğrenir: Kişi, yararlı yararsız her işi, mutlaka o işleri yapan kimselerden göre göre öğrenir.
  • Deve devenin ayağını çiğnemez: Aralarında dostluk olan, birbirlerine seven ve sayan kişiler birbirlerine kötülük düşünmezler.
  • Deve gitti yularını arar: Bir işe, zamanından sonra başlayan insan o işten istediğini elde edemez.
  • Deve, hörgücünü görse çatlar: Kendini beğenmiş kimseler kendilerinden daha yüksek biriyle karşılaştığı zaman bu durumdan rahatsız olurlar.
  • Deve Kabe'ye gitmekle hacı olmaz*: Gerekli niteliklerden yoksun olan kişi, bir takım gereklilikleri yerine getirse bile kişiliğine değer kazandıramaz.
  • Deve kadar büyümüşsün, kulağı kadar haysiyetin yok: Bazı insanlar yaşları ilerlemesine rağmen, çevrelerinde bir türlü saygınlık kazanamazlar.
  • Deve kendi kamburunu görmez, arkadaşının kamburunu görür: Bazı görgüsüz kimseler aynı hata kendilerinde de bulunduğu halde buna aldırış etmeden başkasının bir hatasını görünce, onu ayıplamaya kalkarlar.
  • Deve kırk yılda intikam almış, "Ne erken oldu?" demiş: Develerin sabırlı doğasını simgeler ve bir olayın veya durumun sonucunun, beklenenden çok daha uzun bir süre sonra ortaya çıkabileceğini ima eder. Aynı zamanda, sabırla beklemenin ve doğru zamanı kollamanın önemine vurgu yapar.
  • Deve kulağından aksamaz: Büyük ve güçlü olan şeylerin küçük aksaklıklar veya önemsiz detaylar yüzünden zarar görmeyeceğini vurgular.
  • Deve ne halde, deveci ne halde?: Bir işin ağır yönünü emrindekilere yaptıran pek yorulmaz, ama işin yükünü çeken kan ter içinde kalır.
  • Deve silkinse eşeğe yük çıkar: Güçlü ve saygın kimselerin en değersiz kalıntıları bile, sıradan kişiler için varlık oluşturur.
  • Deve yerine deve çöker (Deve, deve yerine çöker)*: Değerli bir kimseden boşalan yeri ancak o değerde başka bir kimse doldurabilir.
  • Deve yük çeker, köpek solur: Ağır bir işte dürüst, çalışkan kişiyle tembel ve beceriksiz kişi beraber çalışıyorsa, işin büyük kısmını çalışkan ve becerikli olan yapar, tembel olan ise kolay yönleriyle uğraşarak çalışıyormuş gibi görünür.
  • Deve yükü aş olsa, aça az görünür: Yokluk içindeki insanın karnı çok aç olduğundan gözü kolay kolay doymaz.
  • Deveci ile görüşen kapısını yüksek açmalı*: Kendisinden yüksek ve zengin kimselerle düşüp kalkan kişi, bunun gerektirdiği özveriyi göze almalıdır.
  • Deveciyle dost olanın üst eşiği yüksek olur: Zengin, yüksek mevkili kimselerle arkadaş olmak isteyenin durumu onların durumuna yakın olmalıdır.
  • Deveden büyük fil var (Attan büyük deve var, deveden büyük fil var)*: Herhangi bir konuda söz sahibi olanlardan daha büyük, daha yetkili biri mutlaka vardır.
  • Deveden düşenin anası ağlamamış, eşekten düşenin ağlamış: Yaptığı işin riskini göremeyip tedbirsizlik edenler büyük zarara uğrarlar.
  • Deveden düşenin anası ağlamış, eşekten düşenin ağlamamış: Önemli bir mevkiden düşenlere değer verilse de önemsiz mevkiden düşenlere hiç yüz verilmez.
  • Devenin ayağı altında karınca ezilmez: Zengin, güçlü yüksek mevki sahibi kimselerin koruması altındaki kişilere zarar vermeye kalkışan olmaz.
  • Devenin derisi (yünü, silkintisi) eşeğe yük olur (Deve ölürse derisi eşeğe yük olur)*: Büyük insanlar ölünce bıraktıkları sıkıntılar, zorluklar küçüklere yüklenir.
  • Devenin dizini bağlamayan ağlar: Önemli bir işe kalkışan gerekli önlemlerini almazsa sonradan pişmanlık duyar.
  • Devenin tepmesi yumuşaktır ama can alır: Güçlü kuvvetli, kişilerin birazcık sinirlenmesi bile zayıf insanlara büyük zararlar verebilir.
  • Devenin yemediği ot başını ağrıtır: Denemediğimiz bir iş hakkında çok bilgili olamayız, zaman zaman o konudaki eksikliğimiz sıkıntı yaratabilir.
  • Deveye bindikten sonra çalı ardına gizlenilmez*: Herkesin gözü önündeki, bilinen bir olayı yorumlarla gizlemeye çalışmak, boşuna çaba harcamaktır.
  • Deveye "Bir çömlek yapıver" demişler, yedi kazan sütü devirmiş "Çok şükür bir işten kazasız çıktım" demiş: Beceriksiz, sakar kimseler en basit işi bile her şeyi kırıp dökerek yaparlar. Buna aldırış etmedikleri gibi işi başarıyla bitirdiklerine inanıp sevinirler.
  • Deveye "boynun eğri" demişler; "nerem doğru ki?" demiş*: "'İşin şurası yanlış' diyorsunuz da doğru yeri var mı ki?" anlamında söylenen bir atasözü: Hani deveye "boynun eğri" demişler, "nerem doğru ki" demiş. Birinci çarpıklığı aşmadığınız sürece ondan sonrasını tartışmanın manası yok. (S. Demirel)
  • Deveye burç (ot, diken) gerek olursa boynunu uzatır (Burç yiyecek deve boynunu uzatır)*: Kişi kendisine gerekli olan şeyi elde etmek için o yoldaki yorgunluğa katlanmalıdır. İnsan kendisine gerekeni başkasına güvenmek yerine gidip kendi almalıdır.
  • Deveye "inişi mi seversin yokuşu mu?" demişler: "düz, yere mi (düze kıran mı) girdi?" demiş*: Bazen zor seçenekler arasında bir tercih yapmanın anlamsız olduğunu ve en iyi seçeneğin bu zorlukları tamamen ortadan kaldırmak olduğunu ifade eder. Bir işi kolay, sıkıntısız yapmak varken, şu ya da bu biçimde aşırı ve zor yola başvurmanın anlamı yoktur.
  • Deveye "İnişi mi seversin, yokuşu mu?" demişler, "Yük olduktan sonra ikisini de şeytan alsın" demiş: Zor ve istenmeyen bir durumdayken seçeneklerin aslında pek fark etmediğini, çünkü her iki seçeneğin de aynı derecede istenmeyen olduğunu ifade eder.
  • Deveye kalburla su vermezler: Her şeyin ve işin düzgünce yapılacağı özel bir yöntemi vardır.
  • Deveye külah, horoza peçe giydirir:
    1. Bir durumun zorluklarına ve olasılıksızlığına rağmen, beklenmedik bir şekilde başarılmasını anlatmak için kullanılır.
    2. İmkânsız veya mantıksız şeyleri yapmaya çalışmak anlamında kullanılır.
  • Deveyi yardan uçuran (atan) bir tutam ottur*: Küçük bir açgözlülük, kimi zaman çok büyük zarara yol açabilir.
  • Deveyle tepiş (itiş) olmaz: Kimse kendisinden güçlü kişilerle kavgaya, tartışmaya girmemelidir.
  • Alçacık gördü de deveci eşeği mi sandı?: Dış görünüşten insan niteliklerinin anlaşılamayacağını anlatır.
  • Allah deveye kanat verseydi damı taşı dağıtırdı: Allah herkese layık gördüğü en uygun şeyleri verir.
  • At alırsan yazın al, deve alırsan güzün al, avrat alırsan gezin al: Bir şey alırken o şeyin bol ve ucuz olduğu zamanı beklemeli. Evlenmeye karar veren kişide aceleci olmamalı, anlaşabileceği uygun birini aramalı.
  • Attan düşene tımar, deveden düşene mezar gerektir: Bazı durumlarda yaşanan sıkıntıların veya kazaların sonuçlarının farklı olabileceğini ve daha büyük ve ciddi durumların daha ağır sonuçlar doğurabileceğini ifade eder. Yaşanan olayların ve kazaların ciddiyetine göre alınması gereken önlemlerin ve sonuçlarının değişebileceğini anlatır.
  • Bir tutam ot deveye hendek atlatır*: Ufak bir para veya iyilik insana güç işler yaptırır.
  • Cahile laf (söz) anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür (zordur)*: Cahil kimselerle uğraşmak, onları ikna etmek, inandırmak çok güçtür.
  • Çek deveyi güt koyunu, gittikçe beylenirsin: Bıkmadan, yılmadan çalışan emeline kavuşur.
  • Çok karınca deveyi öldürür:
    1. Karınca tek başına küçük ve zararsız bir hayvandır ama hepsi bir araya geldiğinde büyük zararlara yol açabilirler.
    2. Haksızlığa uğrayan kişiler tek başlarına bir şey yapamazlar ama hepsi birleştiğinde büyük bir güç oluştururlar.
  • Çıngıraklı deve kaybolmaz*: Nerede olsa varlığını gösteren kimse unutulmaz.
  • Çuvaldız yurdusu (gözü) kadar yerden deve denli soğuk girer*:
    1. Soğuk en küçük bir delikten bile girip insanı büyük ölçüde rahatsız eder.
    2. Küçük görünen olaylar büyük sonuçlar doğurabilir.
  • Daha Hanya'yı Konya'yı bilmez, devenin gevişine güler: Bazı görgüsüz kimseler hiçbir bilgileri olmadığı halde her hangi bir iş konusunda o işle uğraşan kimseleri eleştirmeye kalkarlar (geviş: Bazı hayvanların yutmuş olduğu yiyeceği tekrar ağzına getirip uzun süre sakız gibi yeniden çiğnemesi).
  • Densiz deveye binmiş de "Ben Allah'ı gördüm" demiş: Akılsız ve görgüsüz insanlar umulmadık bir şanslı durumla karşılaştıklarında ne yapacaklarını şaşırırlar.
  • El kesesinden sultanım, develer olsun kurbanım: Zengin kişi adına çalışan kimse, onun parasını bol bol harcar.
  • Elin gözü deveyi çömleğe, insanı mezara sokar: Bazı insanlar çevresindeki kimselerin iyi durumlarına haset ve nazar edip onların kötü duruma düşmelerine neden olabilirler.
  • Er adıyla, deve havuduyla söylenir: Bireylerin ve nesnelerin kendilerine özgü ve tanınmalarını sağlayan belirleyici özellikleri olduğunu hatırlatır. Dürüst, namuslu ve mert kimseler hakkında konuşulurken isimleriyle birlikte özellikleri de söylenir. Fakat işe yaramaz kötü huylu kimselerden bahsedilirken yalnızca kötü yanları konuşulur (havut: deve semeri).
  • Esrik devenin çulu eğri gerek*: Herkesin davranışı durumuna uygun olmalıdır.
  • Ev eksiği, deve eksiği: Bomboş bir evde kimse yaşamaz, onun için insan ne yapıp edip evinin ihtiyaçlarını karşılamalıdır.
  • Evvel deveni bağla, sonra Hakk'a ısmarla: Kişi her zaman tedbiri elden bırakmamalıdır. Güvenli durumlar da bile yine de tedbirli davranmalıdır.
  • Gelecek deveden, gelen tavuk yeğdir: İnsanın henüz sahip olmadığı veya sahip olmayı umduğu şeyden, daha değersiz ama elinde halihazırda bulunan şey insana daha faydalıdır.
  • Gelin bindi deveye, gör kısmeti nereye: Bir kızın kaderinin ve şansının nasıl şekilleneceğinin evlilikten sonra belli olacağını ifade eder.
  • Göç geri dönerse (kervan ters dönerse) topal deve öne düşer: Belli bir yönde ilerleyen toplum ters yönde geri dönerse, sondakiler birinci duruma geçerler.
  • Gökten deve yağsa, bir tüyü bize düşmez: Bir kişinin sürekli olarak şanssızlık yaşadığını ve bu yüzden en olağanüstü iyi durumlarda bile kendisine hiçbir faydanın dokunmadığını vurgular. Bolluk ve bereket içinde dahi kişinin nasibinin olmadığına işaret eder.
  • Halep yolunda deve izi mi ararsın? (Halep yolunda deve izi sayar): Sonuç alınamayacak akılsızca işlerle uğraşanlar için söylenen bir atasözü.
  • Her akıl bir olsa, deveyi yeden, koyunu güden bulunmaz:
    1. Herkesin aklı bir olsaydı iyi ve rahat işleri herkes yapmak isterdi. O zaman da zor fakat yapılması zorunlu işleri yapacak insan bulunmazdı.
    2. İşler sadece düşünmekle halledilemez, fiili olarak bir şeyler yapılması gerekir.
  • İncir yaprağı deve tabanı kadar olmayınca yaz gelmez: Her ne kadar bazen ilkbaharda yaz havası yaşanabilse de buna aldanmamak gerekir; yaz yazın gelir.
  • İnsanı umut, deveyi hamut yaşatır: Deve nasıl ki hamudu olmadan (yani işe yaramıyorsa) yaşayamaz, insan da istediği, arzuladığı şeylerin hayalini kurmadan yaşayamaz (hamut: Arabaya koşulan hayvanın boynuna geçirilen ağaç veya meşin çember).
  • İstemedikçe gözün deveyi bile görmez: Gönül istemedikten sonra imkanlar ne kadar büyük olursa olsun göze görünmez.
  • Kendi devesini yeden ölmemiş: Kendi işini kendi gören kişiler kolay kolay sıkıntıya düşmezler (yedmek: Çekerek peşinden götürmek).
  • Kışın iğne deliği kadar yerden deve kadar soğuk girer: Kış sert olursa soğuktan korunmak için daha çok tedbirler almak zorunda kalırız.
  • Neler gelmez felekten, develer geçer elekten: Kişinin talihi açıksa en olmadık işler oluverir, nasibini en olmadık yerlerden kazanır.
  • Onmadık (talihsiz) hacıyı deve üstünde yılan sokar*: Talihsiz kişinin karşısına en olmayacak durumlarda inanılmaz, umulmadık engeller çıkar.
  • Ölüm bir kara devedir ki herkesin kapısına çöker (Deve çökmedik ev çokmuş, amma ölüm girmedik ev yokmuş)*: Herkes istese de istemese de bir gün mutlaka ölecektir.
  • Şahin ile deve avlanmaz*: Küçük şeyler elde edebilecek bir araçla büyük şeyler elde edilemez.
  • Topa alışan deve davuldan ürkmez: İnsanların karşılaştıkları zorluklar ve sıkıntılar karşısında zamanla daha dayanıklı ve cesur hale gelebileceğini vurgular. Daha önce zorlu tecrübeler yaşamış olan kişiler, yeni ve benzer zorluklarla karşılaştıklarında daha az korku ve endişe duyarlar (top: savaş topu).
  • Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli*: (atasözünün anlamı)
    1. İnsan, ya güçlüklerden yılmayıp üstlendiği işi sonuçlandırmalı ya da başını alıp gitmeli: "Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli" durumu doğmuştu benim için. İster istemez "deveyi gütmeye" karar verdim ve çeşitli evrelerden geçerek sınavı başardım (H. V. Velidedeoğlu).
    2. Ya buranın koşullarına uymalı ya da buradan ayrılmalı: Emme, sen bana diyeceksin ki, ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli! Deveyi güdeceğiz, tabii... Biz güdemezsek evlâtlarımız güdecek! Medeniyet kervanına katılmazsan yolda kalırsın. (Y. K. Karaosmanoğlu)
  • Ya deve ya deveci (Ya deve ya deveci ya deve üstündeki hacı)*: "İlerisi için verdiğim sözden korkmuyorum, o zamana kadar nasıl olsa şartlar değişir" anlamında kullanılan bir söz: Fakat kurnaz adam, arkadaşının haklı sözlerine hiç aldırmamış. Pişkin pişkin: — Otuz yıla kadar kim öle, kim kala! Ya deve ölür ya deveci ya da ben, diye karşılık vermiş. (Y. Yılmaz)
  • Yağmur yağarsa ineği sat, öküz al; yağmur yağmazsa öküzü sat, deve al: İnsan hiç kullanmadığı malı boşuna elinde tutmamalı, onu satıp yerine işine yarayan bir mal almalıdır.
  • Yılan kendi eğrisini bilmez, deveye "Boynun eğri" der: Kendisinde de bulunan bir kusura aldırış etmez de başkasında görünce eleştirir.
  • Yularsız deve yedilmez*: Disiplinsiz bir kimse, istenildiği gibi yönetilemez (yedmek: Çekerek peşinden götürmek).
  • Zengin deveye binmiş, "Kadem ola" demişler; fukara eşeğe binmiş "Nereden buldun?" demişler: Zengin kişi her şeye sahip kişidir. Bu nedenle sahip olduğu şeyler yadırganmaz. Oysa fakir kişi, bir şey aldığı zaman hemen dikkat çeker (kadem: uğur).


Deve ile ilgili birleşik kelimeler


  • Deve kini: Unutulmayan, sönmeyen büyük kin: Devenin kendisine fenalık yapana kin beslediği, bu kinini yıllarca sakladığı, fırsat bulunca sahibi de olsa intikam aldığı meşhurdur (T. Onay). Kırk yıllık hesabı karıştırıp bağırmak haykırmak ayıp oluyor, anlaşılıyor ki deve kini tutuyormuşsun, bırak unutulmuş bir şey için bu gürültü fazla...
  • Deve tımarı: Özensiz, üstünkörü yapılan: Deve tımarı iş.
  • Deve yükü:
    1. Bir devenin taşıyabileceği yük miktarı: Padişahın kızı deve yüküyle getirdikleri ipek kumaşları ve birkaç halıyı satın almış. (E. Kantaş)
    2. (mecazi) Aşırı ölçüde, çok fazla: İyi bir damar yakaladı; deve yüküyle para kazanıyor. (A. Gezici)
  • Deve yürekli: Korkak kimseler için kullanılır: Onun korkusu konağın uzaklığından değildi. Deve idi amma deve yürekli değildi. (S. Tehrani)
( 0 soru/yorum )